İşçi sınıfının başkenti olarak nitelendirdiğimiz Gebze’de 1 Mayıs, soğuk hava ve sağanak yağmura rağmen binlerce işçinin katılımıyla coşkulu bir şekilde kutlandı. Devrimci İşçi Partisi de Gebze 1 Mayıs’ında çeşitli sektörlerden öncü işçilerin, eğitim ve bilim emekçilerinin, emekçi kadınların ve devrimci gençlerin oluşturduğu disiplinli ve coşkulu bir kortejle yer aldı. Gebze 1 Mayıs’ı tüm Türkiye işçi sınıfı ve istibdada karşı hürriyet mücadelesi yolunda bir mesaj oldu. Bu mesaj aynı zamanda Devrimci İşçi Partisi’nin de pankartıydı: HÜRRİYET İŞÇİLERLE GELECEK!
COVID-19 pandemisinin başlamasının üzerinden altı yıl geçti. Bu altı yılda dünya, COVID-19’un yeni varyantlarının yanı sıra maymun çiçeği (mpox), kuş gribi, Ebola ve benzeri birçok salgın tehdidiyle karşılaştı. Her yeni salgın haberi, doğal olarak, COVID-19 pandemisini ve onun yıkıcı sonuçlarını akla getiriyor. Akıllarda aynı soru beliriyor: “Acaba bu yeni salgın pandemiye dönüşür mü?” Başka bir deyişle, belirli bir bölge ya da ülkeyle sınırlı kalan bir hastalık, COVID-19’da olduğu gibi küresel ölçekte yayılır mı? Tedirginliği ve korkuyu içinde barındıran bu soruyu, “Eğer Hantavirüs salgını ya da başka bir enfeksiyon bir şekilde pandemiye dönüşürse halimiz nice olur?” diye de okuyabiliriz.
Diyarbakır’da kaybolan ve cansız bedeni 19 gün sonra bulunan Narin’in davası birçok soru cevaplanmadan karara bağlandı. Asıl failin kim olduğu ve cinayetin hangi sebeple işlendiği tespit edilemedi.
8 yaşındaki Narin Güran Diyarbakır’ın Tavşantepe Köyü’nde 21 Ağustos Çarşamba günü, “Kur’an kursuna gidiyorum” diye evden çıkmış kendisinden bir daha haber alınamamıştı. Ailesinin üç gün sonra kayıp ihbarında bulunduğu Narin’in cansız bedeni, 19 gün sonra evinin yakınındaki Eğertutmaz Deresi kenarında bulunmuştu. Narin Güran cinayetine ilişkin Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığınca başlatılan soruşturma kapsamında açılan davanın üçüncü duruşmasında karar çıktı. Narin’in ölümünde doğrudan ya da dolaylı olarak katkısı bulunan anne Yüksel Güran, amca Salim Güran ve ağabeyi Enes Güran hakkında ağırlaştırılmış müebbet cezası verildi. Tutuklandıktan bir süre sonra ifadesini değiştirerek, Narin’in cansız bedeni dereye gömdüğünü itiraf eden komşuları Nevzat Bahtiyar’a ise delil karartma suçundan 4 yıl 6 ay hapis cezası verildi.
Yargılama süreci şeffaf yürütülmedi
Anne, amca ve abiye verilen ağırlaştırılmış müebbet kararı “Adalet sağlandı” izlenimi verse de yargılama süreci birçok soru cevaplanmadan tamamlandı. En başta Narin’den önce köyde yaşanan çocuk ölümleri iddianamede yer almadı. Hakkında ağırlaştırılmış müebbet kararı verilen amca Salim Güran’ın HÜDA PAR ve AKP ile bağlantısı tespit edilmişti ancak bu konu mahkeme dosyalarına hiç giremedi. Aynı şekilde Narin’i asıl faillerinin bulunması konusunda çalışmaları engellediği Diyarbakır Barosu tarafından tespit edilen ve haklarında suç duyurusunda bulunulan kamu görevlileri hakkında hiçbir işlem yapılmadı. Palas pandıras yapılan yargılamada cinayete ilişkin bilgi sahibi olduğu bilinen sanıklar ve tanıkların çelişkili ifadeleri yeterince araştırılmadı. Narin Güran cinayetine ilişkin soruşturma ilk günden bu yana yayın yasakları ve gündem değiştirmek için ara ara servis edilen yanıltıcı haberlerle kamuoyundan adeta gizli saklı şekilde, en nihayetinde asıl failin kim olduğu ve cinayetin hangi sebeple işlendiği bile tespit edilmeden karara bağlandı.
Yargı mekanizması işlemiyor
Verilen cezaların kamuoyunun baskısıyla ve başka gerçekleri gizlemek için hızla verildiği ortadadır. 8 yaşında bir çocuğun ailesi tarafından katledildiği, aynı köyde daha önce de benzer çocuk ölümleri yaşandığı ve tüm köyün bu gerçeği bildiği halde sustuğu bir davanın bu denli şeffaflıktan uzak yürütülmesi kabul edilemez. Narin’in katledilişi münferit bir olay değildir, haliyle yürütülen soruşturma ve yargılama süreci emsal teşkil edecektir. Narin için sağlanamayan “adalet” tüm çocukların geleceğini tehlikeye atmaktadır.
Tüm yargı mekanizmalarının işlemez hale geldiği bu istibdad rejimi çocukları korumak şöyle dursun, çocukların geleceğini karartıyor. Bu rejimde çocukları korumak ve Narin gibi hayattan koparılan çocuklar için adalet sağlamak mümkün değildir. Çocuklar için güvenli bir hayat ve adalet sağlamak için istibdada karşı topyekûn mücadele vermek gerekir.
Özel Lokman Hekim Van Hastanesi’nde sendikalaştıkları için işten atılan sağlık işçileri, 18 Mayıs’ta görülen davada patronun sendika düşmanı saldırısına karşı yürüttükleri hukuki mücadeleyi bir kez daha kazandı. Yerel mahkeme, Lokman Hekim patronunun sendika düşmanlığını tescilledi. İşçiler kıdem tazminatlarını, dört aylık boşta geçen süre ücretlerini ve 12 aylık sendikal tazminat hakkını kazandı.
İstibdad medyası ve finans kapitalin zirveleri uzun süredir İngiliz Mehmet Go Home diyen Devrimci İşçi Partisi’nin dediğine mi geldiler yoksa? Tabii ki hayır!
Bolivya’da işçi sendikaları, yerli halkın örgütleri ve eğitim emekçileri Rodrigo Paz hükümetine karşı ortak mücadeleye girişti. Ülkenin sınıf mücadeleleri ile dolu tarihinde yeni bir eşiğe ulaşıldı.
Devrimci İşçi Partisi Kurucu Üyesi, Devrimci Marksizm dergisi ve Gerçek Gazetesi yazı işleri müdürü Şiar Rişvanoğlu yoldaşımız Adana 11. Ağır Ceza Mahkemesi’nin sanık sandalyesini bir devrimci kürsüye dönüştürdüğü davada beraat etti.
TBMM’de Sağlık, Aile, Çalışma ve Sosyal İşler Komisyonunda 2 Nisan’da kabul edilen yasa tasarısına göre çalışan kadınlar için 16 hafta olan doğum izni 24 haftaya, yani yaklaşık 6 aya çıkıyor.
4 Mayıs, Dersimlilerin “Kara Gün” ya da “Roca Şaye” olarak andıkları katliam kararının Bakanlar Kurulu’ndan geçtiği gündür. Tertele, Dersimlilerin hayatında kırım, soykırım anlamına gelen Kırmancki bir kelimedir. Bu yıl Dersim Tertelesinin (soykırım) 89. yıl dönümü. 4 Mayıs nedeniyle Dersimliler bulundukları yerlerde saat 19:37-38’de anmalar gerçekleştiriyor. 4 Mayıs Dersim Tertelesi Gününde ölüler ve kayıplar için dua ediliyor, onların anısına mum yakılıp anmalar yapılıyor.
Lübnan, Filistin davasının ve komünizmin yılmaz neferi Corç Abdullah’a yeni kavuşmuşken, bu kutlu mücadeleye ezgileriyle ruh üfleyen Ziyad Rahbani’nin ölümüyle yeniden hüzne boğuldu. Lübnan Komünist Partisi üyesi, hatta LKP’nin marşını bile yazan, sanatıyla olduğu kadar Filistin direnişi ve sosyalizm davasına koşulsuz desteğiyle tanınan Rahbani, Abdullah’ın Lübnan’a ayak basmasından bir gün sonra yaşamını yitirdi. Lübnan halkı, Beyrut’un her yerinde Rahbani’nin resimlerini sergileyerek, şarkılarını çalarak, nihayet cenaze merasimine müthiş bir kitleyle katılarak yitirdikleri evlatlarına sevgi gösterisinde bulundu.
Bundan tam 54 yıl önce 6 Mayıs 1972’de Deniz Gezmiş, Hüseyin İnan ve Yusuf Aslan 12 Mart askerî darbesinin ardından idam edildiler. Darbenin güdümlü mahkemeleri bu kararı verirken meclisteki burjuva partilerinin milletvekillerinin de onayını aldılar. 1968 öğrenci hareketinin başını çeken bu üç önder arkalarında bugün de örnek alınması gereken, devrime adanmış hayatlar bıraktılar. Kararlı duruşları ve son ana kadar verdikleri mücadele ile gençliğin ve emekçi halkın hafızasında bir daha yok olmamak üzere yer edindiler.