Stalin sonrası dönemin Stalinistlerinin çok temel bir özelliği var. Bizim “işçi devleti” olarak nitelediğimiz, kendilerinin “sosyalist”, “komünist”, “halk demokrasisi” ve çeşitli başka adlarla andıkları sosyalizmin inşası süreci yaşayan ülkelerin yaşaması, ayakta kalması için parmaklarını kıpırdatmıyorlar.
İktidar ve düzen muhalefeti NATO zirvesi için emperyalizme yaranma yarışına girip milyarlarca lira harcarken, işçi ve emekçilerin payına düşen yoksulluk, grev yasakları ve polis copu oluyor. Tuzla Chen Solar fabrikasından bir metal işçisi, halkların kardeşliğini tesis etmek için tüm ezilenleri ortak düşmana, en büyük terör örgütü NATO'ya karşı birleşmeye çağırıyor.
İktidarın işçi düşmanı programı asgari ücreti açlık sınırının çok altında, 28 bin lirada dondurdu. TÜİK'in makyajlı rakamlarıyla belirlenen sefalet oranındaki memur ve emekli zamları ise mutfaktaki yangını harlarken, işçi sınıfına ve emeklilere yönelik büyük emek hırsızlığını bir kez daha gözler önüne seriyor.
Patronların kâr hırsıyla yarattığı iklim krizinin bedelini canıyla ödeyen işçi sınıfı, ölümcül sıcaklara karşı ayağa kalkıyor. Fransa'da 40 dereceyi aşan cehennem sıcaklarında klimasız ortamlarda çalışmaya zorlanan otomobil işçileri ve eğitim emekçileri, sermayenin ve hükümetin 'üretim duramaz' dayatmasına grev silahını çekerek yanıt veriyor.
1930 yılında Kürt halkına karşı gerçekleştirilen kanlı Zilan Katliamı'nın üzerinden 96 yıl geçti. Sömürgeci burjuvazinin ve emperyalizmin tarihi suçlarından olan bu katliamın hesabını, ulusların tam hak eşitliği ve özgürlüğü için omuz omuza mücadele eden Türk ve Kürt işçi sınıfı soracak.
İstanbul Adalar Belediyesi'ne sabah saatlerinde düzenlenen operasyon kapsamında aralarında Belediye Başkanı Ali Ercan Akpolat'ın da bulunduğu 41 kişi gözaltına alındı. Resmi söylemde bu operasyonun rüşvet, irtikap, resmî belgede sahtecilik, suç işlemek amacıyla örgüt kurma ve yönetme, görevi kötüye kullanma, 2863 sayılı yasaya muhalefet suçlamalarıyla gerçekleştirildiği söylense de bu gerekçeler Adalar halkını hiçbir şekilde ikna etmiyor. Nitekim öğlen saat 15:00 sularında Büyükada sakinleri tamamen halk içinden gelen bir inisiyatifle saat meydanında toplandılar ve tüm operasyonu muhalefeti bastırmayı amaçlayan bir girişim olarak protesto ettiler.
Bundan tam 54 yıl önce 6 Mayıs 1972’de Deniz Gezmiş, Hüseyin İnan ve Yusuf Aslan 12 Mart askerî darbesinin ardından idam edildiler. Darbenin güdümlü mahkemeleri bu kararı verirken meclisteki burjuva partilerinin milletvekillerinin de onayını aldılar. 1968 öğrenci hareketinin başını çeken bu üç önder arkalarında bugün de örnek alınması gereken, devrime adanmış hayatlar bıraktılar. Kararlı duruşları ve son ana kadar verdikleri mücadele ile gençliğin ve emekçi halkın hafızasında bir daha yok olmamak üzere yer edindiler.
Anayasa Mahkemesi'nin yoksulluk nafakasındaki 'süresiz' ibaresini iptal etmesiyle iktidarın kadın haklarına yönelik saldırılarına bir yenisi eklendi. Şiddete ve yoksulluğa itilmek istenen emekçi kadınlar nafaka hakkına sahip çıkarken, güvenceli istihdam talebini de yükseltiyor.
Devrimci İşçi Partisi Kurucu Üyesi, Devrimci Marksizm dergisi ve Gerçek Gazetesi yazı işleri müdürü Şiar Rişvanoğlu yoldaşımız Adana 11. Ağır Ceza Mahkemesi’nin sanık sandalyesini bir devrimci kürsüye dönüştürdüğü davada beraat etti.
Tayyip Erdoğan 7-8 Temmuz’da Ankara’da toplanacak NATO zirvesinden önce bir önemli NATO toplantısının da İstanbul’da olacağını duyurdu. NATO Parlamenter Asamblesi (NATOPA) 28-29 Haziran tarihlerinde İstanbul’da toplanacak. NATOPA, üye ülkelerin parlamento temsilcilerinden oluşuyor. Türkiye, NATOPA’da meclisteki sandalye sayılarına orantılı olarak AKP’den sekiz, CHP’den dört, MHP’den, İyi Parti’den ve Dem Parti’den ikişer üye ile temsil ediliyor. NATOPA öyle çok önemli ve bağlayıcı kararların alındığı bir yapı değil. Esas işlevi NATO’nun emperyalist politika ve projelerinin siyasi olarak paketlenip makyajlanarak benimsetilmesi. Ülke parlamentolarından farklı siyasi parti temsilcilerinin burada yer alması en çok bu işe yarıyor.
Lübnan, Filistin davasının ve komünizmin yılmaz neferi Corç Abdullah’a yeni kavuşmuşken, bu kutlu mücadeleye ezgileriyle ruh üfleyen Ziyad Rahbani’nin ölümüyle yeniden hüzne boğuldu. Lübnan Komünist Partisi üyesi, hatta LKP’nin marşını bile yazan, sanatıyla olduğu kadar Filistin direnişi ve sosyalizm davasına koşulsuz desteğiyle tanınan Rahbani, Abdullah’ın Lübnan’a ayak basmasından bir gün sonra yaşamını yitirdi. Lübnan halkı, Beyrut’un her yerinde Rahbani’nin resimlerini sergileyerek, şarkılarını çalarak, nihayet cenaze merasimine müthiş bir kitleyle katılarak yitirdikleri evlatlarına sevgi gösterisinde bulundu.