301 kadın, tek bir gerçek: Özsavunma örgütlenmeleri yaşatır

Armağan Tulun 5 dk okuma
Başlıksız

Kadın cinayetlerine ilişkin açıklanan veriler soğuk bir rakam, istatistik değil. O veriler hayattan koparılmış kadınları ve kadınlara yönelik ayrımcılığı körükleyen cezasızlık düzeninin ağır faturasını gösteriyor. Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu’nun açıkladığı rapora göre, 2026’nın ilk altı ayında erkekler 150 kadını öldürdü, 151 kadın ise şüpheli şekilde ölü bulundu. Yılın yalnızca 181 gününde en az 301 kadının yaşamı erkek şiddetinin ve karanlıkta bırakılan ölümlerin konusu oldu.

Öldürülen 150 kadının 95’i evli olduğu, birlikte olduğu, boşandığı ya da ayrıldığı erkek tarafından öldürüldü. Tüm akrabalarını ve tanıdıklarını değil, sadece babası, oğlu ve kardeşini dahil ettiğimizde öldürülen her 4 kadından 3’ünün en yakınındaki erkekler tarafından yaşamdan koparıldığını görüyoruz. Kadınları değil, sadece aileyi merkeze alan ve kadınları toplumun dışına itip eve hapsetmeye çalışan politikaların ortasında, kadınların %61’i “güvenli liman” diye sunulan evlerinde öldürülmüş durumda. 

Koruma mekanizmaları ise çoğu zaman kâğıt üzerinde kalıyor. Öldürülen en az sekiz kadının 6284 kapsamında koruma veya tedbir süreci vardı. On beş kadın adli sicil kaydı bulunan erkekler tarafından öldürüldü. Kadınlar şikâyette bulunmalarına, boşanma sürecine girmelerine, uzaklaştırma kararı almalarına rağmen korunmuyor. Cezasızlık, failleri cesaretlendirirken, bu düzen kadınlara “kendi başının çaresine bak” diyor. Üstelik şiddet yalnızca kadını hedef almıyor. Kadın cinayetlerinin üçte birinde kadının yanında bulunan bir kişi de bu 6 ayda ya öldürüldü ya da yaralandı; çocuklar, anneler, kardeşler, arkadaşlar ve komşular da erkek şiddetinin hedefi hâline geldi. 

Koruma kararlarının gölgesinde göz göre göre şiddet, saldırı anında tek başına olmadığı hâlde yaşamını yitiren kadınlar… Burada bir kere daha durup düşünelim. 

Madende, tersanede, inşaatın tepesinde, fabrikada, işyerinde de kazalar, iş cinayetleri neredeyse her zaman göz göre göre gelmiyor mu? Orada da çoğu zaman yalnız değiliz, tek başımıza çalışmıyoruz ama yanı başımızdaki arkadaşımız her zaman engel olamıyor o iş cinayetine, hatta belki de onunla birlikte alıyor sermayenin kâr hırsı canımızı. Ama bazen de durabiliyoruz karşısında. Ve burada tesadüf olmayan bir durum söz konusu. İş cinayetlerinin en fazla yaşandığı sektörlerin, işyerlerinin ortak özelliği örgütsüzlük, işçinin işçi sağlığı ve iş güvenliği koşulları üzerinde söz sahibi olamadığı, sermayenin orman kanunlarının hüküm sürdüğü yerler olması. Ama örgütlü olduğumuzda, iş değişiyor. Yanı başımızdaki arkadaşımızın bizi iş cinayetiyle sonuçlanabilecek bir kaza anında korumasına bile gerek kalmadan daha başından alınan tedbirlerle önlem almış oluyoruz. 

Kadına yönelik şiddet ve kadın cinayetleri için de aynı durum geçerli. Nasıl örgütsüz olduğumuzda işçi sağlığı ve iş güvenliği ile ilgili yasalar, yönetmelikler orada dururken işçiler çalışırken ölüyorsa, örgütsüz olduğunda 6284 sayılı kanun orada dururken kadınlar erkek egemenliğinin gadrine uğrayıp yaşamını yitiriyor. İşte bu yüzden biz kadına yönelik şiddet karşısında özsavunma örgütlenmelerini kuralım, haklarımızla birlikte yaşamlarımızı da savunalım diyoruz. 

Şiddet anında özsavunma haktır ama onu örgütlü bir şekilde yapmak, kadının bu tehdit karşısında arkasında, şiddet tehdidini savuran erkeğin de karşısında örgütlü bir güç bulması demektir. Ve özsavunma örgütlenmelerinin anlamı sadece şiddeti şiddet anında savuşturmak için örgütlü bir şekilde fiziksel güç kullanmaktan ibaret olmayacaktır. Şiddet tehdidi ortaya çıktığında nasıl hareket edileceğini, kadının nerede güvenli bir şekilde barınabileceğini, varsa aynı şiddete maruz kalabilecek çocukların nasıl korunacağını kolektif bir şekilde planlamaktır. Kadının işyerinden ücretli izin, vardiya değişikliği gibi ne tür şeylerin talep edileceğini, örgütlü bir işyerinde çalışıyorsa, sendikasıyla birlikte önceden belirlemektir. Kadın açısından pratik faydalarının ötesinde, yalnız olmadığını bilmesini, şiddet tehdidi karşısında daha güçlü ve daha kararlı durmasını, daha güvende hissetmesini sağlayacaktır.

Özsavunma örgütlenmeleri kurma mücadelesi, fabrikalarda toplu iş sözleşmelerine hukuki destek ve geçici barınma gibi önlemlerin girmesi mücadelesi ile birleşecektir. Şiddet gören kadına yalnızca “evden ayrıl” demenin anlamı olmaz. Gidecek evi, geçinecek geliri ve çocuğunu bırakacak güvenli bir yeri yoksa kadın nasıl yeni bir hayat kuracak? Bu nedenle özsavunma örgütlenmeleri kurma mücadelesi aynı zamanda her kadına güvenceli iş, eşit ücret, ücretsiz kreş, güvenli konut mücadelesi ile birlikte yürüyecektir. İşte bu nedenle kadına yönelik şiddete karşı mücadelenin de öncüsü emekçi kadınlar olmalıdır. Özsavunma örgütlenmeleri kurma mücadelesi de, eşit işe eşit ücret için, kreş hakkı için, güvenceli bir iş için verilen mücadeleler de olduğu gibi emekçi kadınların ellerinde yükselecektir. 

Bu yazı Gerçek gazetesinin Ağustos 2026 tarihli 203. sayısında yayınlanmıştır.

kadın hareketi emekçi kadınlar kadın cinayetleri erkek şiddeti özsavunma örgütlenmeleri 6284 sayılı kanun