Adalet de işçilerle gelecek

Levent Dölek 6 dk okuma
levent

26 Ocak 2022… “Bu kişi Hablemitoğlu cinayeti zanlısı olarak şu anda ülkemiz yargısına hesap veriyor!” Erdoğan, Star TV canlı yayınında Hablemitoğlu cinayetinin zanlılarından Nuri Gökhan Bozkır’ın MİT tarafından Ukrayna’dan Türkiye’ye getirilişini böyle duyurmuştu. Bir akademisyen olan, Fethullah Gülen cemaatinin devlet içindeki kadrolaşmasını, Alman vakıflarının Türkiye’deki faaliyetlerini ele alan kitaplarıyla gündeme gelen Necip Hablemitoğlu’nun adı MİT Müsteşarlığı için de geçmişti. Nuri Gökhan Bozkır’ın ifadelerine göre, suikastı yapan ekibin başında Albay Levent Göktaş vardı. Özel Kuvvetler’de görev yapan, Öcalan’ın Türkiye’ye getirilmesi operasyonunda da yer alan, sonraki yıllarda Ergenekon davalarında hapis yatan Albay Levent Göktaş’ın da adının 2002 yılında MİT Müsteşarlığı için geçtiği söylendi. Hablemitoğlu cinayeti için hep Fethullahçılar işaret edilmişti. Şimdi ise Ergenekon sanığı bir albay cinayetin bir numarası olarak suçlanıyordu. Tam 20 yıl sonra yıllarca üzeri kapatılmış bir faili meçhul cinayet dosyası yeniden açılırken, Necip Hablemitoğlu’nun eşi Şengül Hablemitoğlu paylaşımında “Adalete, devlete inancımızı ve güvenimizi kaybettik…” diyordu ve kendilerine hiçbir yetkilinin ulaşıp bilgi vermediğinden yakınıyordu. 18 Mayıs 2023… Ankara 28'inci Ağır Ceza Mahkemesi'nde görülen davada tüm sanıklar tahliye edildi!

Bu olanları niye hatırlatma ihtiyacı duyduğumuz belli. Adalet Bakanı Akın Gürlek’in Uğur Mumcu ve Muhsin Yazıcıoğlu dosyalarının yeniden açıldığını duyurmasının ardından pek de bir beklenti içinde olmamak gerektiği açık. Hele ki Akın Gürlek’in “ucu nereye giderse gitsin” sözü, bu işlerin bir yere varmayacağının ilanı gibi adeta. Futbolda yönetim “hocamızın arkasındayız” dediğinde birkaç haftaya kalmaz hocanın kovulacağını anlarsınız ya; üst düzey bir devlet yetkilisi çıkıp da bir dava için “ucu nereye giderse gitsin” dediğinde de yine anlarsınız ki bu iş de bir yere varmayacak. Sebebi açık değil mi? “Ucu nereye giderse gitsin” diyen, işin ucunda büyük nüfuz sahibi mercilerin, yani aslında devletin ve/veya devletlerin olduğunu ikrar ediyor demektir. Dolayısıyla gerçekten de Uğur Mumcu cinayeti için dönemin Emniyet Genel Müdürü Mehmet Ağar’ın söylediği gibi “tuğlayı çekerseniz duvar yıkılır!”. Duvarın müteahhitlerinden ve muhafızlarından o duvarı yıkması beklenir mi? O duvarın adını koyalım. O duvar adlı adınca kontrgerilladır. NATO’nun komünizm tehdidi adı altında ABD’nin/CIA’nın üye devletlerde (bu ülkelerin iktidarlarının, ordularının vb. tam bir işbirliği ile) kurduğu işçi ve halk düşmanı gizli orduların adıdır kontrgerilla! Karanlıkta bırakılmış ne kadar katliam varsa (1 Mayıs, Maraş, Çorum, Sivas, Gazi, 10 Ekim vb.) ne kadar cinayet varsa (Kemal Türklerler, Abdi İpekçiler, Bahriye Üçoklar, Uğur Mumcular, Necip Hablemitoğulları, Hrant Dinkler, Tahir Elçiler…) onun altında kontrgerillanın imzası vardır. Meseleyi bu şekilde kavradığınızda, nasıl oluyor da Hablemitoğlu dosyasındaki gibi FETÖ ile Ergenekoncular aynı suikastın sanıkları oluyor diye kafanız karışmaz. Gerçek gazetesinde “12 Eylül Terör Örgütü” başlıklı yazımızda kanıtlarıyla birlikte yazmıştık. Resmî anlatının aksine, Fethullahçıların devlete sızmadıklarını, ellerindeki NATO kartvizitiyle, ABD’nin bizim çocuklar dediği 12 Eylül paşalarının himayesinde devlete yerleştiklerini bilirseniz, olaylara farklı bakarsınız.

Kontrgerilla içinde birbiriyle rekabet içinde olan, birbirinin kuyusunu kazan, bir diğerini hapse attıran, hatta işi öldürmeye kadar vardıran gruplar hep var olagelmiştir. Bugünün istibdadı bir yarı-askerî rejimdir ve zannedilenin aksine bir “tek adam yönetimi” değil, tam da bu sivil/askeri güç odaklarının hem rekabeti hem de işbirliği üzerinde yükselen bir yapı söz konusudur. O yüzden medyatik operasyonlar yapıldığında, iktidar ve nüfuz sahibi görünen asker/sivil kişiler yargılanmaya, gözaltına alınmaya başlandığında memlekette “iyi şeyler de oluyor” havasına kapılmamak gerekir. Yazının girişinde iki tarih vermiştik. İkinci tarihe tekrar dönüp bakın! 18 Mayıs 2023! 14 Mayıs 2023’te yapılan Cumhurbaşkanlığı seçimlerinin ilk turundan hemen sonra ve ikinci turundan hemen önce! Tesadüf mü? Cumhurbaşkanlığı seçimlerinin iki turu arasında yaşanan olaylara dönüp bakın. Diyebiliriz ki 14 Mayıs ve 28 Mayıs tarihlerinde görünürde seçmenler bir tercih yapmış, ama çok açık ki perde gerisinde de yarı-askerî rejimin odakları da bir kararda ortaklaşmıştır. Bu ortaklaşmada Hablemitoğlu davası “bir rehine pazarlığı” rolü oynamış mıdır? Neden olmasın? Şimdi hakikatin ortaya çıkarılmasını mı yoksa yarı-askerî rejim içinde yeni rehine pazarlıklarını mı beklemeliyiz? Muhsin Yazıcıoğlu davasında yapılan tutuklamalar belli ki Fethullahçı asker ve polisleri hedef alıyor. Kontrgerillanın zaten taca atılmış unsurlarını tutuklamak kolay. Peki ya Uğur Mumcu dosyası? Bugün yarı-askerî rejim içinde “petrol açılımı” karşısında merkezkaç eğilimler gösteren kimilerine bir gözdağı olabilir mi? Neden olmasın? Ama NATO’nun zincirleriyle bağlı istibdadın, NATO kontrgerillasını tasfiyeye yönelmediği, yani duvarı yıkacak tuğlaları çekmeyeceği kesin!

Yarı-askerî rejim içindeki hesaplaşmalar nereye varacak göreceğiz. Onun dışında geriye siyasi operasyonların savcısı, malvarlığı ile ilgili şaibelerle tartışılan bir adalet bakanının bir temiz eller savaşçısı olarak gösterilmesi kalıyor. Medyatik davalar, ünlülerin gözaltı görüntüleri, istibdadın aparatlarına yönelen soruşturmalar vb. “hesap ver” demesi gereken insanlara “sesimizi duy” dedirtmeye başladıysa, operasyonun bu kısmı işliyor demektir. Bu da hakikatin ortaya çıkmasını, adaletin sağlanmasını değil, ama yeni siyasi operasyonları beklememiz gerektiği anlamına gelir. İşçiler, emekçiler bu tuzağı görmeli ve bu tuzağa düşmemeli. İstibdadın daha yeni maden işçilerinin önderleri Gökay Çakır’ı ve Başaran Aksu’yu nasıl hukuku ayaklar altına alarak içeri attığını unutmamalı. O karanlık duvarı inşa ve muhafaza edenler asla o tuğlayı çekmeyecek! Her katliam anmasında haykırdığımız gibi katillerden hesabı emekçiler soracak! Hürriyet de adalet de işçilerle gelecek!

Bu yazı Gerçek gazetesinin Eylül 2026 tarihli 204. sayısında yayınlanmıştır.

Necip Hablemitoğlu Adalet Bakanlığı Uğur Mumcu muhsin yazıcıoğlu kontrgerilla faili meçhul cinayetler istibdat NATO Memlekete hürriyet işçilerle gelecek