Küba bir kez daha ve her gün biraz daha sertleşen bir zeminde ABD emperyalizminin hedef tahtasında. Trump yönetiminin Küba’yı ABD ulusal güvenliği için tehdit ilan etmesi, deniz ablukasını devreye sokarak Küba’ya giden petrol gemilerini engellemesi, Küba’ya petrol verecek ülkelere yaptırım tehditleri savurması, ayakta kalmaya çalışan bir işçi devletini boğma, bütün bir halkı elektriksiz, susuz, ilaçsız ve gıdasız bırakarak teslim alma çabasının ürünüdür. ABD emperyalizmi bu emperyalist kuşatma politikası sökmezse, doğrudan bir askeri işgal tehdidini savurmaktan da geri durmuyor. O kadar ki Küba Ulusal Sivil Savunma Başkanlığı, aileler için hava saldırısı durumunda alınması gereken tedbirlere yönelik “koru, diren, hayatta kal ve kazan” başlıklı bir rehber yayınladı!
Bugün Küba’da günlük hayatı felç eden sorunlar çok ciddi boyutlara ulaşmış durumda. Elektrik kesintileri neredeyse her gün saatlerce sürüyor. Yakıt azlığı sadece ulaşımı etkilemiyor; aynı zamanda su pompalarını, tarımı, gıda tedarik ve dağıtımını ve hepsinden de önemlisi hastaneleri vuruyor. Kübalı sağlıkçılar yaptıkları dayanışma çağrılarında hastanelerde şırıngadan gazlı beze, tıbbi oksijenden en basit ameliyat malzemelerine kadar en temel ihtiyaçlarda bile eksiklik yaşandığını, ülkede çalışır durumda sadece birkaç MR cihazı bulunduğunu ifade ediyor. İlaç bulmak öylesine zor bir seviyeye ulaşmış durumda ki reçeteleri hastalığın ne olduğuna göre değil, hastanın hangi ilacı bulabildiğine göre yazdıklarını söylüyorlar. Sağlık alanında dünya çapında insanlık için en ileri tarihsel kazanımları temsil eden, pandemi döneminde dünya salgınla kapitalizmin insafına kalmış bir şekilde boğuşurken farklı ülkelerdeki insanların yardımına koşan sağlık emekçileriyle gurur duyulan Küba’nın, bugün adım adım getirildiği durum, emperyalizmin bilinçli boğma taktiği ile bir enkaza dönüştürülme çabasıdır.
Bu tablonun birinci ve en büyük sorumlusu ABD emperyalizmidir. Küba altmış yılı aşkın süredir ambargo altında. Ancak bugün karşı karşıya kalınan tablo, klasik bir ambargonun çok ötesinde. Trump yönetiminin 29 Ocak 2026’da imzaladığı 14380 sayılı Kararname ile devreye soktuğu eşi görülmemiş yaptırımlar, adanın dünyayla bağını fiilen koparmış oldu. Bu kararnameyle yalnızca Küba gemileri değil, adaya petrol taşıyan Meksika ve Venezuela gibi üçüncü ülke gemileri de açık denizlerde engellendi, ikincil yaptırım tehditleriyle uluslararası nakliye şirketleri felç edildi. Trump yönetiminin tetikçilerinin, Küba'ya yönelik "komünist diktatörlüğün günleri sayılı" şeklindeki açıklamaları, Küba’nın üzerindeki casus uçuşlarının artırılması ve Raúl Castro'ya yönelik uluslararası adli suçlamaların devreye sokulması, doğrudan bir askeri müdahalenin ve işgal hazırlığının adımlarıdır. ABD bir yandan bu hazırlıkları yaparken bir yandan da Küba halkını sefaletle terbiye edip rejimi içerden çökertme stratejisi izleyerek Küba’yı yeniden kendi arka bahçesine çevirmek istiyor.
Bugün Küba’da bürokrasi ve Díaz-Canel yönetimi, halk böylesine yoksullukla boğuşurken sadece kendi ayrıcalıklı konumlarını muhafaza etmiyor, daha da kötüsü bu durum karşısında devrimci çözümlere başvurmak yerine gıda dağıtımı gibi en temel kamusal alanları özelleştirerek, ABD ile ticarete ve uzlaşmaya açık sinyaller vererek kapitalist restorasyon kapısını sonuna kadar aralamaktadır. Bir zamanlar halkın temel gıda güvencesi olan karne sisteminin (Libreta) içi hızla boşaltılırken, adanın dört bir yanında pıtrak gibi çoğalan özel şirket marketleri (MIPYMES) yalnızca dövize veya yurt dışından gelen para transferlerine erişimi olan küçük bir azınlığa hizmet veriyor. Tüm bunlar devrimin toplumsal tabanını içeriden kemiriyor.
Bürokrasi her gün kapitalist restorasyonun taşlarını biraz daha döşüyor olsa da ABD’nin ambargolarına, yaptırımlarına, askeri tehditlerine ve nihayet olası saldırısına karşı Küba koşulsuz savunulmalıdır. Çünkü emperyalizmin asıl hedefi bürokrasi değil, 1959 Devrimi’nin ürünü işçi devletidir. Küba’ya olan kini, bürokrasiye değil, adayı kendi arka bahçesi, kumar ve fuhuş cenneti olmaktan çıkaran işçi sınıfının iktidarınadır. Küba’yı koşulsuz savunmak Díaz-Canel yönetimini aklamak anlamına gelemez. Küba’yı koşulsuz savunmak, devrimin kazanımlarını, işçi sınıfının iktidarını savunmak demektir.
Küba’yı koşulsuz savunmanın yolu emperyalizme karşı, ABD’ye karşı, NATO’ya karşı mücadeleden, güçlerimizi seferber etmekten geçer. Bazı sendikalar uluslararası alanda Küba ile dayanışma için düzenlenen dayanışma ve imza kampanyalarına desteklerini açıkladılar. Küba’ya gösterilecek en anlamlı dayanışma faaliyetlerinden biri, Küba’da hayatı felç etmeye çalışan Trump ve dünyanın en kanlı terör örgütü NATO Temmuz ayında Türkiye’ye geldiğinde onlara hayatı durdurarak genel grevle cevap vermek olacaktır! ABD emperyalizminin tehditlerine karşı Küba’yı savunmaya! Küba’yı savunmak için NATO’ya karşı genel greve!
Bu yazı Gerçek gazetesinin Haziran 2026 tarihli 201. sayısında yayınlanmıştır.