2023’te neredeyse tüm sol Kılıçdaroğlu’nun arkasında dizilmiş ve ona oy çağrısı yaparken biz “oy yok” dedik ve Kılıçdaroğlu, ekibiyle birlikte istibdadın safına geçtikten sonra tabii ki bunu tekrar gündeme getireceğiz. Bunu “biz haklı çıktık” demek için yapmıyoruz. Devrimci siyaset “haklı çıkmak” için yapılmaz. Ama kritik siyasi dönemeçlerde doğru tutumlar almadan ya da yapılan yanlışların özeleştirisini yapmadan devrimci bir siyasetin inşa edilemeyeceği de açıktır. “Kandırıldık” deyip geçilecek mesele midir? Onu, düzen siyasetçileri derler. Demirel’in “dün dündür bugün bugündür” tavrının Erdoğan versiyonudur “kandırıldık”… Kandırılmamak ve çok daha önemlisi “kandırmamak” devrimci siyasetin esaslarından olsa gerektir.
Erdoğan’ı yenmek için bel bağlanan neredeyse “pir” mertebesine yükseltilen Kılıçdaroğlu’nun “mutlak butlan” ile Erdoğan’ın aparatı olmaya düşmesinden sonra dahi solda, özeleştiri namına en ufak bir kıpırtı yok. Utanacak sıkılacak bir şey yok. İşçi sınıfının ve emekçi halkın çıkarlarının gereğidir. Sosyalist solda, düzen siyasetine karşı bağımsız bir odak inşa edebilmenin şartıdır. Kılıçdaroğlu faciasından sonra Özgür Özel-Ekrem İmamoğlu ekibinin ve şimdi Yeni Parti’nin arkasına dizilmek, bir özeleştiri olmasa gerektir. 2024 yerel seçim zaferinden sonra Erdoğan’la normalleşme/yumuşama sürecine girenler, ekonomi öncelikli diyerek İngiliz Mehmet’in işçi düşmanı Orta Vadeli Program’ına en kritik anda kredi açanlar, 19 Mart sürecinde gençliği öne atıp istibdadla arka kapı diplomasisi yürütenler, Bahçeli ve MHP ile “demokratik” ittifaka hazır olduklarını iddia edenler bunlar.
Yeni Parti’yi kurarken bile istibdadın dayattığı takvime göre hareket ettiler. Ne Sulh Mahkemesi’ne yaptıkları olağanüstü kongre itirazının sonuçlanmasını ne de “mutlak butlan” davasının Yargıtay’a gelmesini beklediler. Dahası, “mutlak butlan” davasını gören Bölge Adliye Mahkemesi temyiz talebini elinde tamamen şaibeli biçimde 57 gün bekletirken, gıklarını dahi çıkarmadılar. Ve bizim sol bunları ne soruyor ne de sorguluyor… Memleketimin solcuları, çiçeği burnunda burjuva partisinin bağış kampanyasına havale yapıyor. Kılıçdaroğlu’nun neden Ankara’ya doğru değil Ankara’dan doğru “adalet yürüyüşü” yaptığını da düşünmeden, sorgusuz sualsiz kervana katılmışlardı. Yolun sonunda Kılıçdaroğlu yürüyüşle kazandığı prestiji Abdullah Gül’ün ortak cumhurbaşkanı adayı olarak pazarlanması için kullandığında da tepki göstermemişlerdi. Bugün de sosyalistler, yelken bayraklarıyla koştukları eylemlerle kazandığı prestiji, “bizim tüm mücadelemiz NATO’nun stratejik güvenliği içindir” diyerek emperyalizme pazarlamaya çalışan Özgür Özel’e herhangi bir sitemde dahi bulunmuyorlar. Kandırılıyorsunuz! Kandırılmayın! Halkı da kandırmayın!
Mesele özünde sadece seçimde doğru tavrı alıp almamak değil… Görüldüğü gibi, seçimde “başka alternatif yok” diyerek alınan zoraki tutum, sonraki süreçte emekçi halkın hürriyet talebiyle sokaklarda ve meydanlarda verdiği mücadeleyi de düzen muhalefetinin yörüngesine sokuyor. Halkın enerjisi, düzen muhalefetinin komutasında, istibdada karşı güçten düşürülüyor; kontrol ve manipüle edilebilir bir hale getiriliyor. Çok daha önemlisi de, düzen siyasetinin dışında bir alternatif oluşturması gereken sosyalistlerin kısıtlı ama çok kıymetli enerjisini bitirip tüketiyor. Mesele “haklı çıkmak”tan ötesidir diyoruz ya… “Kılıçdaroğlu’na oy yok” demek basit bir seçim tercihi değil. Devrimci siyaseti fabrikalarda ve işyerlerinde bağımsız bir işçi sınıfı siyaseti olarak inşa etme tercihidir.
Bu bağlamda esas sorun sosyalist solda “önce bir Erdoğan gitsin” diye başlayan burjuva demokrasisinin gelip sosyalizme alan açacağına inanan kadim “Menşevik” hurafeden kurtulmaktır. Bu hurafenin bir başka versiyonu da “hele bir açılım olsun” diye başlayan ve işçi sınıfı iktidarı için mücadeleyi Kürt meselesinin çözümünün ardına atan yaklaşımdır. Bu Menşevik hurafeler bugün de solu felç etmeye devam ediyor. 2023’te “Utana sıkıla değil, açıktan söylüyoruz, cumhurbaşkanı seçimlerinde Kılıçdaroğlu'na oy vereceğiz" dedikten sonra şimdi Kılıçdaroğlu’na oy vermiş diğerleriyle en üst perdeden polemiğe girişen, ya da açılım sürecine dair son derece eleştirel pozisyonlarla öne çıkan TKP, 2023’te Kılıçdaroğlu’na desteği mükemmel bir “Menşevik” argümanla açıklıyordu: “Türkiye için tek kurtuluş olan komünizmin güçlü bir seçenek haline gelmesi, ülkemizde Cumhuriyetçi, aydınlanmacı, yurtsever bir silkinişin yaşanabilmesi için Erdoğan döneminin bir an önce sonlanması gerekmektedir.” Bu bağlamda Yeni Parti’ye açık destek veren Sol Parti ve TİP’i en üst perdeden eleştirse de TKP de aynı “Menşevik” hurafeyle siyaset yapmaktadır. Nitekim bu hurafenin etkisi altında TKP de enerjisini fabrikalara değil, düzen muhalefetinin daha milliyetçi, Sol Kemalist eğilimli cenahını ikna etmeye harcamaktadır. Sonucun yine, Erdoğan döneminin bir an önce sonlanması için kim varsa onu desteklemek olacağı bugünden belli değil mi?
“Haklı çıktık” ama, Kılıçdaroğlu’nun istibdadın safına geçmesi, bizim haklılığımızın esası değildir. Doğrusunu söylemek gerekirse, gözü Menşevik hurafelerle kör olmamış herkes bunu görebilirdi. Esas haklılığımız fabrikalarda ve işyerlerinde mevzilenerek, işgallerle, grevlerle, direnişlerle, tuğla üstüne tuğla koyarak inşa ettiğimiz bağımsız işçi sınıfı siyasetinin başarısında anlam kazanacaktır. Bugün fabrikalardan, işçi sınıfının içinden baktığımızda, memleketimin sosyalistleri 2023’ten beri değil, neredeyse bir asır boyunca “Menşevik” hurafelerle zaman kaybetmeyip de sınıf siyaseti için kadrolarını seferber etse, enerjisini yoğunlaştırsa neler neler olabileceğini görüyoruz. Eleştirilerimiz bazen sert kaçıyorsa, zaman zaman kalp kırıyorsak, bundandır. Biz birlikte işçi sınıfına dayanan bağımsız bir sosyalist odak oluşturalım diyoruz. Düzen siyasetinden ayrı olmaktır derdimiz, sosyalist dostlarımızdan değil…
Bu yazı Gerçek gazetesinin Ağustos 2026 tarihli 203. sayısında yayınlanmıştır.