Kemal Türkler 100 yaşında!

Sungur Savran 7 dk okuma
Kemal Türkler

Biz emperyalizmin saldırganlık örgütü olan NATO’dan çıkmaktan, 

bağımsız ve barışçı bir dış politikadan yanayız. 

Onlar, ulusal güvenliğimizi NATO’ya bağlıyorlar.

Kemal Türkler (DİSK Genel Başkanı, 13 Şubat 1976)

 

Geçtiğimiz Temmuz ayı Türkiye için NATO utancı ayı oldu. Emperyalizm 20. yüzyılda insanlığın başına bela ettiği, toplam 100 milyon can alan iki dünya savaşından sonra 21. yüzyılda yeniden bir paylaşım savaşına hazırlarken, onun birleşik savaş örgütü NATO yıllık zirvesini 7-8 Temmuz günlerinde Ankara’da yaptı. Bizim partimiz Devrimci İşçi Partisi (DİP) bu zirveye karşı 22 ülkeden sosyalistlerin katıldığı bir uluslararası konferans düzenledi. Buna ek olarak, konferans için Türkiye’ye davet etmiş olduğumuz Filistin’den Filistin Halk Kurtuluş Cephesi ve Yunanistan’dan İşçilerin Devrimci Partisi örgütlerinin merkezî önderliğinden temsilcilerin de konuşmacı olarak katılımıyla Türkiye proletaryasının başkenti Gebze’nin işçi sınıfı huzurunda NATO karşıtı bir anti-emperyalist salon toplantısı da yaptı.

DİP, NATO’ya karşı mücadele çağrısında, Türkiye’nin bütün öteki sosyalist partilerinden farklı olarak yüzünü esas olarak işçi sınıfına çevirdi. Gebze’deki toplantı Birleşik Metal Gebze 1 No.lu Şube’nin nazik ve dayanışmacı tutumuyla bu sendikanın toplantı salonunda yapıldı. Uluslararası Konferans’ta DİP sözcüleri NATO’ya karşı mücadelede en çok dünya işçi sınıfının oynaması gereken role vurgu yaptılar. En önemlisi, DİP NATO Zirvesi’ne karşı Türkiye işçi sınıfının bütün sendikal örgütlerini genel greve çağırdı, bu çağrıyı elinden geldiğince sendikal hareketin tabanında tartıştırdı.

Türkiye işçi sınıfının ve sosyalist hareketinin tarihinde emperyalizme ve NATO’ya karşı kesin ve ikirciksiz bir muhalefet tutumunda bizim öncüllerimiz sadece 1968’de 6. Filo’yu Dolmabahçe’den denize döken Deniz Gezmiş ve kısa süre sonra 1971 devrimci hareketinin kadrolarını oluşturacak gençlik önderleri ya da 1971’de, günümüzde İsrail’in gözü kulağı olarak iş gören Kürecik üssüne giderken hayatını yitiren Sinan Cemgil ve yoldaşları değildir. Aynı zamanda, bu yazının başındaki alıntıda görüldüğü gibi, bundan tam yarım asır önce, DİSK’in kuruluşunun 9. yılında yaptığı konuşmada ve başka birçok ortamda DİSK’in NATO karşıtlığını dile getiren Kemal Türkler’dir.

Bu yıl, aynı zamanda, Türkiye işçi sınıfının bu büyük önderinin 100. doğum yıl dönümüdür. DİSK Birleşik Metal sendikası ve Kemal Türkler Vakfı (KETEV) çeşitli etkinliklerle bu 100. yılı selamlıyor. Eski kuşak yoksul ailelerde sık görüldüğü gibi Türkler’in yaş günü belli olmadığı için biz Temmuz ayını seçtik onu anma yazısı yazmak için. Nedeni aşağıda anlaşılacak. Türkiye’nin her işçisinin Kemal Türkler’in şahsında kendi sınıfının 1960-1980 arasında nasıl dev mücadeleler verdiğini, ne büyük başarılara ulaştığını öğrenmesi gerekiyor. 

Kemal Türkler Denizli’nin yoksul bir oduncu ailesinin üniversite terk oğlu olarak daha 35 yaşında, 1961 yılında başka sendikacılarla birlikte Türkiye İşçi Partisi’ni kurmuştur (bu tarihî partinin bugünkü Türkiye İşçi Partisi ile herhangi bir organik bağı yoktur). Bu parti sosyalist bir parti olarak kurulmamıştır ama Türkler ve arkadaşları Türkiye sosyalist hareketinin o dönemdeki önderleriyle tartışarak sosyalizmi benimsemiştir. Bugün işçi sınıfından umut kesmiş solcuların kafasındaki işçi imajı aslında kendi karamsarlıklarının yansımasıdır.

Kemal Türkler işçi sınıfına sadece sosyalizmi değil grevi de getiren kişidir. Bugünkü Birleşik Metal’in atası Maden-İş sendikasının başkanı olarak Kemal Türkler 1961 Anayasası’nda grev hakkı tanındığı halde burjuva partileri kasıtlı olarak grev yasasını çıkarma konusunda ayak direrken 1963 Ocak ayında Kavel fabrikasında bir fiilî grev örgütlemiş, işyerinden mal çıkarmaya çalışan kamyonun önüne yatarak mal teslimatını engellemiş bir kahramandır. İşin tırmandığını gören burjuvazi 1963’te grevi yasalaştırmak zorunda kalmıştır.

Türkler’in en önemli tarihî hamlesi dört başka sendika ile birlikte 13 Şubat 1967’de Türk-İş bürokrasisinin devletin kanatları altında Amerikan sendikacılığı yapma inadına karşı Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu’nu kurması olmuştur. Kendisi büyük bir grev ve direnişler dalgasının ürünü olan DİSK, kurulduğu andan 12 Eylül 1980 karşı-devrimine kadar devasa bir işçi sınıfı ve onu da aşan geniş halk hareketinin ana yatağı olmuştur. 15-16 Haziran 1970’te Türkiye tarihinin ilk proleter ayaklanmasını fişekleyen de, 12 Mart askerî müdahalesi sonrasında demokratik hakların iadesi mücadelesini sürükleyen de, Türkiye burjuvazisinin en güçlü toplu pazarlık örgütü MESS’e karşı savaşan da, görkemli 1976 ve 1977 1 Mayıs’larını düzenleyen de hep DİSK olmuştur, onun merkezinde de hep Maden-İş olmuştur. Türkler her ikisinin de başkanıdır. (1977’de DİSK başkanlığını yitirmiştir.)

1970’li yılların ortalarında sol içindeki siyasi dengeler değiştiğinde Türkler’in ve Maden-İş’in sol içindeki tutumu büyük ölçüde hatalı olmuştur ama bunu tartışmanın yeri bu yazı değildir. Bu bağlamda acıklı olan, Türkler’in işçi sınıfı mücadelesi adına bağlandığı siyasi hareketin önderinin, 12 Eylül karşı-devriminden bir süre sonra nedamet getirerek “ANAP bize en yakın partidir” diye demeç verecek kadar alçalmış olmasıdır. Türkler hayatta olsaydı hiç kuşku yok ki Türkiye burjuvazisinin Amerikancı önderi Turgut Özal’a gösterilen bu biat gösterisine ve onun ardında yatan ideolojik teslimiyete isyan ederdi.

Ama hayatta değildi. Henüz 54 yaşındayken 22 Temmuz 1980 tarihinde, sabah evinden sendikaya gitmek üzere çıkıp arabasına bindiğinde bir silahlı tim tarafından yaylım ateşle öldürüldü. Katili elbette Türkiye işçi sınıfının kanlısı, NATO imalatı kontrgerilla örgütünün faşist militanlarıydı. NATO Türkler’den intikamını almıştı. Türkiye burjuvazisi de onun eteğine yapışmış, kendisi için en tehlikeli işçi önderini ortadan kaldırmıştı.

Suikastın tarihine özel dikkat! 22 Temmuz 1980, 12 Eylül darbesinden sadece bir buçuk ay öncedir. Yaklaşmakta olan darbenin mimarları, çok güçlü bir işçi sınıfı mücadelesi ve çok güçlü ve örgütlü bir sol hareket (ve ayrıca o yıllarda bağımsız gelişme yoluna girmiş bir Kürt solu) ile başa çıkmak zorunda kalacağını biliyorlardı. Kemal Türkler’in öldürülmesi Türkiye işçi sınıfı hareketinin başsız bırakılmasıydı, boynunun vurulmasıydı. 

Aradan neredeyse 50 yıl geçti. Ama Türkiye işçi sınıfı ve sosyalist hareketi ne Kemal Türkler’i unuttu ne de onun katillerinin ardındaki büyük güçleri, NATO’yu ve Türkiye burjuvazisinin tekelci kesimini. Hareket yeniden ve çok daha ileri temellerde ayağa kalktığı gün, Kemal Türkler her militanın kalbinde yaşayan kahramanlardan biri olacaktır.

 

Bu yazı Gerçek gazetesinin Ağustos 2026 tarihli 203. sayısında yayınlanmıştır.

DİSK DİSK Maden-İş Birleşik Metal-İş DİSK Genel Başkanı bağımsız sınıf siyaseti kemal türkler NATO anti-emperyalizm Kavel grevi 15-16 Haziran