Soykırım failleri ve savaş suçluları NATO zirvesi vesilesiyle Ankara’da toplanırken onlara hak ettikleri gibi bir cevap verebildik mi? Tüm baskılara, yasaklamalara, gözaltılara rağmen protestolar ve eylemler oldu. Peki tüm bunlar emekçi halkın emperyalizme ve Siyonizme karşı öfkesini alanlara taşıyabildi mi? NATO’cuların ve işbirlikçilerin canını acıttı mı? Yeni kanlı planlar tasarlamaktan onları alıkoydu mu? Başta Türkiye’deki iktidar olmak üzere bu planlara ortak olup rol kapmaya çalışanları caydırdı mı? Bu sorulara evet hatta belki cevabını veremiyorsak vicdan rahatlığı ile hayata devam etmek pek devrimci bir tutum olmasa gerek. Peki neden böyle oldu? En önemli sebebi tabii ki istibdadın fiili OHAL ilan ederek hayata geçirdiği NATO rejimiydi. Bu özel rejim Ankara dâhil olmak üzere pek çok ilde NATO’nun protesto edilmesini engelleyemedi ama sonuçta NATO rejimi aşılamadı. Bu özel rejimi aşmak mümkündü ama bunun yolu kurnazca taktiklerden değil doğru bir siyasetten geçiyordu. Başka bir ifadeyle zaafların kaynağı yanlış siyasettir. Bu meselenin üzerinde durmamız gerekiyor. Emperyalizmin ve istibdadın karşısına sembolik değil gerçek bir gücü çıkarmak gerektiği açıktır. Biz bu gücün ancak emekçi halkın seferberliği ile sağlanabileceğini düşünüyoruz. Bu seferberliğin merkezinde de örgütlü işçi sınıfının olması gerektiği açıktır.
Devrimci İşçi Partisi’nin “NATO’ya Karşı Genel Greve!” çağrısı bu gerçekliğin üzerine inşa edilen bir çağrıdır. Bu çağrının doğru ve gerçekçi olduğunu öncü işçilerden aldığımız karşılıktan net bir şekilde görmek mümkündü. Bu karşılık mücadeleci sendikacılarda da vardı. Eğer böyle bir genel grev örgütlenebilse, emekçi halkın bu mücadele etrafında çok daha geniş bir seferberlik içine girmesi mümkündü. Ankara’yı kuşatan istibdadı tüm Türkiye’den kuşatabilirdik. O zaman soykırım failleri ve savaş suçluları karşılarında el pençe duran işbirlikçi burjuvaları değil bu memleketin emekçi halkını bulacaklardı. Gel gelelim bu çağrı sendikal hareketin üst kademelerine doğru gittikçe bilhassa da konfederasyon düzeyinde tamamen göz ardı edildi. Sosyalist sol ise sınıftan kopukluğunun bir neticesi olarak böyle bir yönelişi gündemine dahi almadı. Sınıf içinde mevzilenmeyi stratejik bir görev olarak benimsememize ve öncelik verip tüm enerjimizi bu alana yöneltmemize rağmen, öncü işçilerde ciddi bir karşılık bulmamıza rağmen bir genel grev örgütlemek başka bir düzeyin işidir ve tek başımıza böyle bir görevi üstlenecek güçten çok uzak olduğumuzu biliyoruz. Sosyalist hareketle hep birlikte bunu başaramasak bile önemli bir gücü açığa çıkartabilirdik. Oysa sosyalist hareket uzun süredir sınıf mücadelesinde değil düzen siyasetinin gündemlerinde birleşiyor. Bu mücadele yöntemlerine de yansıyor. İşgal, grev, direniş, genel grev yerine basın açıklaması, yürüyüş, miting tarzı öne çıkıyor.
Buradaki zaafın sebebi siyasidir. Bu siyasetin adını net şekilde koymazsak tek bir arpa boyu dahi yol alamayız. O yüzden eğip bükmeden söylemek zorundayız. Solu ve işçi hareketini felç eden siyasetin adı düzen siyasetidir. İşçi hareketindeki felç halinin sebebi kaba bir bürokratizm olarak görülemez. DİSK’in CHP’ye, Türk-İş ve Hak-İş’in AKP’ye yani adlı adınca NATO’cu partilere angajmanıdır işçi hareketini emperyalizme karşı çolak bırakan. Kürt hareketinin emperyalizmin himayesinde bir “petrol açılımı” olan “terörsüz Türkiye” sürecine angajmanı da bu tabloyu tamamlamaktadır. Düzen siyasetinin soldaki yansıması sınıfın gücüne güvensizliktir. Gücü burjuvazinin güya demokrat kanatlarında bulmaya çalışan kökleri çok eskilere giden köhnemiş bir solculuktur bu. NATO zirvesinin öncesindeki aylar hatta genişletelim son yıllar boyunca sosyalist sol, tüm enerjisini nerede harcadı? Nereye odaklandı? CHP! Sadece Özgür Özel’in mitingleri sosyalist solun bayraklarıyla donatılmadı, İstanbul İl Örgütü’nden Genel Merkez binasına sosyalist partilerin gençliği CHP’nin bir kanadının yanında en ön safta kavgaya koştu. Peki NATO gündemi gelip çattığında solun özgürlükler mücadelesinde merkezi rol biçtiği CHP ne yaptı? NATO’ya koştu! Özgür Özel ve Ekrem İmamoğlu istibdad ile kavgalarında (ki bu kavgada gadre ve haksızlığa uğramışlardır) yüzünü kendilerini cansiperane savunan sosyalistlere mi çevirdi? Hayır. Sosyalistler onlarla yüzlerle gözaltına alınırken sırtlarını döndüler, gözlerini ve kulaklarını kapattılar. İstibdada karşı emperyalist dergilere dilekçeler döşendiler. Bizim mücadelemiz NATO’nun stratejik güvenliğinin parçasıdır dediler.
Evet kardeşler! Evet dostlar! Evet yoldaşlar! Peşinden gittiğiniz CHP, doldurduğunuz miting alanlarını hatta en ön safta istibdad rejimiyle çarpıştığınız kavgaları NATO’nun stratejik güvenliğinin bir parçası olarak pazarlamıştır. Sosyalist sol istibdada karşı CHP’den güç devşirmeye çalışırken, CHP sosyalist solun sokaktaki militan gücünü emperyalizme kendi gücü olarak devşirmeye kalkmıştır. Daha vahimini söyleyelim mi? Bu gerçek apaçık olduğu halde sosyalist soldan CHP’ye, Özgür Özel’e, Ekrem İmamoğlu’na tek bir sitem dahi gelmedi! Şimdi korkarız ki memleketin gündemi tekrar CHP içindeki kriz, İmamoğlu davası ve petrol açılımı etrafında yoğunlaşmaya başlayınca her şey eski haline dönecek. Özgür Özeller NATO için sırt döndüğü solcuların tekrar elinden tutup yanına alacak. Kürt hareketi yine açılım işlerine odaklanarak düzen siyasetinin esas NATO’cu kanadı olan iktidarla yürüttüğü sürece yoğunlaşacak.
Eğri oturalım doğru konuşalım. Yanlış siyasetin adı NATO’culuktur! Düzen siyaseti bu ülkedeki anti-emperyalist ve anti-Siyonist geleneğin ana taşıyıcısı olan sosyalist solu NATO’cuların yanına getirmiştir. Çözüm sınıf siyasetindedir. En sert anti-emperyalist söylemlere sahip olanların bile eyleminin NATO’cular tarafından devşirilebilmesinin sebebi işçi sınıfına olan güvensizliktir. Sosyalist siyasetin sınıfsal olarak modern küçük burjuvazinin kaypaklığına teslim olmasıdır. Vicdanımız hiç rahat değil. Suçu dışımızdaki sola atarak işin içinden sıyrılmak niyetinde de değiliz. Sınıf içinde daha fazla örgütlenmeliyiz. Çok ama çok eksiğiz. Ne kadar eleştirsek de sosyalist sola sırtımızı dönmeyeceğiz, bağımsız bir sosyalist odak için mücadeleye devam edeceğiz. Ülkedeki NATO zilletini reddetmek için soldaki ve işçi hareketindeki NATO’culuk zilletini de reddetmek zorundayız!
Bu yazı Gerçek gazetesinin Temmuz 2026 tarihli 202. sayısında yayınlanmıştır.