2023’teki seçimlerden bu yana 19 milletvekili çeşitli partilerden (İYİP 10; Gelecek 5; CHP 2; DEVA 1; Yeniden Refah 1) AKP’ye geçti. 2024 yerel seçimlerinden sonra farklı partilerden AKP’ye geçen belediye başkanlarının sayısı ise 83’ü (Yeniden Refah 35; CHP 22; İYİP 9; DEM Parti 3 ve bağımsızlar) geçti. Bir partiye oy veriyorsunuz ve sizin oyunuzla seçilen kişi, karşısında mücadele etmesini istediğiniz partiye geçiyor. İşte size demokrasi! Ama burjuva demokrasisi! Oyu verenin hiçe sayıldığı, seçilenin figüran olduğu, parayı verenin düdüğü çaldığı demokrasi!
Özellikle CHP’den geçişlerde yolsuzluk operasyonlarının büyük rolü olduğu açık. AKP’ye geçen tabiri caizse operasyondan yırtıyor. Örneğin, Fatma Kaplan Hürriyet (İzmit) ve Sinem Dedetaş (Üsküdar) hapisteyken, haklarında yolsuzluk operasyonu yapılacağı iddiası olan bir dizi isim, AKP’ye geçti. Özlem Çerçioğlu (Aydın) AKP’ye geçtikten sonra "ihaleye fesat karıştırma", "edimin ifasına fesat karıştırma" ve "resmi evrakta sahtecilik" suçlamalarıyla yargılandığı davadan beraat ettirildi. Tüm bunlar AKP’nin yolsuzlukla mücadele etmediği, tam tersine yolsuzlukla suçlanan kişileri partisinde topladığı anlamına geliyor. Temiz siyaset midir şimdi bu? Hayır, bunun adı düzen siyaseti!
Esas mesele kişiler ve kişilerin siyasi ahlak yoksunluğu da değil. Koskoca partiler bir bütün olarak saf değiştirmediler mi kaç defa? MHP’nin, Erdoğan’a en sert şekilde hücum eden Bahçeli’nin yönetiminde AKP’nin yanına geçişi… Sonra MHP AKP’ye yaklaştı diye partiden ayrılan Meral Akşenerlerin Erdoğan’a yanaşması… Erdoğan’a karşı köprüden önce son çıkış diye oy istenen Kılıçdaroğlu’nun yaptıkları… CHP’yi Cumhur İttifakı’na katılacak hale getirmeleri… CHP şimdi Cumhur İttifakı’na katılıyoruz dese, kimse şaşırır mı? Ama eskiden olsa, olmaz öyle şey denirdi. Doğrusu biz bu olacakları söylediğimizde, çokça yüzümüze söylendi de. Ve şimdi bu sahnenin yeni partilerinin de gelecekte benzer şeyleri yapacağını söylüyoruz. Bunu, eskisiyle yenisiyle hepsinin sermayenin ve emperyalizmin çıkarlarından asla ayrılmayan düzen muhalefeti olmasından biliyoruz!
Sadece muhalefet değil. Esas en kıvrak dönüşleri iktidar cephesinden görüyoruz. Fethullahçılara, ne istedilerse verenler, sonra memleketin başına musallat edenler onlar değil mi? Bir gün “bu can bu tende kaldıkça alamazsınız” dediği Rahip Brunson’u Trump’ın bir tivitiyle teslim edenler bunlar değil mi? İsrail’e soykırımcı dedikten sonra Gazze’deki soykırımı gerçekleştiren uçakların ve tankların yakıtını gönderen muhalefet mi? Bir dönem önce nas var faiz haramdır deyip sonraki dönem emperyalizmin mutemedi İngiliz Mehmet’i hazinenin başına geçirip faizleri arşa çıkaran da bu iktidar. Seçimden önce halkı muhalefete karşı “Apo’yu çıkartacaklar” diye kışkırtıp fabrikada, işyerinde, mahallede insanları birbirine düşüren, şimdi aynı şekilde muhalefet tarafından suçlanan da bu iktidar. İşte her seçim döneminde halkın karşısına çıkıp oy isteyen partiler bunlar! Bunlar düzen partileri! Bunlar patron partileri!
İşçi emekçi arkadaş!
Bu düzen siyasetinin karşısında tek bir alternatif var, o da işçi sınıfı siyasetidir. İşçi sınıfı siyaseti, dikiş tutmayan düzeni sürdürmeyi değil, bu düzeni kökten ve devrimci bir şekilde değiştirmek için işçi sınıfı iktidarını hedefleyen siyasettir! Devrimci İşçi Partisi seni gerçekçi olmaya, eski ve köhnemiş düzen siyasetinden umudunu kesmeye, yeni ve gerçekçi tek siyaset olan işçi sınıfı siyasetine çağırıyor.
İşçi emekçi arkadaş!
Devrimci İşçi Partisi seçim zamanı işçi sınıfının bağımsız alternatifini oluşturmak için uğraşır, dolayısıyla da bizi düzen partilerinin yanında yöresinde görmedin, görmüyorsun ve asla da görmeyeceksin. Ama seçim zamanları dışında, her gün sınıf kavgasının verildiği fabrikada, işyerinde, mahallede ekmek ve hürriyet mücadelesinde onlar değil, biz varız. Onlar gücünü paradan alıyor, parayı verenin himayesine giriyor. Biz gücümüzü emekten alıyoruz, bu gerçek güçle paranın düzeninin karşısına çıkıyoruz. Onlar seçimden önce başka, seçimden sonra başka konuşup, Türk ve Kürt emekçi halklarını kandırarak yeni savaşlara kapı açacak petrol açılımını “barış” diye pazarlıyor. Biz seçimden önce, sonra, her zaman ve her yerde işçilerin birliği ve halkların kardeşliğini savunarak “Kürtlerle barış, ABD’yle savaş” diyoruz! Bu, yalanın siyaseti karşısında gerçeğin siyasetidir. Sermayenin karşısında emeğin siyasetidir. Emperyalizme ve Siyonizme karşı ezilen halkların siyasetidir! İstibdada karşı hürriyetin siyasetidir! Senin yerin bizim yanımızdır!
Bu yazı Gerçek gazetesinin Eylül 2026 tarihli 204. sayısında yayınlanmıştır.