TTB’ye sahip çıkmak emekçi halkın sağlık hakkına sahip çıkmaktır

Ertuğrul Oruç 4 dk okuma
TTB’ye sahip çıkmak emekçi halkın sağlık hakkına sahip çıkmaktır

Türk Tabipleri Birliği’nin (TTB) seçimli büyük kongresi Haziran sonunda yapılacak. İlk bakışta bu yalnızca bir meslek örgütünün olağan seçimi gibi görülebilir. Oysa TTB, Türkiye’de hekimlerin güçlü örgütlü sesidir. Bunun yanı sıra halkın sağlık hakkı mücadelesinin ve istibdad rejimine karşı hürriyet mücadelesinin en önemli mevzilerinden biridir. Bu nedenle TTB seçimleri sağlığı piyasanın insafına terk etmek istemeyen, emekçi halkın sağlık hakkını savunan herkesi ilgilendiren bir mücadele başlığıdır.

TTB’yi herhangi bir meslek kuruluşundan ayıran şey, mücadelesini hekimlik pratiğine hapsetmemesidir. TTB, hekim emeğini halkın sağlık hakkından, halkın sağlık hakkını da emekçi sınıfların mücadelesinden ayırmayan bir yaklaşıma sahiptir. Dünyadaki birçok tabip birliğinden farklı olarak halk sağlığını koruma ve geliştirme görevini mesleki sınırların ötesinde ele alması da buradan gelir. Çünkü çalışma koşulları, ücret düzeyi, barınma ve beslenme olanakları, savaş, yoksulluk, işsizlik ve ana dilinde sağlık hizmetine erişim gibi başlıkların tümü sağlığı doğrudan etkiler.

TTB, 1970’li yıllarda yükselen işçi sınıfı mücadelesinin yanında yer almış, 12 Eylül darbesinin karanlığına karşı net tutum alan örgütlerden biri olmuş, 1990’larda kamu emekçilerinin sendikalaşma mücadelesinde saf tutmuş, 2000’li yıllarda Sağlıkta Dönüşüm Programı’na karşı mücadeleyi sürdürmüştür. COVID-19 pandemisi döneminde de iktidarın sakladığı bilgilerin karşısında halkın doğru bilgiye ulaşmasında kritik rol oynamıştır. Salgının sınıfsal karakterini görünür kılmış, sağlık emekçilerinin ve emekçi halkın yaşam hakkını savunmuştur.

TTB’nin bu mücadele pratiğine, Siyonist İsrail devletinin Filistin halkına yönelik soykırımcı saldırıları karşısındaki tutumunu da eklemek gerekir. TTB, Dünya Tabipler Birliği’nin İsrail’in suçlarını görünmez kılan suskunluğuna karşı uluslararası basınç yaratmış, Ekim 2025’te İsrail hükümetini uluslararası hukuka uymaya çağıran kararın kabul edilmesinde önemli rol oynamıştır. Bu karar, İsrail’in açıkça adının anılması ve Filistin’de sağlık kurumlarına, sağlık çalışanlarına yönelik saldırıların mahkûm edilmesi bakımından önemli bir eşik olmuştur.

Bugün sağlık sistemi hastayı müşteri, hastaneyi şirket, hekimi ise maliyet kalemi olarak görmekte. Beş dakikaya sıkıştırılmış muayene, randevu kuyrukları, acil servis yığılmaları, şehir hastaneleri soygunu ve özel hastanelerin kâr üzerine kurulu düzeni bu piyasacı sağlık sisteminin ürünleri. Bu nedenle sağlık sistemini piyasaya açanlara karşı mücadele etmek zorundayız. Bu mücadele verilmeden ne hekim hakkı savunulabilir ne de emekçi halkın sağlığı korunabilir.

İşte bu nedenle TTB her dönem iktidarların hedefi olmuştur. TTB Merkez Konseyi üyeleri hakkında soruşturmalar açılmış, gözaltılar, tutuklamalar gündeme gelmiş, TTB kapatılmakla tehdit edilmiştir. Çünkü iktidarlar biliyor ki TTB, hekimlerin örgütlü iradesiyle halkın sağlık hakkının birleştiği güçlü bir mücadele mevzisidir. İktidarlar bu mevziyi zayıflatmak istemektedir çünkü TTB, sağlık alanında sermayenin ve istibdad rejiminin karşısında duran en direngen örgütlerden biridir.

Haziran sonunda yapılacak TTB seçimi, bu bakımdan yalnızca bir meslek örgütü seçimi olmayacak. Gün, TTB’yi sermayenin, piyasacı sağlık politikalarının ve istibdad rejiminin çizgisine çekmeye çalışanlara karşı açık tutum alma günüdür. TTB’ye sahip çıkmak hekimlik değerlerini, hekim emeğini, emekçi halkın sağlık hakkını ve istibdad rejimine karşı hürriyet mücadelesinin önemli bir mevzisini savunmaktır. Yapılması gereken, TTB’nin tarihsel mücadele çizgisini güçlendirmek, hekimlerin örgütlü gücünü sağlık emekçilerinin ve emekçi halkın sağlık hakkı mücadelesiyle aynı safta buluşturmaktır.

Bu yazı Gerçek gazetesinin Haziran 2026 tarihli 201. sayısında yayınlanmıştır.

TTB İstibdab