1 Haziran’da özel hastane patronlarının tuzağını bozalım!

Ertuğrul Oruç 10 dk okuma
1 Haziran’da özel hastane patronlarının tuzağını bozalım!

1 Haziran 2026, özel hastanelerde ve vakıf üniversitesi hastanelerinde çalışan hekimler için kritik bir tarih olacak. Özel hastanelerin mesaisine, kurallarına ve yönetimine tabi olarak çalışan hekimler yıllardır kâğıt üzerinde “şirket sahibi” gibi gösteriliyordu. Hekime şirket kurması dayatılıyor, serbest meslek makbuzu kestiriliyor, hizmet alımı sözleşmesi imzalatılıyordu. Böylece özel hastane patronları fiilen işçi olarak çalıştırdıkları hekimlerin kıdem tazminatı, iş güvencesi, gerçek ücret üzerinden sigorta primi ve emeklilik hakkı gibi işveren yükümlülüklerinden kaçınıyordu. Yasada yapılan değişiklikle 1 Haziran 2026 itibarıyla özel sağlık kuruluşlarında çalışan hekimlerin bordrolu, yani 4/A’lı olarak çalıştırılması gerekecek.

1 Haziran, özel sağlık sermayesinin yıllardır kurduğu taşeron hekimlik düzeninin sorgulanacağı bir tarih olacak. Özel hastane patronlarının derneği OHSAD’ı (Özel Hastaneler ve Sağlık Kuruluşları Derneği) saran telaş da buradan kaynaklanıyor. OHSAD bu süreci özel hastane patronlarının sınıf çıkarı açısından ele alıyor. Hükümet nezdinde lobi faaliyeti yürütüyor, idari yazıları ve uygulama boşluklarını takip ediyor, özel sağlık sermayesinin ortak tutumunu oluşturmaya çalışıyor. Çünkü bordrolu çalışma doğru ve eksiksiz uygulanırsa patronların bugüne kadar kaçtığı yükümlülükler patronların karşısına maliyet olarak çıkacak.

Şirketli çalışma rejimi (4/B) nasıl kurulmuştu?

Hekimleri şirket usulü çalıştıran bu ucube uygulamanın yasal kapısı 2015’te açılmıştı. 5510 sayılı Kanun’a eklenen maddeyle özel sağlık kuruluşlarında ve vakıf üniversitelerinde hekimlerin şirket kurarak, hizmet alımı ilişkisi içinde çalışmasının önü açıldı. Böylece hastanede çalışan hekim, kâğıt üzerinde şirket sahibi gibi gösterilebildi. Bu düzenleme daha baştan sosyal güvenlik hakkına, eşitlik ilkesine ve çalışma hakkına aykırı bir içerik taşıyordu.

Sağlıkta Dönüşüm Programı ile özel sağlık sermayesini büyüten iktidar, hekim emeğinin taşeronlaştırılmasında da sermayeden yana tavır aldı. Düzen muhalefeti CHP de bu açık hak gasbı karşısında yasanın iptal edilmesi için Anayasa Mahkemesi’ne bilinçli şekilde başvurmadı. Özel sağlık sermayesini karşısına alan tutarlı bir hat izlemedi. Böylece özel hastane patronlarının işveren yükümlülüklerinden kaçmasının, hekimlerin ise haklarından yoksun bırakılmasının yolu açılmış oldu.

“4/A’ya geçersen maaşın düşer” tehdidi

Bugün özel sağlık sermayesi 4/A düzenlemesine açıktan ya da dolaylı biçimde direniyorsa bunun nedeni belli. Patronlar, hekimlerin eline geçen gerçek ücretin tamamının bordroya yansıtılmasını, sigorta primlerinin gerçek gelir üzerinden yatırılmasını, işveren yükümlülüklerinin patron tarafından üstlenilmesini istemiyor. Bu nedenle hekimlere “4/A’lı olursanız daha fazla vergi ödersiniz, maaşınız düşer” diye tehdit savuruyorlar. Patronlar hekimlere aslında şunu söylemiş oluyor: “Ben seni sigortalı çalıştırmak zorunda kalırsam, bunun maliyetini senin ücretinden keserim.”

Oysa işverenin yükümlülükleri hekimlerin sırtına yıkılamaz. Hekimlerin maaşını düşürecek olan 4/A’lı çalışma düzeni olmayacak. 4/A’nın maliyetini hekime yıkmaya çalışan patronlar olacaktır. 4/A’ya geçiş hiçbir hak ve gelir kaybına yol açmadan bu geçiş yapılmalı. Mevcut net gelir korunmalı, tüm ücret bordroya yansıtılmalı, işveren yükümlülükleri patron tarafından karşılanmalı.

Ne yazık ki şirket kurarak (4/B’li) çalışmak isteyen hekimler de mevcut. Özellikle yüksek gelirli, birden fazla kurumla çalışan, bireysel pazarlık gücü yüksek olan ya da emeklilik sonrası çalışmaya devam eden hekimlerden bu yönde eğilimler görülebiliyor. Ancak mevcut parçalı rejim sürdükçe patronlar hekimleri birbirine karşı kullanma şansı yakalıyor.

Patronlar bir hekime “şirket kurarsan daha çok alırsın” derken diğerine “4/A’ya geçersen maaşın düşer”, bir başkasına “bordroyu düşük gösterelim, kalanını elden ödeyelim” diyorlar. Böylece hekimler bölünüyor, patronların ekmeğine yağ sürülüyor. Bu oyunu bozmak gerekir. Sorun bordrolu çalışmak değil. Sorunun kaynağı, bordrolu çalışmanın maliyetini hekime yıkmak isteyen özel hastane patronları.

Yeni sözleşme tuzaklarına dikkat

Özel hastane patronları bir taşla iki kuş vurmak istiyor. 4/A’ya geçiş sürecini, yapılacak yeni sözleşmelerde tuzaklar kurarak fırsata çevirmeye çalışıyorlar. Hekimlere geçmiş çalışmalarından doğan haklarından vazgeçtiklerine dair protokol ve ibranameler dayatılıyor. Hekimlerin kıdem tazminatı, yıllık izin alacağı ve benzeri hakları yok sayılmak isteniyor. Bazı sözleşmelerde işverene çalışma gününü, saatini ve yerini tek taraflı değiştirme yetkisi tanınıyor. Fazla çalışmaya, nöbete, çağrı üzerine çalışmaya peşin onay isteniyor.

4/A’ya geçiş süreci hekimlerin ücretini düşürmenin, ibraname dayatmanın, sözleşme tuzaklarının ve hibrit çalışmanın bahanesi haline getirilemez. Özel hastane patronlarının hesabı ücretlerde kesintiye giderek “gördünüz mü, 4/A geldi maaşlarınız düştü” propagandasıyla hekimleri yeniden 4/B’li, faturalı, hizmet alımlı çalışmaya razı etmeye çalışmak.

OHSAD ve özel sağlık sermayesi, Bakanlık nezdinde yoğun bir lobicilik faaliyeti yürütüyor. Patronlar bu düzenlemenin geri alınması, ertelenmesi ya da uygulamada işlemez hale getirilmesi için bastırıyor, bastırmaya da devam edecektir. Önümüzdeki günlerde kamuoyuna açık biçimde bu propaganda faaliyetlerini artırmaları da sürpriz olmayacaktır. Bu nedenle 1 Haziran sürecini kesinleşmiş, tamamlanmış ve geri dönülmez bir süreç gibi görmemek gerekir. Son sözü, her zaman olduğu gibi, sınıf mücadelesi söyleyecektir. Hekimlerin bu tuzağa düşmemesi ve örgütlü mücadeleye hazırlanması gerekiyor.

Taşeron hekimlik halk sağlığını da tehdit eder

Bu mesele yalnızca hekimlerin özlük hakkı meselesi değil. Aynı zamanda bir halk sağlığı meselesi. Hekimin güvencesiz çalıştırıldığı yerde hasta da güvende olmaz. Sağlık hizmetinin şirketlere bölündüğü, denetimin kâğıt üzerinde kaldığı, SGK ödemelerinin özel hastaneler için gelir kapısına dönüştüğü bir düzende iyi hekimlik de yapılamaz, iyi sağlık hizmeti de verilemez.

Bunun en trajik örneğini “Yenidoğan skandalı”nda gördük. Çok sayıda bebeğin tıbbi gereklilik olmadığı halde anlaşmalı özel hastanelerin yenidoğan yoğun bakım ünitelerine yönlendirildiği, bu yolla SGK’dan ve ailelerden haksız gelir elde edildiği, bazı bebeklerin yaşamını yitirdiği ortaya çıktı. Hükümet bu olayı birkaç vicdansız hekimin ve sağlık çalışanının suçu olarak geçiştirmeye çalıştı. Oysa esas suçlu, sağlığı alınır satılır meta, hastaneleri ticarethane, hastaları müşteri haline getiren Sağlıkta Dönüşüm Programı’nın yarattığı piyasacı sağlık sistemi ve bu sistemden kâr eden özel sağlık sermayesiydi.

Yenidoğan skandalında adı geçen özel hastanelerdeki yenidoğan ünitelerinin “hizmet satın alma” yoluyla çalıştırılması tesadüf değildi. Hekime şirket kurduran, yenidoğan yoğun bakımı taşeronlaştıran, hastayı müşteri, SGK’yı özel hastane patronları için ödeme kasası haline getiren düzen aynı düzen.

Mehmet Ümit Ergenoğlu örneği: şirketli çalışmanın gerçek yüzü

Şirket kurarak çalışmanın hekimler için ne kadar ağır sonuçlar yaratabileceğini Prof. Dr. Mehmet Ümit Ergenoğlu olayı gösterdi. COVID-19 nedeniyle yaşamını yitiren Ergenoğlu’nun meslek hastalığı nedeniyle hak sahiplerine bağlanan gelir, hastanedeki çalışmasının hizmet alımı ve 4/B kapsamında değerlendirilmesi gerekçesiyle SGK tarafından kesilmek istendi. Aile, faiziyle birlikte yatırılan paraları geri ödeme riskiyle karşılaştı.

İstanbul Tabip Odası’nın üstlendiği ve yıllar süren dava sonucunda hak yerini bulsa da hekimlerin nasıl bir tehditle karşı karşıya olduğu bir kez daha görülmüş oldu. Hekim yaşarken işçi sayılmıyor, ölünce meslek hastalığı hakkı tartışmalı hale getiriliyor, ailesi bile bu güvencesizliğin bedelini ödemeye zorlanıyor.

Çözüm örgütlü mücadelede

Yeni geçilecek düzende bütün hekimler gerçek ücretleri üzerinden 4/A’lı çalıştırılmalıdır. İşverenin prim yükümlülüğü hekimin ücretinden kesilemez. Mevcut net gelir korunmalı, tüm hakedişler bordroya yansıtılmalıdır. Hibrit çalışma, düşük bordro, elden ödeme, fatura ve makbuz dayatması yasaklanmalıdır. Hekimlere geçmiş çalışmalarından doğan haklarından vazgeçtiklerine dair ibraname dayatılamaz. Rekabet yasağı, ölçüsüz cezai şart, peşin fazla çalışma onayı ve işverenin çalışma yerini tek taraflı değiştirme yetkisi kabul edilemez.

Özel hastane patronlarının karşısına tek tek hekimler olarak örgütsüz olarak çıkarsak kazanamayız. Patronların OHSAD’ı varsa, hekimlerin ve tüm sağlık emekçilerinin de kendi örgütlü güçleri olmalı. Bugün ihtiyaç, özel sağlık kuruluşlarında çalışan hekimlerin hem tabip odalarında hem de işyerlerinde diğer sağlık emekçilerinden kopmadan sendikal ortak mücadele hattı örmeye girişmesidir. Tabip odaları, mücadeleci sendikalar ve sağlık emek örgütleri bu süreci birlikte örmelidir.

Sağlık hizmeti patronların kâr hesabına bırakılamaz. SGK kaynaklarının özel hastane patronlarına aktarılmasına son verilmeli, kaynaklar kamu sağlık hizmetine ayrılmalıdır. Emekçileri mağdur eden, kapanma, iflas ya da konkordato yoluyla hak gasbına neden olan özel hastaneler bedelsiz kamulaştırılmalı, çalışan sağlık emekçilerine kamuda istihdam hakkı tanınmalıdır.

Özel hastane patronlarının “maliyet” dediği şey hekimlerin hakkıdır. “Sistem zarar görür” dedikleri şey özel sağlık sermayesinin kâr düzenidir. 1 Haziran’da görevimiz 4/A’ya geçişin ücret gasbına, ibraname dayatmalarına ve yeni sözleşme tuzaklarına çevrilmesine izin vermemek, bu geçişi taşeron hekimliğe karşı örgütlü mücadelenin dayanağı haline getirmektir. Hedefimiz eşit, ücretsiz, nitelikli, ulaşılabilir ve kamu eliyle planlanan bir sağlık sistemi olmalıdır.

Türk Tabipleri Birliği #Sağlık Emekçileri