Küba’da kapitalizmin şakşakçıları

Sungur Savran 6 dk okuma
Küba’da kapitalizmin şakşakçıları

Stalin sonrası dönemin Stalinistlerinin çok temel bir özelliği var. Bizim “işçi devleti” olarak nitelediğimiz, kendilerinin “sosyalist”, “komünist”, “halk demokrasisi” ve çeşitli başka adlarla andıkları sosyalizmin inşası süreci yaşayan ülkelerin yaşaması, ayakta kalması için parmaklarını kıpırdatmıyorlar.

Bunu okuyanlar arasında Stalinistlerin biz devrimci Marksistlere ta en başından beri nasıl saldırdığını bilenler için burada az bir ironi yatmıyor. Stalin yanlıları bizi her zaman “Sovyetler Birliği’ne düşman olmakla” suçlamışlardır. 20. yüzyıl tarihinin en büyük yalanıdır bu. Ağız dolusu, hem de küfür eder gibi söylenmiştir. Oysa Trotskiy’in bütün faaliyeti bürokrasinin devrilmesi ama Sovyetler Birliği’nin muhafaza edilmesi, hayır daha ilerisi, üzerine titrenmesi üzerine kurulmuştur. Bize kalırsa Trotskiy’in vasiyetnamesi olarak nitelenmesi gereken Marksizmi Savunurkenbaşlıklı kitabında toplanmış olan yazılarından birinde yer alan şu cümle yalanın ne kadar kuyruklu olduğunu bütün açıklığıyla ortaya koyuyor:

“Bizim için Sovyet bürokrasisini devirme sorununun, SSCB’deki üretim araçlarında devlet mülkiyetini koruma sorununa tabi olduğunu; bizim için SSCB’deki üretim araçlarını koruma sorununun dünya proleter devrimi sorununa tabi olduğunu bir an için bile gözden kaçırmamalıyız.”

Okumayı bilen, burada, bürokrasiyi devirme mücadelesi devlet mülkiyetini, yani işçi sınıfının Sovyet devletindeki kazanımlarının çekirdeğini tehlikeye atacaksa Trotskiy’in buna “hayır” dediğini anlar. Zaten Trotskiy Sovyetler Birliği’ni korumak amacıyla bürokrasiyle birleşik cephe yapılacağını bile yazmıştır.

Son dönemde Küba hakkında on gün içinde dört yazı yayınladık. Çünkü bütün dünyanın sosyalistleri açısından Küba’da işçi devletinin geleceği bugün yakıcı bir sorun halini almış durumda. Ama en sertini, en ısırganını erteledik. O yazı şimdi okumakta olduğunuz yazı. Neden? Çünkü bizim on gün içinde yayınlanan dördüncü yazımız NATO Zirvesi’nin hemen öncesine rastlıyor. Orada durduk. Küba devrimine karşı o andaki görevimizi yapmıştık. Bu elinizdeki polemik yazısını ise NATO Türkiye’ye gelirken yazmak büyük hata olurdu. Terörist örgüt, işçi sınıfının kanlısı, halkların düşmanı NATO Türkiye’deyken en ufak bir tereddüt duymadan NATO karşıtlarının birlikte veya ayrı yürüyerek ama mutlaka aynı düşmana vurmalarının zamanıydı. Şimdi NATO gitti, hesaplaşmanın zamanı geldi.

Trotskiy’i bırakalım, şimdi işçi devletlerinin korunması sorununa tam anlamıyla kayıtsız kalan Stalinist kökenli partilere bakalım. Bundan önceki Küba yazılarımızda 19 Haziran’da Halk İktidarı Meclisi’nden oybirliğiyle geçen 176 önlemin Küba’yı tartışmasız biçimde kapitalizme dönüşün yoluna sokmuş olduğunu ortaya koymuştuk. Okurumuz o yazılardan “Küba’da Sosyalizme 176 Kurşun” başlığını taşıyana bakarsa bu konuda kuşkuya yer olmadığını görecektir. Ayrıca “Miami, Küba İçin Bir Hong Kong mu?” yazısının da bu kanaati pekiştireceğinden eminiz. Şimdi soru şu: Türkiye sosyalist solunun geçmişte kimi Sovyet bürokrasisinin, kimi Çin bürokrasisinin sözünden çıkmayan hareketlerinin mirasçıları bu konuda ne yazdılar?

Dijital alanda bizden fersah fersah daha becerikli olduklarından bu işi genç yoldaşlarımızdan rica ettik. Araştırdılar. Buldukları, “hiçbir şey!” olarak özetlenebilir. Sadece TKP’nin soLHaber’inde “Küba’dan abluka koşullarında kapsamlı dönüşüm hamlesi” başlıklı, 176 önlem programını utanıp sıkılmasa iyice övecek bir “tarafsız” görünümlü yazı bulunabilmiş. Bir de Sol Parti’nin gazetesi BirGün’de Küba’nın “ABD ablukasına karşı sermayeye açılacağı” yazılmış. Yoldaşlarımız soL’dan farklı olarak BirGün’ün hiç olmazsa bunu yazabildiğini vurguluyor. Çin Stalinizminin baş temsilcisi Aydınlık ise şöyle bir başlık atmış: “Küba'dan ekonomiyi canlandıracak tarihi reform hamlesi”. Bu araştırma 19 Haziran’dan en az bir hafta sonra yapılıyor. Hepsi bu üç yazı. TİP’ten, TKH’den, EMEP’ten, Evrensel gazetesinden tık yok. (Atladığımız bir şey, haksızlık ettiğimiz bir parti ya da gazete ya da yazar varsa onlardan peşinen özür dileriz. 28-29 Haziran’daki durumu biz böyle saptayabildik.)

Şimdi kendi kendinize sorun: Yıllarca, sosyalizmi inatla savunduğu için hepimizin göklere çıkardığımız bir ülkenin devleti kapitalizmin önünü açıyor. İster ablukadan, ister kendi ayrıcalıklı bürokrasisinin işine geldiği için. (Biz ikinci şıkkın doğru olduğunu da gösterdik. Zaten Küba cumhurbaşkanı da bizi doğruladı, “biz bunları 2011’den beri tartışıyorduk, bugüne kısmetmiş” gibi bir açıklama yaptı.) Şu veya bu nedenle sosyalist bir ülke kapitalizm yoluna girince siz bunu vurgulamazsanız, her şeye rağmen eleştirmezseniz, başka bir yol göstermezseniz, siz kapitalist restorasyonu destekliyorsunuz demektir. İşçi devletini savunmuyorsunuz demektir. Hatta TİP’in, TKH’nin ve EMEP’in yaptığı gibi susarak ya da TKP’nin ve Aydınlık’ın yaptığı gibi hakkında yazdığınız halde işin esasını saklayarak, kapitalizmi destekliyorsunuz, işçi devletine düşmanlık ediyorsunuz demektir. Ondan sonra Küba devletinin elçisiyle 23 Nisan tarzı küçük bayraklar sallayarak sosyalizmle dayanışma gösterileri yapmayın!

Bunu ilk defa da yapmıyorlar. Gorbaçov’u 1980’li yılların ikinci yarısında neredeyse hepsi destekledi! Sonra Yeltsin başa geldi, onlar da evlerine ve partilerine döndüler, sustular, hiçbir şey olmamış gibi davrandılar.

Biz ise, Sovyetler Birliği’nin kararlı düşmanı olarak, 1987’den itibaren Sovyetler Birliği’nde bürokrasinin kapitalizme dönüş programına karşı cepheden savaş açtık. Bulunduğumuz bütün ülkelerde, bildiğimiz bütün dillerde. Tabii en başta en önemlisi ile: Marksizmin diliyle!

Bu yazı Gerçek gazetesinin Temmuz 2026 tarihli 202. sayısında yayınlanmıştır.

SSCB NATO Sovyetler Birliği Sovyet Bürokrasi küba