İzmir’de “Nâzım Hikmet’i evcilleştiriyoruz” sergisi

Sungur Savran 6 dk okuma
nazım

Sevdalınız komünisttir,
on yıldan beri hapistir,
yatar Bursa kalesinde.

Nâzım Hikmet

Eylül ayı İzmir’de Fuar ayıdır. Bu yıl Fuar’da özel bir konuk var: Nâzım Hikmet! İzmir Büyükşehir Belediyesi ile Folkart adlı İzmir merkezli bir şirket birlikte bir Nâzım Hikmet sergisi açmışlar. Sıradan bir sergi değil. Belediye Başkanı Cemil Tugay serginin açılış töreninde “bugüne kadar Nâzım Hikmet için açılmış en kapsamlı sergi” diye gayet iddialı konuşmuş.

Cemil Tugay İzmir Büyükşehir’e CHP adayı olarak seçilmiş biri. Üstelik butlan kararı sonrası ikircikli davranışlarıyla dikkati çeken bir belediye başkanı. Kararın ardından istifa etti, ama Yeni Parti’ye de katılmadı, şaibeli bir siyasi tutum içinde. AKP’ye geçiş ihtimali bile konuşuluyor.

Folkart, İzmir’in en yüksek ikiz binalarıyla, yani “Folkart Towers” ile ünlenmiş. Yüksek yapılar, lüks konutlar, A sınıfı ofisler, alışveriş merkezleri ve okul projeleriyle öne çıkan bir inşaat şirketi. İnşaatın yanı sıra sağlık, teknoloji ve madencilik alanlarında faaliyet gösteren Saya Holding adlı bir holdingin iştiraki. Yani finans kapital.

CHP bu topraklarda modern kapitalizmi inşa eden parti. Folkart bir tekelci sermaye kuruluşu. Nâzım ise komünist, yani kapitalizmin düşmanı. Bu iki kurumun Nâzım ile ne ilişkisi olabilir?

Folkart, adıyla bile kendine belirlediği misyonu çağrıştırıyor. Terim İngilizcede “halk sanatları” demek. Sanata ilgi duyuyor bu kapitalistimiz. (Halka ilgi duyduğunu hiç sanmayız!) Nitekim, 800 metrekare alanıyla “Türkiye’nin en büyük galerisi” olduğu söylenen, adı da aynen şirketin adı gibi İngilizce olan “Folkart Gallery” bu ilginin nişanesi olarak kendinden sık sık övgüyle söz ettiriyormuş.

AKP’ye geçebileceği bile konuşulan bir belediye başkanı ile sanatsever bir finans kapital şirketi, Nâzım Hikmet’in son yıllarında hayatına değen bir şahsı, M. Melih Güneş’i küratör seçmiş, birlikte Nâzım’a el atmışlar. Üstelik çok uzun bir süre boyunca açık kalacak bir sergi düzenlemişler. 15 Ocak’a kadar açık kalacak sergi. Neden 15 Ocak? Çünkü o tarih Nâzım Hikmet’in doğumunun 125. yıldönümü! Niyet açık: Bu şanlı komünist sanatçının mutlu yıldönümünü de etkileri altında tutmaya çalışacaklar. İzin vermeyeceğiz.

Sergi gerçekten çok kapsamlı. Mebzul miktarda tarihî malzeme, bol bilgi, görsel ve işitsel olanaklardan yararlanma, video odaları ve başka araçlarla sergiyi gezenlere çok şey veriyor. Küratör M. Melih Güneş hayatının eserini ortaya koymuş. Nâzım’la, onun Sovyetler Birliği sürgünü döneminde yakınlaşan Güneş, elindeki belgeleri ve bilgileri sergi ziyaretçisiyle cömertçe paylaşıyor. Nâzım Hikmet’i çok-yönlü kişiliğiyle ortaya koyuyor. “Bu sergiye gitmeyin” demem. Tam tersine gidin. O güzel insanı, insanlığın, hayvanların ve kozmosun o içten dostunu, hayatını daha iyi bir dünya yaratmaya adamış o şair ve militanı tanımaya çalışın.

Ama dikkat! Sergiyi gezerken bir şeyin her an bilincinde olun. Serginin amacı Nâzım’ı tanıyanların, sevenlerin bilincinden şairin komünizmini silmek, tanımayan genç kuşakların ise o bilince asla kavuşmamaları için ileri derecede zecri tedbirler almak. Nâzım konusunda kalpazanlık! Sahte, evcilleşmiş bir Nâzım yaratmak.

Sergi Nâzım’ın komünizmini, işçi sınıfı dostu, kapitalizm düşmanı hayat felsefesini neredeyse toptan gizlemek amacıyla düzenlenmiş. Nâzım’ın ailesi, eğitimi, aşk ilişkileri, şiiri, resim sanatındaki ürünleri, başka sanat dallarındaki başarıları, hapisliği, sürgün hayatı, hasretleri, dünya çapına yayılan ünü, gördüğü saygı, her şey var. Ama komünizmi, parti üyeliği, hayatının sonuna kadar örgütlü siyasi faaliyet sürdürmesi, yedi yıl süreyle “muhalif” bir komünist partiye önderlik etmesi, hayatının sonunda, ölümünden iki yıl önce Küba’da sosyalizmi benimsemiş bir halkın coşkusu içinde komünizme aklını ve gönlünü verdiği 19 yaşına yeniden dönmek istemesi, yok yok yok!

Tabii komünizm Nâzım’ın hayatının her yerine öylesine yerleşmiş ki, sergi, girişimini mantıksal sonuçlarına götüremiyor. Ne yapsanız, adamın hayatında bir komünizm tortusu hemen her yerden fışkırıyor. İşte bu tortuyu da “romantizm” olarak yorumlamak Türkiye burjuvazisinin son dönemde bulduğu en elverişli silah. Bu yoruma göre, Nâzım komünizm felsefesinin herkesin kulağına hoş gelecek eşitlik, insanca yaşam, halklar arası kardeşlik falan gibi ideallerine kapılmıştı. Ama o ideallere romantikçe bağlıydı. İşte o kadar!

Bu yazının tepesindeki fotoğraf serginin girişindeki tanıtım afişini gösteriyor. Serginin adı “Romantika”. Bula bula bunu bulmuşlar bu dev şahsiyet hakkındaki sergiye! Nâzım bir romantikti. Bunun “kitabı da var”: Başlığı “Romantik Komünist”. 2001’de yayınlandı. Tarih 21. yüzyıla adımını basar basmaz, hazır “tarihin sonu” gelmişti madem, Türkiye’nin sol görünümlü burjuva aydınları bu nitelemenin üstüne atladılar, kullandılar da kullandılar. Bir çeyrek yüzyıl sonra, İzmir sergisi aynı mitolojiyi büyük kitleler nezdinde pompalıyor. Sergi, bir burjuva ideolojisi fabrikası gibi.

Oysa ne diyor Nâzım hayatının en sonunda, ölümüne az kala yazdığı bir şiirde, dostu ressam Abidin Dino’ya hitaben?

Küba meydanında altı milyon kişi akı karası sarısı melezi ışıklı bir çekirdek dikiyor çekirdeklerin çekirdeğini güle oynaya

(…)

çok şükür çok şükür bugünü de gördüm ölsem de gam yemem gayrının resmini yapabilir misin üstat

“Bugünü de gördüm” derken neyi kast ediyor Nâzım Hikmet? Küba’da komünizmin kuruluşunu. Yıl 1961. Ölüme iki kalmış.

İzmir’in temizlik işçileri “Romantika” afişini çöpe atarsa haklı olacaktır, bilin.

 

Bu yazı Gerçek gazetesinin Ekim 2026 tarihli 205. sayısında yayınlanmıştır.

Nazım Hikmet İzmir Fuarı İzmir Büyükşehir Belediyesi Cemil Tugay Romantika sergisi komünizm sermaye küba M. Melih Güneş