Burjuva siyasetinde her yeni gün yeni bir rezillikle başlıyor. Dün meydanlarda birbirine hakarete varan sözler sarf edenler bugün aynı kürsüde buluşuyor. İstibdad, baskı ve şantajla muhalefeti dize getirmeye çalışırken burjuva siyasetinin temsilcileri de kendi geleceklerini güvenceye alacak yeni kapılar arıyor.
CHP kurultayına ilişkin butlan kararının ardından partiden istifa eden İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Cemil Tugay, 7 Ekim’de Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın rozet takmasıyla AKP saflarına katıldı. Bu süreci yalnızca seçmene ihanet ve iktidarın muhalefeti teslim alma siyaseti üzerinden okumak, Tugay’ın bugüne kadar sergilediği sınıf karakterini görmezden gelmek olur.
Karşıyaka’dan Büyükşehir’e taşınan sicil
Cemil Tugay’ın sermayeyle ilişkisi, AKP’ye geçmesiyle başlamadı. Karşıyaka Belediye Başkanlığı döneminde Mavişehir’deki bir taşınmazda belediyeye ait hissenin Cengiz İnşaat’a satılması, büyükşehir adaylığı sırasında da tartışılmıştı. Tugay, satışı belediyeye gelir sağlama gerekçesiyle savundu.
Aynı dönemde Karşıyaka Belediyesi işçileri ücretlerini ve toplu sözleşmeden doğan alacaklarını aylardır alamıyordu. Kamu mülkü Cengiz Holding’e satıldı, kasaya para girdi. İşçi alacakları bazı aylar hiç ödenmedi, bazı aylar eksik yatırıldı. Karşıyaka Belediyesi’ne bağlı Kent A.Ş. ve Personel A.Ş. işçileri eksik ödenen ücretleri, geçmiş yıllardan kalan ikramiyeleri ve sözleşme farkları için belediye önünde günlerce eylem yaptı.
Tugay’ın bu mücadele karşısındaki tutumu da bugünkü sicilinin bir parçasıdır. Temmuz 2023’teki eylemin ardından, protestoya katılanların belediye işçisi olmadığını, dışarıdan getirildiğini ileri sürdü. İşçilerin alacak talebini tartışmak yerine eylemin meşruiyetini hedef aldı. Büyükşehir’de daha görünür hale gelecek işçi düşmanlığının izleri Karşıyaka’da zaten vardı.
CHP, bu tartışmalar ortadayken Tugay’ı İzmir Büyükşehir Belediye Başkanlığına aday gösterdi. Dolayısıyla bugünkü hesap yalnızca Tugay’a kesilemez. Onu aday gösteren siyasi irade de işçilerin yaşadıklarını hangi ölçütlerle değerlendirdiğinin hesabını vermelidir. İşçinin hakkı, aday belirlenirken de seçim kazanıldıktan sonra da ertelenebilir bir mesele sayılıyorsa, “emekten yana” sözünün içi boştur.
İşçinin hakkını bütçeye yük sayan belediyecilik
Büyükşehir Belediye Başkanlığı, Tugay’ın işçiler karşısındaki tutumunu daha geniş bir alana taşıdı. Toplu sözleşmeyle kazanılmış haklar mali yük olarak gösterildi; işten çıkarma, ücretleri ve sözleşme kazanımlarını geriletmenin aracı haline getirildi. Tugay’ın 2025’te 1.030 çalışanı kapsayan işten çıkarma kararını savunurken sendikanın sözleşmedeki artıştan vazgeçmesi halinde çıkarmaların durdurulabileceğini söylemesi, bu yaklaşımın açık ifadesiydi. İşçiye sunulan tercih şuydu: Ya kazanılmış hakkından vazgeç ya işini kaybet.
Yaklaşık 23 bin işçinin greve çıkmasıyla çatışma bütün kentin gündemine taşındı. Tugay, grevin günlük yaşam üzerindeki etkilerini sendikaya karşı kullandı. İşçilerin taleplerini kent halkına anlatmak yerine grevi halkın karşısına dikti.
Grev sırasında çöp toplamaya çıkması bu siyasetin gösterisine dönüştü. Bu grev kırıcılığı o dönem Devrimci İşçi Partisi tarafından yargıya taşınmış ve Cemil Tugay hakkında suç duyurusunda bulunulmuştu. Bu tutum yalnızca Tugay’a ait de değildi. CHP İzmir örgütü, çöp toplama eyleminin ardından kendisine açık destek verdi. Bugün parti değiştirmesine öfkelenenlerin, dün işçilerin karşısında kurulan bu siyasi dayanışmayla da yüzleşmesi gerekir. İşçi düşmanlığı AKP rozeti takılınca başlamadı; CHP rozeti taşınırken de destek buldu.
İşçiler geri çekilmedi. Ücretleri, sosyal hakları ve işlerine dönebilmek için mücadeleyi sürdürdü. Aralık 2025’te eksik yatırılan ücretlere ve aylardır ödenmeyen sosyal haklara karşı İzmir sokaklarında çıplak ayakla yürüdüler. İşe iade edilmesine rağmen işbaşı yaptırılmayan arkadaşlarının taleplerini de bu mücadeleye kattılar. Mücadele büyük oranda kazanımla sonuçlandı. Bu grev süreci, bizim zaten Karşıyaka Belediye Başkanlığı döneminden beri söylediğimiz “Cemil Tugay işçi düşmanıdır” sözünü bir kez daha tescilledi.
2024 yerel seçimlerinde CHP’nin arkasına kümelenen, Cemil Tugay’a oy çağrısı yapan sosyalist örgütler artık Tugay’ı “işçi düşmanı” olarak nitelemeye başladı.
Bugüne geldiğimizde, Tugay AKP’ye geçişinden önce Hak-İş ve bağlı sendikaların İzmir yöneticileriyle buluştu. Görüşmeye katılan Hizmet-İş sendikasına, tabiri caizse, göz kırptı. Önümüzdeki dönemde İzmir’deki binlerce belediye işçi ve emekçisinin sendikal örgütlenme özgürlükleri için mücadelelerini de göreceğiz.
İşin özü, Cemil Tugay’ın AKP’ye geçişi, işçi sınıfına karşı izlediği çizgi bakımından bir sürpriz değildir. Sermayenin çıkarlarını esas alan, kamu mülkiyetini gelir kalemine indirgeyen, işçinin kazanılmış hakkını mali yük sayan siyaset, düzen partilerinin herhangi birinde kendine kolaylıkla yer bulur. Burjuva siyasetinin sermayeye ve ranta hizmet eden düzeninde Tugay böyle bir figürdür. Bu süreç, Cemil Tugay’ı tüm bunları bildiği halde o koltuğa oturtan partinin bir burjuva partisi olduğunun ve Tugay’ın işçi düşmanı karakterini bildiği halde aday gösterilmesine ses çıkarmayıp oy çağrısı yapan sosyalist örgütlerin sınıf siyasetinden ne denli uzaklaştığının tescilidir.