Ekim Devrimi’nin sağlıkta açtığı ufuk yol göstermeye devam ediyor

Ertuğrul Oruç 5 dk okuma
Ekim devrimi

Bu ses kaydı, aşağıdaki metnin sesli okunmasıdır.

Bugün Türkiye’de geçim sıkıntısı, sağlıksız barınma ve ağır çalışma koşulları işçilerin ve emekçi halkın sağlığını bozuyor. Hastalandıklarında da randevu bulabilmek, muayene ve ilaç masraflarını karşılayabilmek, gerekli tetkikleri zamanında yaptırabilmek başlı başına bir mücadeleye dönüşüyor. Sağlık emekçileri de artan iş yükü altında bu ihtiyaçları karşılamaya çalışıyor. Oysa bir asırdan fazla zaman önce, bugünkünden çok daha sınırlı olanaklara sahip bir ülkede, herkes için sağlıklı yaşam koşulları yaratmayı hedefleyen bir düzen kurulmaya başlanmıştı. 1917 Ekim Devrimi’nin sağlık alanında açtığı ufuk bugün hâlâ bizlere yol gösteriyor.

Devrimin devraldığı Rusya; Çarlık döneminin ağır mirasını taşıyan, Birinci Dünya Savaşı’nın yıktığı, yoksulluğun ve salgınların kol gezdiği bir ülkeydi. İşçi iktidarı bu koşullarda sağlık hizmetini devletin asli sorumluluklarından biri olarak gördü. Eczaneler ve büyük özel hastaneler kamulaştırıldı. 1918’de kurulan Sağlık Halk Komiserliği (dönemin sağlık bakanlığı), dağınık sağlık kuruluşlarını ortak merkezî bir kamu örgütlenmesi içinde birleştirmeye başladı. İlk Sağlık Halk Komiseri (Sağlık Bakanı) Bolşevik doktor Nikolay Semaşko’nun öncülüğünde, herkesi kapsayacak ücretsiz bir sağlık sisteminin temelleri atıldı. Sağlık hizmetinin insanın cebindeki paradan bağımsız olarak sunulması, yeni sistemin temel ilkesi haline getirildi.

Bu yaklaşımın belirleyici özelliği koruyucu sağlığa verdiği öncelikti. Sağlık örgütlenmesi insanların yaşadığı ve çalıştığı yerleri de kapsıyor, esas olarak hastalıkları ortaya çıkmadan önlemeyi hedefliyordu. Aşılama ve salgınlarla mücadele, temiz su sağlanması, ana ve çocuk sağlığını korumak üzere doğumevleri ve kreşler açılması aynı anlayışın parçalarıydı. İşçiler de sendikaları ve sağlık komisyonları aracılığıyla bu çalışmalara katılıyordu. Halkın sağlığını koruma işi, emekçilerin kendi yaşamları üzerinde söz sahibi olmasıyla birlikte ele alınıyordu.

Çünkü Bolşevikler sağlığı, sağlık hizmetlerinden ibaret görmüyordu. Yetersiz beslenen, sağlıksız bir evde barınan, uzun saatler boyunca tehlikeli koşullarda çalışan bir işçiye yalnızca ilaç vererek sağlıklı bir yaşam sağlayamazdınız. Bolşeviklerin programında sağlık hizmetleriyle birlikte işgününün sınırlandırılması, barınmanın iyileştirilmesi, doğum izinleri ve çocukların korunması bu nedenle yer alıyordu. Bugün ücretler ve çalışma koşulları için verilen mücadelenin aynı zamanda halk sağlığı mücadelesi olması da buradan anlaşılabilir.

Elbette bütün bunlar bir anda, eksiksiz biçimde gerçekleşmedi. İç savaş, emperyalist kuşatma, doktor, sağlık emekçisi ve malzeme yetersizliği büyük güçlükler yaratıyordu. Buna rağmen toplumun elindeki olanaklar sağlık ihtiyaçlarını karşılamak üzere seferber edilebildi. Bu dönüşümün temelinde işçi sınıfının iktidarı alması, başlıca üretim araçlarının kamulaştırılması ve üretimin toplumsal ihtiyaçlar doğrultusunda planlanması vardı. Kamu mülkiyetine dayanan ücretsiz sağlık sistemi, Sovyetler Birliği’nde ayrıcalıklı bürokrasinin işçi demokrasisini tasfiye ederek siyasi iktidarı gasbetmesinden sonra da varlığını sürdürdü. Ancak bürokratik ayrıcalıklar sağlıkta eşitlik ilkesini zedeledi, bazı haklar geri alındı. Sovyetler Birliği’nin 1991’de dağılmasıyla beraber kapitalizme dönüş, işçi sınıfının sağlıktaki kazanımlarına ağır darbeler indirdi.

Ekim Devrimi’nden bugüne geçen bir asrı aşkın sürede bilimsel bilgi ve tıbbi teknoloji çok ilerledi. Herkesin sağlıklı bir yaşam sürebileceği koşulları yaratmanın maddi olanakları da çok daha fazla. Buna karşın bu olanakların kullanımını patronların kâr hesapları belirliyor. Doktorlar dâhil bütün sağlık emekçilerinin emeği ve toplumun kaynakları sermayeyi büyütmek için kullanılıyor. Bir asır önce yoksul Rusya’da Bolşeviklerin önlerine koyduğu hedefin bugün insanlık olarak hâlâ fersah fersah uzağında olmamızın nedenini burada aramak gerekir.

Bugün özel hastanelerin ve özel sağlık sermayesinin işçi denetiminde kamulaştırılmasını savunmalı, ücretsiz sağlık hakkı mücadelesini insanca ücret, sağlıklı barınma ve güvenli çalışma koşulları talepleriyle birleştirmeliyiz. Kamuda grevli toplu sözleşme hakkı için örgütlü mücadeleyi büyütmeli, özel sağlık alanında toplu iş sözleşmesini hedefleyen sendikal örgütlenmeyi yaygınlaştırmalıyız. Türk Tabipleri Birliği (TTB) ve tabip odalarında sorumluluk üstlenen bizlere de hekimlerin diğer sağlık emekçileriyle ortak mücadelesini büyütmek, bu temelde sendikal örgütlenmeyi desteklemek ve sendikalarla eylem birliğini güçlendirmek görevi düşüyor. Ekim Devrimi bize, toplumun kaynaklarını emekçi halkın ihtiyaçları doğrultusunda kullanmanın ancak işçi sınıfının iktidarı almasıyla mümkün olduğunu gösterdi. Sağlığımızı sermayenin kâr hesaplarından kurtarmak için bu mücadeleyi işçi iktidarı hedefiyle büyütmeliyiz.

Bu yazı Gerçek gazetesinin Ekim 2026 tarihli 205. sayısında yayınlanmıştır.

ekim devrimi sağlık doktorlar TTB sağlık emekçileri Sovyetler Birliği Çarlık Rusyası Bolşevikler