Lev Trotskiy Sokağı

Sungur Savran 7 dk okuma
Lev Trotskiy Sokağı

Yukarıdaki fotoğrafı iki gün önce Brezilyalı bir devrimci Marksist yoldaşımız sosyal medya aracılığıyla paylaştı. Yollarken de “sansasyonel” yazmış. Bu fotoğraf muhtemelen son iki gündür ekvatoru yüz binlerce defa dolaşmıştır. Bütün dünyanın Trotskistleri, Brezilya proletaryasının kalbi Säo Paulo kentinin Diadema ilçesi belediyesi sınırları içinde bir sokağa devrimci Marksizmin büyük kahramanı Trotskiy’in adının verilmesinden duydukları büyük sevinci birbirleriyle paylaşmışlardır. Arjantin’de 12 Eylül türü diktatörlüğü görmüş, Brezilya’da Lula’nın ihanetine karşı mücadele etmiş, parti yöneticisi, tarihçi, 90 kitabın yazarı, aydın, görmüş geçirmiş bir devrimci Marksist yoldaşımızın böylesine sevinmesi başka neyin işareti olsun ki? Nitekim paylaşımın üzerinde “çok kez iletildi” yazıyor. Yoldaşımız haklıymış, demek ki olay “sansayonel”miş.

Neden sansayonel? Çünkü Säo Paulo’nun (son yarım yüzyılda dünyanın belki de en canlı sosyalist mücadelesini veren) proleterleri ve yoksul favela (gecekondu mahallesi) halkının çabasıyla bir sokağa Trotskiy adı verilmesi, 86 yıl önce dün, 20 Ağustos’ta, Stalin’in kişisel emriyle hazırlanmış bir komplo sonucunda suikasta uğrayan ve bugün, 21 Ağustos’ta hayatını yitiren bir proletarya kahramanının neredeyse bir yüzyıla yaklaşan bu tarih dilimi boyunca bir sokağa adının ilk kez verilmesi olabilir. Yoldaşlarımız internette araştırarak öğrenmişler ki bu yerleşim yeri 1990’da, toprak işgali eylemi de içeren bir toplu konut mücadelesi sonrasında kurulmuş ve Villa Socialista adını almış. Bizim 1 Mayıs Mahallesi’nin okyanus ötesi kardeşi kenti yani. (Villa şehir demek , lüks villa değil, aman!) Devrimci işçiler ve kent yoksulları bu yerleşim yerindeki sokaklara devrimcilerin adlarını koymuşlar. Bu sokak da Trotskiy’e ithaf edilmiş. Brezilya’da Trotskizm güçlüdür. Bugün en güçlü hareketlerden biridir. Yani Lev Trotskiy adını halk koymuş, sonra Belediye Meclisi Lei No. 1331 ile resmiyet kazandırmış buna. (Neredeyse biz yani 1331 sayılı yasa!)

Şimdi şöyle bir düşünün: 1905 devriminde henüz 26 yaşında iken Çarlık Rusya’sının başkenti ve baş proleter merkezi Petersburg’un işçi sovyetinin başkanı. 1917 devriminde yeniden kurulmuş olan Petrograd (aynı kent, farklı ad) işçi ve asker sovyetinin yeniden başkanı seçiliyor. Artık Bolşevik. Sovyet’in başkanı sıfatıyla 25 Ekim (yeni takvimle 7 Kasım) ayaklanmasını planlayan ve zafere ulaştıran Devrimci Askerî Komite’nin başkanı. Lenin o sırada Finlandiya’da gizleniyor, ısrarla ayaklanma çağrısı yapıyor yoldaşlarına, ayaklanmayı yöneten ise Trotskiy. İlk Sovyet hükümetinde Lenin başbakan, o dışişleri bakanı. Gizli diplomasinin belgelerini dünya halklarına ifşa eden, Rus Çarlığı’nın İtilaf devletleri arasındaki anlaşma sonucunda “payitaht” İstanbul’a el koyacağını bizim halkımıza açıklayan adam. Kızıl Ordu’nun sıfırdan kurucusu ve komutanı, 14 emperyalist ülkenin desteklediği Beyazları ezip geçiyor ünlü zırhlı treniyle. 1919’da kurulan Komünist Enternasyonal’in iki onursal başkanından biri (öteki elbette Lenin). 20. yüzyılın ilk yarısının dünya çapında burjuva entelektüelleriyle sıkı polemiklere giren, onları, en büyük Rus şairlerinden, bir Puşkin ya da Mayakovski’den daha az şiirsel olmayan nesrini neşter gibi kullanarak teşhir eden, arkalarına bakmadan kaçacak hale getiren bir Marksist aydın aynı zamanda. Marx’ın entelektüel varisleri arasında şimdilik en keskini.

Sonrası (kendisine sorarsanız) öncesinden de önemlidir. Trotskiy, Sovyet bürokrasisinin Ekim’le başlayan dünya devriminin Stalin önderliğinde raydan çıkarılmasına karşı verdiği enternasyonalist mücadeleyle, İhanete Uğrayan Devrim kitabında bu yozlaşmanın Marksist analiziyle ve Stalin’in lağvettiği Komünist Enternasyonal’in yerine kurduğu zayıf ama 90 yıl sonra dünya proletaryasının büyük mücadelelerinde bayrağı hâlâ yükselen IV. Enternasyonal’i kurarak, 20. yüzyılın en büyük Marksist devrimcileri arasına yerleşmiştir. Trotskiy’in bu katkıları dünya proletaryasına ve enternasyonalizme 20. yüzyılın en güç anlarında hayat öpücüğü olmuştur.

Lenin ile Trotskiy’in önderliğinde kurulan devlet, dağılalı 35 yıl olduğu halde, hâlâ insanlığın tarihinde görülmüş en büyük umut kaynağıdır. Lenin uzun süre dünyanın dört bir köşesinde sokaklara adı verilmenin çok ötesinde heykelleri dikilen, maalesef hem gerçek hem de mecazi anlamda mumyalaştırılan bir önder olmuştur. Trotskiy’in kaç ülkenin kaç şehrinin kaç sokağına adı verilmiştir, bilmiyoruz. Belirli devrim anlarında, mesela 1920-21 Torino’sunda Biennio Rosso (“İki Kızıl Yıl”) sırasında, 1925 veya 1927 Çin’inde, 1936-39 arası İspanya’sında, özellikle 1937 Barselona ayaklanmasında küçük bir ihtimalle böyle bir an yaşanmış olabilir. Dikkat ederseniz, bütün örnekleri İkinci Dünya savaşı öncesinden verdik. Savaşın ardından, Stalinizmin bir uluslararası sistem haline gelişinden sonra devrim dönemlerinde bile ihtimal çok düşüyor. Belki Trotskistlerin önderliğe aday olduğu 1952 Bolivya devriminde. Belki 1960’lı yıllarda Peru ya da Arjantin’de Trotskist gerillaların geçici olarak ele geçirdiği “kurtarılmış” bir dağ kasabasında. Belki Trotskizmin en büyük sosyalist hareket olduğu 1950’ler ve 1960’lar Sri Lanka’sının bir “kızıl” kentinde. Bu ve başka örnekleri ancak tarihçiler keşfedince kutlayabileceğiz. Ama bunların iki elin parmak sayısını aşması bile şaşırtıcı olacaktır.

Şimdi isterseniz yukarıya dönün ve 20. yüzyılın nasıl bir şahsiyetinden söz ettiğimizi tekrar okuyun. Sonra düşünün bir: Dünyanın 200 dolayındaki ülkesinin her birinin binlerce, bazısının on binlerce, yüz binlerce kent ve kasabasında kim bilir ne çok diktatörün, göbekli kapitalistin, politika kalpazanının, gaddar generalin, yeteneksiz bürokratın, hırsızın arsızın, uyduruk edebiyatçının, “meşhur sanatçı”nın, adını ebediyen kimsenin hatırlamayacağı milyonlarca insanın adının verildiği ne çok sokak vardır. 20. yüzyılın neredeyse tamamında bütün dünyanın kapitalistlerini ve NATO generallerini tir tir titreten devletin, şanlı Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği’nin iki kurucusundan birinin (eğer “devlet kuran önderler” varsa tarihte, bu ikisi kadar pek az kimseye yakışır bu sıfat!) adının verildiği tek bir sokak muhtemeldir ki yok. Daha doğrusu yoktu. İşte şimdi (kim bilir ne süreyle) var. Gerçekten sansasyonel yoldaşım. Hatta siz Latin dünyasının iki güzel dilindeki o eşsiz kelimeyle “fenomenal”!

Epey bir süre önce “21. yüzyıla girdik” diyorduk. Sonra 21. yüzyılın ilk çeyreğini devirdik dedik. Şimdi 2026’yı yarıladık, sonuna doğru ilerliyoruz. Arada tek bir tam yıl kaldı. 2028 yılı IV. Enternasyonal’in kuruluşunun 90. yıldönümü. Onu merkeze alıp 20. yüzyıl devriminin ve karşıdevriminin yalansız öyküsünü bütün dünya halklarına eriştirelim. Eriştirelim ki, yaklaşan büyük boy ölçüşmesinden, faşizmden, dünya savaşından, nükleer tehditten, iklim felaketinden kurtulabilmemiz için yeniden teçhiz olabilelim.

Devrimci Marksizm Devrimci Askeri Komite devrimci enternasyonalizm sosyalizm devrimci mücadele Lev Trotskiy Brezilya São Paulo IV. enternasyonal kızıl ordu ekim devrimi stalinizm