İşçi sınıfının neferi, dünya devriminin önderi: Lev Trotskiy

Gerçek 6 dk okuma
İşçi sınıfının neferi, dünya devriminin önderi: Lev Trotskiy

İşçi sınıfı öyle bir sınıftır ki en keskin zihinleri, en yetenekli gençleri tüm insanlığı özgürleştirecek olan büyük kavgasına çeker. Taşrada varlıklı bir çiftçinin oğlu bile işçi sınıfının kızıl bayrağı altında mücadele edip bayrağı en ön safta taşıyabilir ve o bayrağın altında son nefesini verebilir. İşte Lev Davidoviç Trotskiy, tarihin en büyük işçi devriminin iki önderinden biri olarak, 21 Ağustos 1940’ta son nefesini verene kadar sosyalist dünya devriminin zaferi için mücadele ederek işçi sınıfının sadık bir neferi, sadık bir önderi olmuştur.

“İşçileri bulmalıyız ve işe koyulmalıyız”

Trotskiy 17 yaşındayken devrimci olmaya karar vermiş, 18’inde Marksizmi benimsemişti. Ellerinde kendilerinden önceki Rus devrimcilerin hatalarından çıkardıkları dersler ve Rusçaya çevrilmiş birkaç Marksist klasik kitaptan fazlası yoktu. Fakat artık zaman gelmişti. “Harekete geçmeliyiz!” diyordu çevresindeki genç devrimci grubuna. “Nereden başlayacağız?” diye sorduklarında, genç Lev Davidoviç “İşçileri bulmalıyız, kimseyi beklememeli, kimseye sormamalıyız, sadece işçileri bulmalıyız ve işe koyulmalıyız.” cevabını vermişti. İşte o günden itibaren de son nefesine kadar devrimci Marksizme sadık kaldı ve işçi sınıfının dünya devrimi için mücadele etti.

26 yaşında Petrograd İşçi Sovyeti’nin başkanı

Bu adanmışlıkla yola koyulan Trotskiy, bir yandan ülkedeki işçileri sosyalist harekete kazanmaya çalışırken, bir yandan da ülkedeki sosyalist hareketin tek bir siyasi program altında bir araya gelmesi için çabalıyordu. Baskıcı Çarlık rejimi ise sayısız dava, tutuklama, sürgün ile Trotskiy’in peşini bırakmıyordu. Bu adanmışlığı ve onunla yanında kitleleri etrafında toplayabilen sayısız yeteneği, onu 26 yaşında 1905 Petrograd İşçi Sovyeti’nin başkanlığına taşıdı.

Sonraki yıllarda Rusya Sosyal Demokrat İşçi Partisi içindeki bölünmelerde Lenin’le ayrı düştü. Fakat 1917 yılı geldiğinde yolları tekrar kesişti. Trotskiy devrimin zafere ulaşması için işçi sınıfının öncüsünü devrimci bir disiplin altında bir araya getirmek gerektiğini ve bunu da Lenin’in Bolşevik Partisi’nin yapabileceğini kavramıştı. Yoldaşlarıyla birlikte Bolşevik Partisi’ne katıldı. O, daha 1905 yılında geri kalmış ülkelerde işçi sınıfının, burjuvazinin “demokratik” görevlerini de üstlenerek iktidara yürüyebileceğini ortaya koymuştu. Rusya şimdi tam da bu yola girmişti.

Ekim devriminin askeri lideri, Kızıl Ordu’nun kurucusu

O görkemli Ekim günlerinde Lenin ile yan yana, insanlık tarihinin en büyük işçi devriminin mimarlarından biri ve askeri lideri oldu. Devrim ülkesinin dışişleri bakanı olarak gizli anlaşmaları ifşa ederek emperyalistlerin maskesini düşürdü, dünya savaşının arkasındaki kirli emelleri tüm dünya halklarına duyurdu. Devrim zaferinden sonra ne eski hâkim sınıflar ne de emperyalist haydutlar durmuştu. Trotskiy devrimi savunmak için Kızıl Ordu’yu sıfırdan kurdu. Cepheden cepheye koştu, emperyalistlerin desteklediği Beyaz orduları yenilgiye uğrattı. Tüm bunlar olurken, Lenin’le birlikte Komünist Enternasyonal’in kuruluşuna önderlik etti. Devrimin kaderini yalnızca Rusya’nın sınırları içinde görmüyordu. Çünkü sosyalizm tek bir ülkenin sınırlarına hapsedilemezdi.

Bürokrasiye karşı Dördüncü Enternasyonal

Lenin ve Trotskiy önderliğinde Bolşevik Partisi, Rusya’da devrimin zaferini sağlamlaştırmıştı. Ama ne yazık ki devrimin diğer ülkelere yayılması bu aşamada sonuçsuz kalmıştı. Üstüne bir de Lenin’in erken ölümü geldi. Rusya gibi geri bir ülkedeki devrimin tecrit olmasının dolaysız ürünü olan bürokrasi şimdi siyasal olarak güç biriktirmeye başlıyordu. Bu bürokrasi Stalin önderliğinde kendi ifadesini bulmuştu ve Sovyetler Birliği’ni adım adım dünya devrimi hedefinden uzaklaştırıyordu. “Tek ülkede sosyalizm” tahrifatına karşı Trotskiy, Sol Muhalefet’i kurarak devrimci Marksizmi devrimin topraklarında savundu.

Trotskiy bu rauntta bürokrasiyi alt edemedi. Sürgüne gönderildi. Yolu Türkiye’de Büyükada’ya düştü, oradan da Meksika’ya. Komintern’in bürokrasi eliyle işlevsizleştirildiğini görerek 1938’de “hayatımın en önemli işi” dediği Dördüncü Enternasyonal’i kurdu ve bir avuç kadroyla dünya devriminin tarihsel yükünü sırtladı. Dördüncü Enternasyonal’i o kadar önemli görüyordu çünkü, işçi sınıfı politik bir devrimle bürokrasiyi yerle bir etmezse, o bürokrasinin en nihayetinde kapitalizmi yeniden inşa edeceğini adı gibi biliyordu. Nitekim öyle de oldu. 20. yüzyılın “ulusal sosyalizm”leri, yozlaşmış bütün işçi devletleri birer birer kapitalizme teslim oldu. Dışarıdan bir işgalle de değil, kendi bürokrasilerinin kapitalizmi yeniden inşa etmesiyle oldu bu.

Trotskiy eşsiz bir rehber

20 Ağustos 1940’ta dünya devriminin bu büyük önderi, Stalinist bürokrasinin bir ajanı tarafından suikasta uğradı. Başından büyük bir darbe alan Trotskiy, 21 Ağustos’ta hayatını kaybetti. Sovyet bürokrasisi de, emperyalistler de rahat bir nefes almıştı. Rahat bir nefes almışlardı belki ama Trotskiy’in canını almak Trostkiy’in peşinden koştuğu fikirleri de öldürmek, onun bıraktığı mirası yok etmek anlamına gelmiyordu.

Onun mirası kitap sayfalarının arasında değildi. Arşivlerden adı, fotoğraflardan bedeni de silinse, Sovyetler Birliği’nin her bir karışında onun izi vardı. O ölse de, devrimci Marksizmin bayrağı ardından gelenlerinin ellerinde dimdik kalmaya devam edecekti.

Şimdi kapitalizm milyarlarca insanı yokluğa ve sefalete sürüklerken, emperyalizm dünyayı büyük bir savaşın eşiğine getirirken, faşizm ve barbarlık tehlikesi yeniden yükselirken, Trotskiy bizim için eşsiz bir rehber olarak önümüzde duruyor. Trotskiy’in bitiremediği işi biz bitireceğiz! Sosyalist dünya devrimini zafere ulaştıracağız!

Yaşasın Trotskiy! Yaşasın dünya sosyalist devrimi!

Bu yazı Gerçek gazetesinin Ağustos 2026 tarihli 203. sayısında yayınlanmıştır.

Lev Trotskiy ekim devrimi kızıl ordu sosyalist dünya devrimi