2026 Dünya Kupası başlıyor. Futbolseverlerin dört yıl beklediği bu büyük organizasyona ABD, Kanada ve Meksika ev sahipliği yapacak. 24 yıl sonra nihayet Türkiye Milli Takımı Dünya Kupası’na katılma hakkı kazandığı için bu turnuva hiç şüphesiz ki çok daha büyük ilgi görecek. Dünya Kupası’nda her futbolseverin hatta futbolla ilgisi az olanların da favori gördüğü, tuttuğu ya da sempati duyduğu takımlar olur. Biz genelde Dünya Kupası’na katılamadığımız için Türkiye haricinde tuttuğu takımlar olur. En çok sempati duyulan takımlar içinde gurbetçilerimiz dolayısıyla Almanya öne çıkar. Tüm dünyada olduğu gibi bizim ülkemizde de futbolu en estetik şekilde oynayan Brezilyalı sambacılar da en çok desteklenen takımlar arasında yer alır. Eskiler tabii ki böğründe kocaman CCCP yazan ikonik formalarıyla, makine gibi işleyen, kolektif takım oyunu ile gönüllerde taht kuran Sovyetler Birliği takımını da tutardı. Biz yetişemedik. 1988 Avrupa Kupası’nda izleyebildik sadece.
Maradona’dan beri Arjantin’in kalplerdeki yeri de hep ayrı olmuştur. Onu izleyenler için, Messi dahil, onun gibisi yer yüzüne gelmemiştir. Pek örnek alınamayacak bir özel hayatı olsa da Arjantin’in yoksul mahallelerinden gelen bir kahramandır. ABD’den verilen bir ödülü reddedip Küba’ya giderek Fidel Castro’dan ödül almayı tercih ettiğini, sağ omzuna Che Guevara’nın, efsanevi sol ayağına da Fidel Castro’nun dövmesini yaparak, “kalben Filistinliyim” diyerek her daim safını belli ettiğini biliyoruz. 1986 Dünya Kupası’nda İngiltere’nin Malvinas savaşında Arjantin’e yaşattığı zilletin intikamını meşhur “tanrının eli” golüyle almıştı. Yıllarca onun hatırına Arjantin’i tuttuk. Onun dünya futboluna veliahtı olarak bıraktığı Messi’yi alkışladık. Ama futbol hayatına çok büyük paralarla ABD’de devam eden Messi’nin Beyaz Saray’da Trump’a yaltaklandığı görüntüleri gördükten sonra sanırız ki herkes büyük bir hayal kırıklığına uğramıştır. Yine de Maradona’nın hatırını Messi’nin ihanetinden üstün tutup Arjantin’i destekleyecekler olacaktır. Biz de sanırız ki onlardan olacağız.
Bir de her daim kupalara renk katan, mazlumların temsilcisi olarak Afrika takımları desteklenir. İtalya 90’da açılış maçında son şampiyon Arjantin’i yenip çeyrek finale kadar gelen Kamerun, 2002’de Fransa’yı yenip çeyrek finale kadar gelen ve bize elenen Senegal, son dünya kupasına damga vurup dördüncü olan Fas gibi... Bu sefer Afrika’dan 10 takım katılıyor. Artık Fas’ın yarı finale kadar çıkması değil erken elenmesi sürpriz olur. Gözümüz yine Senegal, Gana, Güney Afrika gibi turnuvanın gediklilerinin dışında Yeşil Burun Adaları ve Demokratik Kongo’nun üzerinde olacak. Dünya Kupası’na katılan en küçük ülke Çuraçao… Venezuela kıyılarında bulunan Karayiplerin bu küçük ada ülkesi büyük sürpriz yaparak geliyor. Ama Çuraçao’yu mazlum Afrika’nın yanına koymak pek olmaz. Bu ada bir Hollanda sömürgesi ve Venezuela’nın ne kadar gericisi, karşı devrimcisi, Amerikancısı varsa onların toplandığı bir üs gibi. Batı medyası tarafından el üstünde tutulup parlatılması da büyük ölçüde bundan. Bir nevi Yugoslavya’nın parçalanması sürecinde NATO garnizon devleti olarak kurulan Kosova gibi. Küçük ama pek sevimli değil.
Gelelim 2026 Dünya Kupası’nın esas konusuna… Futbol ve özellikle de Dünya Kupası hem bu sporun zirvesidir hem de tarihi boyunca futbolla dünya siyasetinin iç içe geçtiği bir mecra olmuştur. Bu yılki turnuva İtalya’da düzenlenen ve Mussolini’nin faşist rejiminin gövde gösterisine dönüştürülen 1938 Dünya Kupası’na benziyor. Faşist Trump’ın Dünya Kupası’nı kendi propaganda mecrasına çevirmekte kararlı olduğu görülüyor. 1938’de hakemlerin de desteğiyle İtalya kupayı kazanmış. ABD’nin hakem desteğiyle bile olsa bu kupayı kazanabilecek güçte bir takımı yok. Ama Trump, Dünya Kupası’nda şovunu İran’a karşı yapmaya hazırlanıyor. Maçlarını ABD’nin Los Angeles ve Seattle şehirlerinde oynayacak olan İran takımına vize vermiyor. İran takımı Meksika’da konaklayacak, antrenmanlarını orada yapacak ve sadece maç günlerinde ABD’ye geçip maçın ardından da geri dönecek.
Bu koşullarda elbette ki kalplerimiz halihazırda ABD’ye karşı haklı bir savaş içinde olan İran’ın futbol takımıyla birlikte olacak. Ayrıca iki ülkenin de gruptaki sıralamalarına bağlı olarak ileriki eleme turlarında karşılaşma olasılıkları da var. Umarız bu olur ve İranlı futbolcular füze gibi giden şutlarla ABD ağlarını sarsıp Trump’ın propagandasını tersine çevirirler. Ama onlardan önce ABD ile bizim çocuklar oynayacak. Maç 26 Haziran’da! Saat farkı dolayısıyla sabahın 5’inde oynanacak. Her maç önemli ama bizim çocuklar şu Trump’ın takımına güzel bir ders verseler fena mı olur? O gece Türkiye’ye uyku yok! Doğrusu bu maçta Türkiye çapında gece vardiyalarında fiili bir genel grev bekliyoruz… Ama şimdiden uyaralım. Aman ne kadar seversek sevelim futbolun halkı afyon misali uyutmasına fırsat vermeyelim. Eğer gruptan çıkarsak eleme maçları Ankara’daki NATO toplantısının yapılacağı tarihlere denk geliyor. ABD’yle esas hesaplaşma orada olacak. Bu hesaplaşmada işçi sınıfı tribünde değil sahada olacak. Umuyoruz ki işçi sınıfımız genel grevle sahaya inecek! Emperyalizmin esas takımı olan NATO’ya bir büyük yenilgiyi burada kendi evimizde tattıracağız!
Bu yazı Gerçek gazetesinin Haziran 2026 tarihli 201. sayısında yayınlanmıştır.