Yeni Parti istibdada direnerek mi yoksa istibdadın dayatmasıyla mı kuruldu?

Gerçek 20 dk okuma
YP

İstibdadın CHP’ye yönelik “mutlak butlan” hamlesi amacına ulaştı. Bu hamlenin amacı başından itibaren CHP’yi bölmekti. 19 Mart sürecinde Ekrem İmamoğlu’nun tutuklanmasının ardından istibdad cephesi CHP’ye kayyım atamayı düşünmüştü. Ama bu senaryoda kayyım yönetimi kanunen partiyi olağanüstü kurultaya götürmek zorundaydı ve bu halde Özgür Özel-Ekrem İmamoğlu ekibinin yeniden seçimle başa geleceği belli olmuştu. Plan kayyımdan “mutlak butlan”a döndü. Mutlak butlan, Kılıçdaroğlu ve ekibini herhangi bir seçim olmadan partinin başına getirmeye uygun olan formüldü. Kılıçdaroğlu ekibinin yeni bir olağanüstü ya da olağan kongre ardından partinin başında kalması mümkün olmasa dahi esas amaç olan partinin bölünmesini sağlaması bu şekilde güvenceye alınabilirdi. 

17 Haziran 2025’te yani bir yıl önce Gerçek Gazetesi’nde yayınlanan “Mutlak buhran” başlıklı yazıda tüm yaşanacak olanlar bir bir yazılmıştı:

“…Mesele CHP’lileri ikna etmek değil çünkü Kılıçdaroğlu yeniden CHP’nin başına herhangi bir oylama ile geçmeyecek. Bu durumda kendi eylemine meşruiyet sağlamasının tek yolu karşı tarafı gayrimeşru ilan etmek olacak. Peki, Özgür Özel daha önce söylediği gibi Kılıçdaroğlu’nun alnını karışlamak için onu partililerle birlikte Genel Merkez merdivenlerinde beklerse ne olur? Kavga çıkar! Özgür Özel, meşru yönetim biziz dese de aldığı hiçbir karar resmî ve yasal geçerlilik kazanamaz. Mahkeme kararına rağmen partiyi yönetemez. Kılıçdaroğlu’nun Genel Başkanlığı’nda onun parti meclisi ve en önemlisi de onun Merkez Disiplin Kurulu’nun aldığı kararlar resmî ve yasal geçerlilik kazanır. Kavganın boyutuna ve biçimine bağlı olarak pek çok önde gelen CHP’linin ihracı dahi söz konusu olabilir. Bu durumda parti önce fiilen sonra da resmen bölünecektir…Plan budur.”

İstibdadın kayyım seçeneğinden butlan hamlesine dönüşü esnasında “yarın kayyım geliyor” diyerek erken öne çıkan Rasim Ozan Kütahyalı ofsayta düşmüş “halkı yanıltıcı bilgiyi alenen yayma” suçlamasıyla gözaltına alınmıştı. Böylece mutlak butlan hamlesinin, istibdadın dayandığı yarı askeri rejim içinde tam bir eylem birliği ve koordinasyon içinde yürütülmediği de anlaşılıyordu.  Yargı ve poliste Erdoğan’a doğrudan bağlılık gösteren bürokratlar eliyle yürütülen ve Erdoğan’ın eski Ergenekon sanıklarının temsil ettiği sivil-asker müttefiklerinin çok daha iştahlı bir şekilde sahiplendiği bir süreç yaşanıyordu. CHP’nin bölünmesi bir yönüyle istibdadın dayandığı yarı-askerî rejimin güç odaklarının çoğunun ortaklaştığı bir amaca dönüştü. Zayıf düşmüş ve bölünmüş bir CHP’nin, Erdoğan’ın manevra alanını genişletmesinden ve mevcut dengedeki kilit rolünün zayıflamasından endişe duyan Bahçeli’nin mesafesini koruduğunu belirtmek gerekir. Sonuçta “mutlak butlan”ın fiilen varacağı yer en baştan belli olmuştur ve o da CHP’nin bölünmesidir.  

Tabii partinin bölünmesi için yeni bir partinin kurulması gerekiyordu ve Özgür Özel-Ekrem İmamoğlu ekibini bu yöne doğru sevk etmek için istibdad meclisiyle, yargısıyla, kayyımıyla, butlanıyla adeta seferber oldu. Sonuçta da Yeni Parti’nin kurulmasıyla butlan operasyonu başarıya ulaştı. Burada Özgür Özel ve ekibi istibdadın hamlesine sonuna kadar direndi mi? Yoksa bir aşamada istibdada boyun eğip planı uygulamaya razı mı oldu? Bu sorunun yanıtını bulmak için bir başka soruyu sormak lazım: Özgür Özel, CHP’nin tekrar başına geçmek için tüm olanakları tüketmiş miydi? Yeni Parti’yi kurmak zorunda mıydı? 

Yeni Parti’nin kuruluşunda kuşku uyandıran zamanlama

Kılıçdaroğlu partiyi yeniden kongreye götürmekten imtina ederken buna gerekçe olarak kararın yüksek yargıda kesinleşmemiş olmasını öne sürüyordu. Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 36. Hukuk Dairesi mutlak butlan kararını 21 Mayıs günü onamış ve nihai Yargıtay aşamasına gelinmişti. Nitekim mahkeme kararı, Özgür Özel ekibi tarafından derhal temyiz edildi. Normal işleyişte en fazla 15 gün içinde gerekçeli kararın yazılması ve dosyanın Yargıtay’a gönderilmesi gerekirken Bölge Adliye Mahkemesi dosyayı 2 ay bekleterek adli tatilden hemen önce 17 Temmuz’da Yargıtay’a iletti. Dosya Yargıtay’a geldikten 4 gün sonra 21 Temmuz’da ise Özgür Özel meclis grup toplantısında bir veda konuşması yaparak yeni partinin kurulacağını ilan etti. 3 gün sonra da 91 milletvekili ile birlikte CHP’den ayrılarak resmen Yeni Parti’yi kurdu. Partinin kurulmasından 2 gün sonra ise Anadolu Ajansı Yargıtay’ın mutlak butlan davasını ön incelemeye aldığını duyurdu. 2 aylık bir zaman boyunca Özgür Özel ekibinin hukukçularının bu skandal oyalamaya karşı herhangi bir itirazı ya da süreci hızlandırmaya yönelik bir girişiminin olmaması manidardır. Özgür Özel, Yargıtay sürecinden tamamen umutsuz mudur? Fatih Altaylı’ya verdiği röportaja bakılırsa tam tersine Yargıtay’ın mutlak butlan kararını bozacağından emindir. Bölge Adliye Mahkemesi’nin süreci uzatmasını buna karine olarak göstermektedir.

Özel-İmamoğlu ekibi Yargıtay’dan ümidini kesmiş olsaydı bile tutarsızlık ortadan kalkmıyor. Zira mutlak butlan dosyası beklerken partiyi yeniden kongreye götürmek için bir hamle yapmışlardı. 833 delege (1366 delegenin oy kullandığı kongrede Özgür Özel ikinci turda 812 oy almıştı!) olağanüstü kurultay için imza toplamış, Kılıçdaroğlu yönetimi CHP tüzüğündeki açık hükümleri çiğneyerek kurultay çağrısına olumlu yanıt vermeyince, Ankara Sulh Mahkemesi’ne olağanüstü kurultayı gerçekleştirmek üzere bir çağrı heyeti kurulması için başvuruda bulunmuşlardı. Başvuru tarihi 14 Temmuz’dur! Bu başvurunun da sonucunu beklemediler. Oysa gerek siyasi partiler kanunu ve medeni kanun gerekse de CHP tüzüğünün hükümleri çok açıktı ve bu davadan sonuç almaları da mümkündü. 

Yeni Parti’nin kurulması hangi yönüyle istibdad cephesinin, istibdad yargısının ve butlancıların işine geldi?

Ankara Sulh Mahkemesi’nin siyasi talimatla karar vermesi de olasıydı; sonuçta o da bir ilk derece mahkemesiydi. Aldığı kararın ileride düzeltilmesi mümkündü. “Mutlak butlan” kararının Yargıtay’da onanması ise çok açıkça mevcut Anayasa’ya, Siyasi Partiler Kanunu’na ve medeni kanuna aykırı olmasının yanı sıra fiilen mevcut siyasi partiler sistemini tamamen felç edebilecek bir içtihat oluşturacağı için istibdad için riskli bir adımdı. Bu riskin varlığı istibdad medyasında da zaman zaman dillendirildi. 30 Nisan günü Şamil Tayyar sosyal medya hesabından “Ak Parti içinde bazı yetkili isimlerin ve MHP lideri Bahçeli’nin ‘mutlak butlan’ kararına karşı olduğu biliniyor” diyordu. Butlan kararı çıktıktan sonra da bu farklı eğilimler kendini göstermeye devam etti. Bahçeli, Kılıçdaroğlu’nu sorumlu davranmaya ve görevi reddetmeye çağırırken, Yargıtay’ın bir an evvel kararını vermesi gerektiğini vurguluyordu. AKP Ağrı Belediye Başkanı Savcı Sayan ise Ak Parti içinde “mutlak butlan” hamlesine karşı tutum alanları “Özgür Özel’e bizim içimizde olan destek CHP’ninkinden daha fazladır” gibi çarpıcı ifadelerle suçlamaktaydı. İstibdad medyasının önde gelen figürlerinden Cem Küçük de “mutlak butlan”ın hukuki ve siyasi risklerini sıklıkla dile getiren isimlerden biriydi. Cem Küçük’ün tam da bu süreçte tutuklanmasının politik gerekçesinin bu süreçteki ayrıksı tutumu olduğu söyleniyor. TGRT’de Yeni Parti’nin bu süreçten güçlü çıkacağına, Kılıçdaroğlu’nun tabanda karşılığı olmadığına yönelik yorumları iktidar cephesinden büyük tepki toplamış ve TGRT’den kovulmuştu. Ardından da tutuklanma süreci geldi. Tüm bunlar “mutlak butlan” ile ilgili olarak istibdad cephesinde tam bir birlik ve koordinasyonun olmadığını, farklı pozisyonların da oldukça sert şekilde karşı karşıya gelebildiğini gösteriyor. Hal böyle iken Özgür Özel’in kendi yorum ve değerlendirmelerinden bağımsız olarak Yargıtay’dan peşinen bir onama çıkacağını düşünmek söz konusu olamaz. Yargıtay sürecinin istibdadın içindeki kriz dinamiklerini arttıracak bir etki göstermesi ise hemen hemen kaçınılmaz gözükmektedir.   

Böyle bir siyasal ortamda Özgür Özel’in Yeni Parti’yi kurması istibdadı ve istibdad yargısını bu yükten kurtarmıştır. Şimdi artık Yargıtay’ın “mutlak butlan” kararını bozması sadece bir ihtimal olmaktan öteye geçmiş yüksek olasılıklı bir ihtimal haline gelmiştir. Zira Yargıtay “mutlak butlan” kararını bozduğunda eski kongre geçerli sayılacak, Kılıçdaroğlu’nun görevi sona erecek ama Özgür Özel partiden ayrılmış olduğu için Genel Başkanlık makamı boşta kalacaktır. Parti Meclis’i (PM) yeni bir geçici Genel Başkan seçecektir. Fatih Altaylı röportajda Özgür Özel’e Selin Sayek Böke’nin de adını zikrederek Yeni Parti’ye geçmeyen ama kendileriyle birlikte hareket eden isimleri sordu. Özgür Özel, Parti Meclisi’nde yer alan milletvekillerinin Yeni Parti’ye geçtiğini, milletvekili olmayan PM üyelerinin ise “Yargıtay kararı lehimize çıktığı takdirde parti sahipsiz kalmasın, ipsiz sapsızların eline kalmasın, çünkü butlan yönetimini yargıtay yolladığında orada birilerinin kurultay yapması, bir karar alması, yani CHP’nin hakkını hukukunu gözetmesi lazım, Yargıtay’ın kararı bozması bir işe yarasın diye orada görev için kalan arkadaşlar” olduğunu söyledi. 

Yarı askeri rejimde Mansur Yavaş CHP’si isteyenler mi var?

Gerçekten de eğer mutlak butlan kararı bozulursa sadece 2023 Kurultayı değil ondan sonra en sonuncusu Kasım 2025’te yapılan Kurultaylar da geçerli sayılacağından, Kılıçdaroğlu ve onun hâkim olduğu Parti Meclisi mahkeme kararıyla görevden uzaklaşacak, parti yönetimi en son Parti Meclisi’ne geçecek. Tam sayısı belli olmamakla birlikte CHP’de kalan yaklaşık 40 PM üyesi yeni bir Genel Başkan seçerek yola devam edecek. Bu durumda tekrar CHP’ye dönmek ve “mutlak butlanı” mutlak butlan yani tamamen hükümsüz kılmak pekâlâ mümkün olacak. Ama Fatih Altaylı, Özgür Özel’e bu olasılığı sorduğunda bakın nasıl cevap alıyor: “Partiye dönme meselesi ayrı bir şey, Yeni Parti bu kadar büyük destek görmüşken CHP’yi kapsamış, aldığı toplumsal destekle aşmışken partiye dönmek başka bir şeydir.” Özgür Özel T24’ten Murat Sabuncu ve Şirin Payzın’la yaptığı söyleşide de şöyle demişti: “CHP'nin butlancıların elinde kalmaması çok iyi bir şey olur. Biz o CHP ile bir de oluruz, kol kola da oluruz, ittifak da oluruz, her şey konuşulur, her şey olunur." 

Bu sözler Yeni Parti’nin kuruluşunun bir zorunluluktan kaynaklanmadığı, sanki A planının kendisi olduğunu düşündürüyor. Çünkü Özgür Özel, geride kalanlar için Altaylı’ya “CHP’nin güvenilir elde olması, adeta yağmalanmaması çok önemli. Çünkü CHP’nin çok büyük bir gücü ve kaynakları var” diyor. Bir siyasetçinin tüm bu gücü ve kaynakları kendi siyaseti doğrultusunda kullanma imkanını reddetmesinin akılcı bir açıklaması yoktur. Madem CHP’de kalanlar aynı siyasetin parçalarıdır neden aynılar aynılarla birleşmek yerine ittifak yapsın? Burada Özgür Özel, Yeni Parti’nin CHP’yi aştığından bahsediyor. Tartışılır. Ama belli ki mutlak butlan iptal edildikten sonraki CHP’nin de siyasette farklı bir yere oturacağı öngörülüyor. Yoksa gelecek için bir Mansur Yavaş bir de Özel-İmamoğlu partisi mi düşünülüyor? Bu, Özgür Özel’in tercihi olmasa gerektir. Ama yarı askeri rejimin, milliyetçi ve asker ağırlıklı bazı odaklarının Erdoğan’ın karşısında, iç ve dış politikada bu odakların çizgisini sürdürmesi beklenen Mansur Yavaş’ı görmeyi, iç ve dış politikada eksen değişikliğine gidebilecek bir prestije ve uluslararası ilişkiler ağına sahip İmamoğlu’na tercih edeceği (Kılıçdaroğlu’nun oyları bölme kabiliyeti dahi tartışmalı hale gelmişken) açık. Özgür Özel ve İmamoğlu’nun “Türkiye ittifakı” söylemi ve stratejisiyle baştan beri bu tür bir yönelişe yatkın olduğu da açık.

Yeni parti kurmayı dayatan mücbir bir sebep yoktu

Özgür Özel’in Yeni Parti’yi apar topar kurmasının diğer gerekçeleri baskın bir erken seçime karşı önlem almak ve mutlak butlan kararı onanırsa 2020’den itibaren 6 yıl boyunca kurultay toplamamış sayılacağı için CHP’nin seçime girme yeterliliğini kaybetme olasılığı. Bu gerekçeler de yeterince ikna edici değil. Çünkü Yeni Parti’nin seçime girebilmesi için, seçimden altı ay öncesinden yeterli örgütlenmeyi sağlayıp kongresini gerçekleştirmesi gerekiyor. Parti sözcüsü Zeynel Emre’nin kongre için Ekim başını işaret ettiği, Özgür Özel’in de 2-3 ay içerisinde yapacağız dediği düşünülürse Yeni Parti’nin 2027 yılının Nisan ayından önce yapılacak bir seçime girmesi mümkün değildir. Baskın seçim durumunda hali hazırda seçime girme yeterliliği olan bir partiyle ittifak yapmak ya da doğrudan toplu olarak böyle bir partiye geçmek her zaman mümkündür. Türkiye siyasetinde bu pekâlâ mümkündür zira bir dizi parti sırf bu sebeple vakti geldiğinde pazarlanmak üzere kurulmuştur ve varlığını sürdürmektedir. Bu gerçekliği Özgür Özel de teslim ediyor. Ama yine de “Ben bekleyemem seçime girme yeterliliği olan bir partiyi sıfırdan kuracağım” diyor. Baskın seçimi Yeni Parti’yi kurmak için bir gerekçe olarak gösterirken neden 2027 Nisan’ına kadar olası bir baskın seçime karşı kendini savunmasız bıraktığı sorusu orta yerde duruyor. Özgür Özel’in gerekçesi seçimin en erken 2027 Kasım’ında olacağına dair duyumlardan ibaret… Bu duyumlar herhalde iktidar kanadından geliyor olsa gerektir. Bunca baskıcı ve keyfi istibdad uygulamaları varken bu güven duygusu pek iyi huylu gözükmüyor.

CHP’nin seçime girme yeterliliğini kaybedeceği argümanı ise kendi içinde ciddi bir çelişki barındırıyor. Eğer Yargıtay mutlak butlan kararını onarsa o takdirde bu şüphesiz siyasi bir karar olacaktır ve bu siyasetin sahiplerinin Kılıçdaroğlu CHP’sini seçime sokmamakta bir çıkarı olmadığı düşünülürse, YSK’nın CHP’nin seçime girme yeterliliğini elinden almayacağı öngörülmelidir. Tersi olur Yargıtay mutlak butlan kararını bozarsa o zaman zaten sorun yoktur ve Özel ekibiyle birlikte CHP’nin başında seçimlere gidebilir. Olur da hem Yargıtay kararı onar YSK da Kılıçdaroğlu CHP’sini seçime sokmaz ise o takdirde yeterliliği olan bir parti üzerinden seçime girme imkânı her zaman olabilir. Özgür Özel “Bekleyemem”, “Zaman kaybedemem” diyor ama aynı Özgür Özel daha butlan kararı çıkmadan evvel defalarca seçime girme yeterliliği olan bir “yedek partinin” hazır olduğunu söylemişti. Yani gerek 14 Temmuz’da olağanüstü kongre için Sulh Mahkemesi’ne yapılan başvurunun sonucunun gerekse de Yargıtay’ın alacağı kararın beklenmesine engel olacak mücbir bir sebep ortada yoktu. 

Özgür Özel’in başında sallanan Demokles’in kılıcı 

Başta sorduğumuz soruya cevabımız Özgür Özel ve ekibinin Yeni Parti’yi istibdadın planlarına karşı direnerek değil istibdadın dayatmalarına boyun eğerek kurmuş olduğudur. Bu bağlamda Yeni Parti’nin kuruluşu, CHP’nin kalıcı şekilde bölünmesini hedefleyen istibdadın planının fiilen hayata geçirilmesine hizmet etmektedir. Özgür Özel ve ekibinin kendilerine bu kadar darbe vuran istibdadın planını isteyerek uygulayacağı düşünülemez. Her ne kadar Kılıçdaroğlu vakası bu konuda her türlü komplo teorisine kapı açar gibi görünüyorsa da akla uygun bir açıklama aramak gerekir. Bu sorunun en akla uygun yanıtı, istibdadın bunu zorla yaptırmış olmasıdır. Özgür Özel’in Yeni Parti’yi apar topar kurmaya yönelmesi kendisinin dokunulmazlığının kaldırılmasına yönelik fezlekelerin meclis karma komisyonuna havale edilmesi, buna ek olarak, TBMM’de bu komisyonların meclisin tatile girdiği dönemde de çalışabileceğine dair karar çıkmasının ardından gerçekleşmiştir. Yani gözden kaçırılan ve hemen hemen hiç tartışılmayan şudur ki Özgür Özel apaçık tutuklanma tehdidi altında Yeni Parti’yi kurmuştur. Bu girişim istibdadın tehdidini ortadan kaldırır mı? En azından şimdilik dokunulmazlıkların kaldırılması gündemi istibdad kanadı tarafından da soğutulmuş vaziyette. Meclis karma komisyonunun dokunulmazlık dosyalarıyla ilgili tatilde de çalışıp çalışmayacağını takip etmek gerekir. Tabii ki gelişmeler durumu değiştirebilir. Fezlekeler Özgür Özel’in başının üzerinde Demokles’in kılıcı gibi sallanmaya devam edecektir.

Özgür Özel’in ideolojik manevrası 

Sonuçta istibdad hem Yeni Parti’yi hem de CHP’yi mevcut yarı askeri rejimin dengelerini bozmayacak şekilde kontrol altına almak üzere hamlelerine devam edecektir. Eğer Özgür Özel de geçmişte Kılıçdaroğlu’nun yaptığı gibi kendisine çizilen sınırlar içinde kalırsa hatta ona verilecek rolü hakkıyla oynarsa (bu rolü oynarken aynı Kılıçdaroğlu’nun yaptığı gibi iktidara karşı en sert sözleri söylemeye devam edebilir) Demokles’in kılıcı başına inmeden siyasete devam edebilir. Bu, Özgür Özel sadece korktuğu için bunu yapıyor demek değil. Özgür Özel ve Yeni Parti ekibinin, CHP’den ayrılmakla önemli bir ideolojik hamle yapmakta olduğu gözden kaçırılmamalıdır. Bu hamle en genel itibariyle Kemalizmden kopuştur. Yeni Parti, her zaman “Altı Ok” referansı yapacaktır, bunu bırakması düşünülemez. Ama Yeni Parti’nin, eski “altı ok” partisi CHP’den kopuşu, Kemalizmi “demokratlar” treninin bir kompartımanına (muhafazakâr, milliyetçi, liberal, sosyal vb. demokratlardan farkı olmayan bir Kemalist demokratlar kompartımanı) indirgeyerek kendisine iktidar yolunu açmak istediği görülüyor. “Kemalizm”den kopmak derken, Atatürk mü denecek Mustafa Kemal mi denecek gibi simgesel şeylerden bahsetmiyoruz. Dış politikada Kemalist “Yurtta sulh, cihanda sulh” politikasından kopmak, Kürtlerle ve laiklikle ilgili politikaları çok daha esnek şekilde yorumlayabilmek sayesinde Yeni Parti sömürgeci burjuvazinin yayılmacı çıkarlarıyla çok daha rahat bütünleşebilecektir. Böylece bu sınıfsal çıkarlara dayanan “petrol açılımı”nın alternatif yürütmesi olmaya çok daha özgüvenli bir şekilde talip olabilecektir.   

Özgür Özel, yarı askeri rejimin kendisine ve ekibine CHP’yi yâr etmeyeceğini anladıktan sonra söz gelimi Mansur Yavaş CHP’si ve Özel-İmamoğlu Yeni Partisi’nin ittifakıyla bir seçim zaferi tasarlıyor olabilir. “Kemalizmi” CHP ve milliyetçi/faşist ortaklarına bırakıp onlarla ayrıca bir ittifak yapmak, Özgür Özel’in zorla itildiği değil tercih ettiği bir seçenek haline gelebilir. Erdoğan’ın karşısında CHP’nin ve Yeni Parti’nin iki adayı, iki farklı ittifakla çıktığı bir durumda (örneğin Mansur Yavaş’ın İyi Parti’yi, Zafer Partisi’ni belki Yeniden Refah’ı vb. yanına aldığı, Yeni Parti’nin ise bir ittifakla değil de “demokratlar” treninin kompartımanları olarak sosyalist solu, sol/sağ liberalleri vb. kendine yedeklediği bir senaryo mümkün olabilir), seçimi ikinci tura bırakmak hedeflenebilir ve Erdoğan’la birlikte ikinci tura kalan adayı hep birlikte desteklemek üzere önden bir mutabakat yapılabilir. 

Düzen siyasetine güven olmaz

Bu tür senaryolar ülke seçim sathına yaklaştıkça çok daha fazla tartışılacak ve geniş çevreler için akla yatkın formüller olarak benimsenebilecektir. “İşte Erdoğan’ı yenecek formül bu!” diyenler olacaktır. Oysa bu sürece nasıl gelindiğini, düzen muhalefetinin istibdad cephesinin müdahalelerine ne kadar açık olduğunu ve bunların nasıl hürriyet mücadelesinin zayıf karnı haline geldiğini unutmamak gerekir. Geçmişte Kılıçdaroğlu’nun da Abdullah Gül’ü ortak aday yapmaya çalışırken, Millet İttifakı’nı kurarken, kendini aday olarak dayatırken vb. basitçe iktidarın ajanı olarak hareket ettiğini düşünmek yanlış olur. Hayır! O da tüm bu planlamaları kazanmaya yönelik bir umutla ve planlamayla hayata geçirdi. Esas mesele bir düzen siyasetçisi olarak Kılıçdaroğlu’nun mevcut düzenin spesifik olarak yarı askeri rejimin sunduğu seçeneklerle sınırlı hareket etmiş olmasıdır. Buna mevcut düzende “devlet adamlığı”, “devlet terbiyesi” vb. gibi adlar takılıyor. Biz buna düzen siyaseti diyoruz. Özgür Özel’in de Ekrem İmamoğlu’nun da düzen siyaseti yaptığını dolayısıyla da hürriyet mücadelesini başarıya ulaştıramayacaklarını söylüyoruz. Düzen siyasetine güvenen yarı yolda kalır. Eğer bir gün kazanırlarsa bu, düzeni değiştirmek için değil kurtarmak için olacaktır. Çok söyledikleri gibi “kara” düzeni yıkmayacaklar, aklayıp paklayarak yeniden halka dayatacaklar. Dolayısıyla Yeni Parti’nin kuruluş sürecindeki çelişkileri ve tutarsızlıkları sorgulamak son derece önemli. Yarın seçimler yaklaştıkça, düzen siyasetinin hayhuyu içinde bunlar yine unutulacak, herkes Erdoğan’ı yenecek matematiğin peşinden koşacak. Ama denklemi baştan yarı askeri rejim kurduğu için kazanan yine emekçi halk ve hürriyet mücadelesi olmayacak. İlke bellidir, önümüzdeki süreçte gelişmeler ne yönde olursa olsun düzen siyasetine güvenmemek esastır. 

 

Cumhuriyet Halk Partisi istibdadın yargısı Düzen partileri mutlak butlan Özgür Özel Ekrem İmamoğlu Kemal Kılıçdaroğlu yarı askeri rejim yeni parti