Sermayenin düzenini sarsan iki gün: 15-16 Haziran

Gerçek 5 dk okuma
15 16 haziran

Sınıflar tarihinde de insanlık tarihinde olduğu gibi büyük dönüm noktaları vardır. Tıpkı çağ açıp çağ kapatan büyük tarihsel olaylar gibi ülkelerin sosyal sınıflarının imza attığı bazı olaylar, sonrasında gelecek her şeyin kaderini değiştirir. 15-16 Haziran 1970 büyük işçi ayaklanması Türkiye sınıflar tarihinde işte böyle önemli bir dönüm noktasıdır.

Ne demek istediğimizi daha anlaşılır kılmak için önce 1960’lar Türkiye’sine bir yolculuk yapalım. 150 bin işçinin katıldığı 1961 Saraçhane Mitingi ile başlayan uyanış, 1963 Kavel grevi ile toplu sözleşme ve grev hakkını yasalara yazdırmıştır. Daha sonra, o dönem tek sendikal konfederasyon olan Türk-İş bürokrasisinin işçi sınıfı mücadelelerini sınırladığı yerde, 1967 yılında DİSK kuruluyor; 1968 itibarıyla Derby ile başlayan fabrika işgali dalgası Singer, Demirdöküm, Gamak ve Sungurlar fabrikaları başta olmak üzere birçok fabrikaya yayılıyordu. İşçi sınıfı, bir sınıf olarak yürüyeceği yolu bulmuştu. Bu yolun parolası ise şuydu: İşgal, grev, direniş!

İşçi sınıfının her adımını daha cesur ve kararlı biçimde attığı bu yürüyüş, patronları ve onların iktidar ve muhalefetteki temsilcilerini doğal olarak rahatsız etmeye başladı. Süleyman Demirel’in başbakanı olduğu Adalet Partisi hükümeti 1970 Haziran ayı başında Sendikalar Kanunu’nda değişiklik önerisini meclise getirdi. CHP’li vekillerin de desteğiyle bu yasa değişikliği meclisten hızlıca geçirildi. Milletin vekili kostümü giymiş patron uşakları, bu kanun değişikliğiyle birlikte DİSK’e bağlı veya bağımsız sendikaların önünü tıkayıp işçilerin temsiliyetini; patronlar ve devletle uyum içinde faaliyet yürüten Türk-İş bürokrasisinin tekeline bırakmayı amaçlıyordu.

İşçi sınıfı sel olup akıyor, işçi düşmanı yasayı iptal ettiriyor!

Sınıf mücadeleci sendikacılığa apaçık bir saldırı olan bu yasanın adeta yangından mal kaçırırcasına kabul edilmesi işçilerin öfkesini katladı. 14 Haziran’da toplanan DİSK Temsilciler Kurulu acil bir eylem planı hazırlayarak harekete geçti. 15 Haziran’da İstanbul’un çeşitli fabrika bölgelerinden kent merkezlerine yürüyüşler planladı. 15 Haziran günü gelip çattığında İstanbul ve Gebze’de 150 bin işçinin eli şaltere uzandı. Üretimi durduran yüzbinlerce işçi taburlar halinde İstanbul’un o dönemki en işlek ana yollarına akmaya başladı. Kadıköy’den Bakırköy’e, Levent’ten Topkapı’ya bentleri yıkan bir sel gibi işçi akını yaşandı. 

Takvimler 16 Haziran’ı gösterdiğinde ise eylemler farklı bir boyuta evrildi. Artık sadece DİSK’in bir eylemi olmaktan çıkmış, desteğe gelen Türk-İş’li, bağımsız sendikalı veya sendikasız işçiler ülkenin en önemli kentini zapt ederek tek bir yumruk olup düzenin köhnemiş kapılarını yumruklamaya başlamıştı. 16 Haziran günü, DİSK’in eylem planlarını da aşarak düzene karşı topyekûn bir sınıf ayaklanmasına dönüşünce patronlar ve onun siyasi temsilcileri tir tir titremeye başladı. Patronların çok güvendikleri burjuva devletinin polis gücü yetersiz kaldı, tıpkı 10 yıl sonra da olacağı gibi hemen orduyu göreve çağırdılar. Hükümet çözümü sıkıyönetim ilan etmekte buldu.

Sıkıyönetim ilanı sonrası DİSK yönetiminin de kontrolü tekrar ele alma çabaları sonucunda ayaklanma sona erdi. Ancak Sendikalar Kanunu’nda değişikliği öngören ve mecliste kabul edilen yasa tasarısı iptal edildi. Bu iki günlük şanlı mücadele Türkiye işçi sınıfının belleğine bir daha silinmemek üzere kazındı. İşçi sınıfının 1960’lı yıllar boyunca adım adım kat ettiği bu zorlu yol şimdi bir ayaklanma ile taçlanmış oldu ve sonraki on yıla da damgasını vurdu.

Yeni 15-16 Haziranları ve zaferini hazırlayalım!

 15-16 Haziran ayaklanması elbette tarihsel bir gelişme olarak önemlidir. Başta söylediğimiz gibi onun ardından hiçbir şey artık eskisi gibi olmayacaktır. Ancak önemi yalnızca nostaljiyle sınırlı değildir. Bugün istibdadın baskısı ve İngiliz Mehmet’in Orta Vadeli Programı altında ezilen milyonlar, bu düzenden kendisine çıkış yolu bulamayanlar için de bir pusuladır. İşçi ve emekçiler gerek üretimden gelen gücünü kullandığında gerek meydanları ve şehirleri zapt ettiğinde neleri değiştirebileceğini dosta düşmana her fırsatta göstermektedir. Yeni 15-16 Haziranları yaratacak kudret işçi sınıfımızda mevcuttur. Biz yeter ki sınıfımızı bilip örgütlenelim, patronların düzeninin karşısında sımsıkı bir yumruk olalım. İşçi sınıfının siyasi öncüsünü inşa edelim, yarım kalan işi tamamlayalım!

Bu yazı Gerçek gazetesinin Haziran 2026 tarihli 201. sayısında yayınlanmıştır.

15-16 Haziran 1970 işçi sınıfının birleşik mücadelesi DİSK