Devrimci denince hemen herkesin gözünde aynı portre canlanır. O portre Maradona’nın kolundaki dövmede de karşınıza çıkar, Anadolu’nun bir kasabasındaki çay ocağında da. Filistin’de bir gencin çizdiği duvar resminde de görürsünüz onu, meydanları dolduran eylemcilerin bayraklarında da. Aradan onlarca yıl geçmiş olmasına rağmen yüzü hâlâ dünyanın dört bir yanında ezilenlerin hafızasında yaşamaktadır. Çünkü Ernesto Che Guevara yalnızca bir insan değil, bu sömürü düzenini bitirmek isteyenlerin gözünde devrimin ete kemiğe bürünmüş hâlidir.
Doktordan devrimciye
Ernesto, Arjantin’de orta sınıf bir ailenin çocuğu olarak dünyaya geldi. Gençliğinde doktor olmak için eğitim aldı. Bir motosikletin üzerinde çıktığı uzun Latin Amerika yolculuğu onun hayatını değiştirdi.
Yol boyunca madenlerde çalışan işçilerle karşılaştı. Toprağından koparılmış köylüler gördü. Cüzzam kolonilerinde yaşayan yoksullarla tanıştı. Bir yanda servet içinde yaşayan küçük bir azınlık, öte yanda hastalık, açlık ve sefalet içinde yaşayan milyonlar vardı.
Doktor olarak karşısına gelen hastalarını tedavi etmesi mümkündü belki. Ama kaç kolu vardı ki Ernesto’nun, kaçına bakacaktı? Gün 24 saatti, nasıl yetişecekti herkese? Durmaksızın hastalık üreten koskoca bir sömürü düzeni vardı önünde. O artık yalnızca hastaları değil, tüm toplumu iyileştirmek istiyordu. Bunun için de bataklığı kurutmak, yani sömürü düzenini ortadan kaldırmak gerekiyordu. İşte Ernesto Guevara’nın devrimciye dönüşümü böyle başladı.
Küba Devrimi ve “Che”nin doğuşu
1955 yılında Meksika’da sürgündeki Kübalı devrimcilerle tanıştı. Fidel Castro ve arkadaşları, ABD destekli Batista diktatörlüğünü devirmek için hazırlık yapıyordu. Ernesto kısa süre içinde onların safına katıldı.
Bir avuç devrimci Granma isimli yatla Küba kıyılarına çıktı. Açlık, hastalık ve kuşatmalarla dolu zorlu yıllar başladı. Sierra Maestra dağlarında verilen mücadele boyunca o yalnızca bir doktor değil, aynı zamanda bir savaşçı, örgütçü ve önder olarak da öne çıktı. 1959 yılında Küba devrimi zafere ulaştığında artık bütün dünya onu “Che” adıyla tanıyacaktı.
“Ekonomist değil, komünist”
Devrimden sonra Che’ye birçok önemli görev verildi. Merkez Bankası başkanlığı yaptı, sanayi bakanı oldu. Ancak makam ve unvan onun için hiçbir zaman amaç olmadı.
Anlatılan meşhur bir hikâye vardır. Bir toplantıda Fidel Castro “Aramızda ekonomist var mı?” diye sorar. Che elini kaldırır. Toplantıdan sonra Fidel “Sen ekonomist değilsin ki neden el kaldırdın?” diye sorunca: “Ben ekonomist değil, komünist aradığını sandım.” der. Bu nükteli hikâye aslında onun karakterini anlatır. Che için mesele kariyer yapmak değildir. O sınıfsız, sınırsız, sömürüsüz bir dünya için çalışmaktadır ve bunu her eylemiyle göstermiştir. Bakan olduğu yıllarda makam odasına kapanmadı. Şeker kamışı tarlalarında çalıştı, fabrikalarda gönüllü mesailere katıldı. İşçilerin yanında bizzat üretimde yer aldı. Çünkü onun hayal ettiği topluma yalnızca mülkiyet ilişkilerinin değişmesiyle gidilemeyecekti. Aynı zamanda yeni bir insan tipinin de doğması gerekiyordu. Dayanışmayı, fedakârlığı ve kolektif emeği hayatının merkezine koyan yeni bir insan...
Devrim nereye çağırıyorsa Che orada
Che, Küba Devrimi’nin önderlerinden biri olarak devrimi başarıya kavuşturmuş ve onu hayatta tutmuştu. Fakat Küba onun için dünya devriminin sadece bir parçasıydı. Devrim bir ülkenin sınırları içine hapsedilemezdi. Dünyanın başka yerlerinde halklar emperyalizme ve sömürüye karşı mücadele ediyordu.
Önce Kongo’ya gitti fakat devrimci hareket orada başarısız oldu. Ardından Bolivya’ya geçti. 1967 yılında yakalandı ve CIA ajanlarının desteğiyle Bolivya devletinin askerleri tarafından yargısız infazla öldürüldü. Emperyalistler ve Bolivyalı işbirlikçileri Che’nin bedenini ortadan kaldırmayı başarmıştı. Fakat başaramadıkları ve başaramayacakları bir şey vardı: Che’nin fikirleri, hayalleri ölümsüzdü. Bu konuda başarılı olabilselerdi bugün milyonlarca genç onun adını hâlâ umutla ve hayranlıkla anıyor olmazdı.
Bugün neden hâlâ Che?
Bugün Küba hâlâ abluka altında. Emperyalizm onlarca yıldır bu küçük ada ülkesini teslim almaya çalışıyor. Buna rağmen Küba halkı büyük bir fedakârlık ve gayretle direniyor. Che’nin mirası yaşamaya devam ediyor. Yalnızca Küba’da değil, dünyanın dört bir yanında. Sömürüye, ezilmeye, baskıya, yoksulluğa karşı mücadele eden milyonların kavgasında...
Bu yüzden Che’nin yüzü hâlâ duvarlarda, pankartlarda karşımıza çıkıyor. Harçlığını biriktirip onun resminin olduğu tişörtü alan ve üzerinde gururla taşıyan gençler dolaşıyor sokaklarda. Çünkü o yalnızca geçmişte yaşamış bir devrimci değildir. Che bugündür, Che devrimin ta kendisidir. O ayakta kalmaya çalışan Küba’dır, soykırıma karşı direnen Filistin’dir, bugün milyonlarla birlikte isyana katılan Bolivya halkıdır. Grev çadırındaki işçidir Che, sokakları dolduran öğrencidir. Dünyanın neresinde sömürüye ve zulme karşı ayağa kalkan birileri varsa Che oradadır!
Che Guevara tüm dünyadan bu aşağılık sömürü düzenini, bu çürümüş kapitalizmi yıkana, emperyalist ve Siyonist barbarlığı yok edene kadar bize ilham ve cesaret verecek.
İyi ki doğdun Che! Devrimci nesiller senin bıraktığın yerden yürümeye devam ediyor!
Bu yazı Gerçek gazetesinin Haziran 2026 tarihli 201. sayısında yayınlanmıştır.