AfD’nin (Almanya için Alternatif Partisi) son yıllarda Almanya’da elde ettiği seçim başarıları, dünya genelinde Üçüncü Büyük Depresyon’un başlamasından bu yana faşist ve ön-faşist partilerin gösterdiği yükselme eğiliminin en dikkat çekici örneklerinden biri olarak öne çıkıyor. Parti, geçen yıl yapılan seçimlerde ikinci büyük parti konumuna yükselerek, İkinci Dünya Savaşı'ndan bu yana Almanya'da faşist ya da ön-faşist bir partinin ulaştığı en yüksek seçim sonucunu elde etmişti. Geçtiğimiz Temmuz ayında Eylül’de yapılacak yerel seçimler öncesinde Erfurt’ta toplanan AfD kongresi, belli bir kitleye göz kırpma amacı güttüğünü düşündürecek bir şekilde, tam yüz yıl önce Nazi Partisi’nin ikinci kongresinin gerçekleştiği Weimar’dan 25 kilometre uzakta düzenlenmiş ve 1926 Weimar Kongresi’nin günü gününe yüzüncü yıl dönümüne denk getirilmişti. Söz konusu 1926 kongresinde Adolf Hitler, Hitler Gençliği örgütlenmesini başlatmış ve Nazi selamını ilk kez parti geleneği hâline getirmişti.
AfD'nin iki gün süren kongresi öncesinde, Almanya'nın farklı eyaletlerinden sendikalar, sol partiler ve kitle örgütlerinin çağrısıyla binlerce gösterici, kongreyi protesto etmek üzere bir araya geldi. On binlerce gösterici, kongrenin düzenlendiği konferans merkezine giden otoyolları ve bağlantı yollarını oturma eylemleriyle trafiğe kapattı. Eyleme katılanlardan bazıları otoyol köprülerinden halatlarla sarkarken, bazıları ise kongreye giden trafiği kesmek amacıyla kendilerini tramvay raylarına sabitledi. Bu eylemler, faşizme karşı mücadelenin ancak kitlesel bir mücadeleyle başarıya ulaşabileceğini bir kez daha hatırlattı.
AfD'nin yükselişi aynı zamanda SPD (Sosyal Demokrat Parti), FDP (Özgür Demokrasi Partisi), ve Yeşiller Partisi’nden oluşan mevcut federal hükümetin izlediği politikalarla da ilişkili. Sosyal harcamaların kısıtlanması, işçi sınıfının ekonomik ve sosyal haklarının giderek tırpanlanması büyük öfke yaratıyor. Fakat bağımsız bir işçi sınıfı partisinin yokluğu, mevcut sisteme karşı geniş toplumsal hoşnutsuzluğun faşist partiler tarafından istismar edilmesine zemin hazırlıyor. Milyonlarca göçmenin ve göçmen kökenli emekçinin sınır dışı edilmesini açıkça savunan AfD, faşist programın birçok unsuruna sahip olan fakat henüz kendi milis örgütlenmesine sahip olmayan, yani ön-faşist bir partidir. Partinin seçimlerde elde ettiği başarılar, çok sayıda neo-Nazi grubu ve faşist unsuru sığınmacı yurtlarına ve göçmenlere yönelik saldırılar gerçekleştirme konusunda cesaretlendirmektedir. Temmuz eylemleri, AfD ile mücadeleye hazır olan işçi sınıfı örgütlerinin ve gençliğin varlığını hatırlatarak tüm dünyadan anti-faşistlere güç vermiş ve faşizmin mezarını kazacak olanın yine her dilden ve her memleketten emekçiler olacağını hatırlatmıştır.
Bu yazı Gerçek gazetesinin Ağustos 2026 tarihli 203. sayısında yayınlanmıştır.