ABD emperyalizminin ve İsrail Siyonizminin, harp tarihinde az görülecek bir alçaklıkla, müzakereler sürerken sürpriz bir saldırı ile başlattığı İran savaşı altıncı ayına girmiş bulunuyor. Bu savaştan emperyalizm ve müttefiklerinin, nükleer silahlara başvurmaksızın zaferle ayrılması gitgide daha da zorlaşıyor. Son haftalarda yaşanan gelişmelerle savaşın ölçeği büyürken, emperyalizm ve müttefikleri bu kadar geniş bir cephede savaşı sürdürmekte daha da zorlanıyor. Körfez bölgesinin tamamına ek olarak Irak ve Ürdün gibi ülkeler, savaşın en başından beri parçası olmuştu. Şimdi, İran’ın yeni hamlesi ile savaşın sathı daha da genişliyor. Emperyalist basının amiral gemisi sayılabilecek New York Times’ın 1 Ağustos tarihinde yayınladığı bir haber, İran’ın savaşın ölçeğini büyütme hamlesini son ateşkes sırasında planlayıp müttefikleriyle görüştüğünü aktarıyor. Bu taktiğin başarılı olduğuna dair ilk veriler de ortaya çıkıyor.
Hürmüz, Babülmendeb, Süveyş… Emperyalizmin boğazını sıkan savaş
Lübnan’da Hizbullah, savaşın başından itibaren İsrail’e karşı ikinci bir cephe açmıştı. Şimdi buna yeni cepheler ekleniyor. Özellikle, savaşın ilk aşamasında nispeten kenarda durmuş olan bir başka İran müttefiki, Yemen’in kuzeyini kontrol altında tutan Ensarullah’ın (Husiler) 20 Temmuz’da Babülmendeb Boğazı’nı Suudi Arabistan’ın ticaretine kapattığını duyurmasıyla savaşta yeni bir aşamaya geçildi. 29 Temmuz’da, biri ABD menşeli iki tanker, Mısır’ın Dimyat kentinde insansız hava araçlarıyla vuruldu. Ensarullah bu saldırıyı düzenlemediğini belirtse de, bu saldırıyla savaş ilk kez Mısır’a da sıçramış oldu. Ensarullah’ın Babülmendeb’i kapatmasıyla, Hürmüz Boğazı ile birlikte Suudi Arabistan’ın Asya ülkeleriyle ticaret için kullanabileceği iki ana kanal da kapatılmış oldu. Geriye kalan tek alternatif, gemilerin ters istikamette yola çıkması, Süveyş Kanalı’ndan geçip neredeyse bir dünya turu yaptıktan sonra Asya’ya ulaşması. Yani Suudi Arabistan ekonomisinin can damarları tehlike altında. Bunun, savaş sebebiyle 2026’nın ikinci çeyreğinde ekonomisi yüzde 4,8 küçülen Suudi Arabistan için büyük bir darbe olduğuna şüphe yok.
Ensarullah’ın yanı sıra, Irak’taki Kuvvet el-Haşd eş-Şaabi (Halk Seferberlik Güçleri) çatısı altında hareket eden İran müttefiki güçler de savaşa daha aktif biçimde müdahil olmaya başladı. 26 Temmuz’dan itibaren, Suudi Arabistan’ın petrol üretiminin önemli kısmının geldiği doğu bölgelerine (yani Basra Körfezi’ne yakın olan bölgelere) saldıran grupların Suudi Arabistan’ın petrol şirketi Aramco’nun Abkayk tesisleri başta olmak üzere çeşitli önemli hedefleri başarıyla vurduğu, ortaya çıkan videolardan anlaşılıyor. Ensarullah ve el-Haşd eş-Şaabi bu saldırılar ile bir yandan son dönemde Arap dünyasının temel gücü haline gelen Suudi Arabistan için savaşın bedelini artırırken, zaten bir petrol krizinin eşiğinde olan dünya ekonomisini de daha fazla zorlayabileceğini gösteriyor.
Emperyalist cephede çatlaklar: ABD, işbirlikçilerini bir türlü hizaya sokamıyor
Savaşın genişleyen sathına emperyalizm ve müttefikleri çeşitli cevaplar geliştirmeye çalışsa da, gitgide zor duruma düştükleri ve bir çıkış aradıkları da anlaşılıyor. Bir yandan çeşitli askerî inisiyatiflerle, savaşa doğrudan müdahale eden Ensarullah ve el-Haşd eş-Şaabi’ye cevap üretmeye çalışıyorlar. 28 Temmuz’da Suudi Arabistan ve ABD kuvvetlerinin ortak bir operasyonla Irak’ta el-Haşd eş-Şaabi güçlerini hedef alması, bunun bir veçhesiydi. Ensarullah’a karşı, gerekirse bir kara savaşına hazırlanıldığını basına sızdıran Suudi Arabistan’ın yeni bir koalisyon örgütlemeye girişmesi de bir başka veçhesi oldu. Emperyalizme karşı vatan savunan güçlere karşı örgütlenen bu kolaja Türkiye’nin de katılacağını açıklaması, işgale karşı Millî Mücadele yürütmüş bu ülkenin halkının kabul edemeyeceği bir zillettir. Fakat bunun yanı sıra, her daim tarafsız olan Umman’ın dışında, Körfez bölgesinden bu koalisyona katılmayan tek Arap ülkesinin Birleşik Arap Emirlikleri olduğunu da, BAE’nin Suudi Arabistan’dan kopup İsrail’le stratejik ittifaka girişme sürecinde önemli bir veri olarak not etmek gerekir. Fakat bu yeni hamlelerin, sathı genişleyen savaşta emperyalizm ve müttefikleri için bir çözüm olmayacağının hem Suudi Arabistan hem de bizzat ABD farkında. 2 Ağustos’ta ABD emperyalizminin başı Donald Trump’ın (bir kez daha) İran’a saldırıları bir süre durdurduğunu açıklamasından önce, Suudi Arabistan’ın fiilî lideri Muhammed bin Salman’ın bizzat Trump’ı arayarak, savaşın daha fazla yayılmasını istemediklerini söylediği aktarılıyor. Yani İran’ın müttefiklerinin sahneye çıkmasıyla genişleyen savaş, hedeflenen caydırıcılığı şu aşamada başarıyla sağlıyor.
Dahası, savaşın yayılmasına dair kaygıların sadece Suudi Arabistan’dan ya da Körfez'in Arap ülkelerinden gelmediği de ortada. Hava savunma sistemleri başta olmak üzere, stratejik bir dizi mühimmat stoğu hızla eriyen ABD, bölgedeki güçlerini ve müttefiklerini etkili biçimde korumakta gitgide daha fazla zorlanıyor. Temmuz ayında İran’ın Ürdün’deki ABD üslerine düzenlediği ve en az üç ABD askerini öldürüp onlarcasını yaraladığı füze saldırıları, ABD savunma sistemlerinin azalan kapasitesinin bir işaretiydi. ABD ordusunun (sorumluluk alanı Türkiye ve İsrail’i de kapsayan) Avrupa Komutanlığı’nın başı General Alexus Grynkewich’in 1 Ağustos günü basına sızan ve elindeki donanma gücünün İsrail’i korumak için yeterli olmadığı açıklaması, bu açmazın en son işaretlerinden birisi. Bu açmaz, ABD emperyalizmini İran savaşında stratejik ölçekte bir yenilgi ihtimali ile karşı karşıya bırakıyor.
Emperyalizme ve Siyonizme karşı İran’ın yanındayız! ABD ve İsrail’in yenilgisi için NATO’dan çık NATO’yu yık!
ABD emperyalizminin ve İsrail Siyonizminin bu savaştan yenilgiyle çıkması, Türkiye ve diğer Batı Asya ülkeleri başta olmak üzere tüm dünya emekçilerinin çıkarınadır. İran’ın ve müttefiklerinin, ABD, İsrail ve onların vekilliğini yapan güçlere karşı yürüttüğü haklı vatan savunmasının zaferi, tüm emekçi halkımızın ortak dileğidir. Fakat bir NATO ülkesi olan, dahası İncirlik ve Kürecik askerî üslerini barındıran ülkemizin emekçilerine düşen, sadece oturup emperyalizmin yenilgisini ummak değildir. Emekçi halkımızın eli kanlı düşmanı olan NATO’dan çıkıp, NATO’yu yıkmak için mücadeleye girişmek, dahası Türkiye’nin Batı Asya’da vatan savunan kardeşlerimize karşı girişilecek herhangi bir koalisyonun ya da operasyonun parçası olmasına engel olmak, Filistin’den İran’a emperyalizme karşı direnenlere omuz vermek için Türkiye emekçilerinin önünde duran görevdir.
Bu yazı Gerçek gazetesinin Ağustos 2026 tarihli 203. sayısında yayınlanmıştır.