Pakistan, Suudi Arabistan ve Türkiye arasında imzalanan Ortak Savunma Anlaşması, NATO zirvesinin ardından, ABD ve İsrail’in İran’a yönelik terörist saldırganlığının, kuşatma, yalıtma ve diz çöktürme girişimleriyle devam ettiği bir dönemde gerçekleşti. ABD Başkanı Trump’ın, son NATO zirvesine de damga vuran, savaş harcamalarını üye ülkelere paylaştırma politikasının devamı ile karşı karşıyayız. NATO’nun resmi coğrafyası olan Kuzey Atlantik ve Avrupa dışında, emperyalist çıkarları savunmak ve yükü paylaştırmak üzere paralel örgütlenmeler kurmanın tarihi NATO kadar eskidir. 1955’te İngiliz emperyalizminin himayesinde Türkiye ve Irak’la birlikte İran ve Pakistan’ı da bir araya toplayan Bağdat Paktı’nın; Irak’ta Arap milliyetçisi 1958 Baas darbesi (14 Temmuz devrimi) sonrasında Irak’ın çekilmesiyle CENTO adını alan işbirlikçi yapılanmanın yeni bir versiyonu ile yüz yüzeyiz. ABD’nin Japonya, Avustralya, Güney Kore, Filipinler gibi vekilleriyle Pasifik’te inşa ettiği ittifaklar sisteminin bir kardeşi ile karşı karşıyayız.
Halkımız CENTO’nun adını 27 Mayıs darbesinde, Amerikancı Albay Alparslan Türkeş’in okuduğu bildirideki “NATO’ya CENTO’ya bağlıyız” cümlesinden hatırlar. Bu cümle Türkiye’de birbiriyle en sert iç çatışmalara giren hâkim sınıfların günün sonunda hep birlikte emperyalizme biat etmesinin bir tekerlemesidir. ABD’nin “bizim çocuklar” dediği generaller, işçi düşmanı 12 Eylül darbesini “Türkiye Cumhuriyeti, NATO dâhil tüm ittifak ve anlaşmalara bağlı kalarak” (bildirideki tam ifadesiyle) yapmıştır. 15 Temmuz’un Yurtta Sulh Konseyi de tanklar ve helikopterler ile sivil halkı vahşice katlederken, F-16’lar meclisi bombalarken, kanlı eylemlerini dünyaya “BM-NATO ve diğer tüm uluslararası kuruluşlarla oluşturulmuş yükümlülükleri yerine getirecek her türlü tedbiri almıştır” diye duyurmuştur. Devrimci İşçi Partisi NATO’ya, CENTO’ya ve bu kanlı ittifakların her türlü yeni sürümüne dün de bugün de karşıdır!
Anlaşmada yer alan “bir ülkeye yapılan saldırı diğerlerine de yapılmış sayılacaktır” maddesi NATO’nun 5. maddesiyle aynı içeriğe sahip ve taraflara olası bir saldırıda ortak askerî cevap verme yükümlülüğü getiriyor. Taraflar bu maddenin “savunma” içerikli olduğunu ve bölgede hiçbir ülkeyi hedef almadığını söylüyor. Diplomatik açıdan aksi bir söylemin gelmesi şaşırtıcı olurdu. Öte yandan ABD yönetiminden özellikle de Cumhuriyetçi Parti kanadından, bu ittifakın Trump’ın bir zaferi olarak sunulması önemlidir. “Önce Amerika” politikasının bir parçası olarak, Ortadoğu’da Amerikan çıkarlarını bölgesel vekillere yükleme stratejisiyle uyumludur. Bu anlamda ittifakın İran’ı hedef aldığı dillendirilmeyen ama herkesin kabul ettiği bir gerçekliktir. Devrimci İşçi Partisi, İran’a yönelik emperyalist ve Siyonist terör saldırıları karşısındadır ve bu saldırganlığa dolaylı/dolaysız destek olan tüm girişimlerin de karşısında olacaktır. Emperyalist Siyonist saldırı altındaki İran’a karşı ittifaka hayır!
Ortak Savunma Anlaşması, Türkiye’yi en yakın vadede Kızıldeniz’de Yemen’de Husilerle, yakın-orta vadede İran’la, orta-uzun vadede ise bugün için Türkiye’nin dahil olması ihtimali düşük gözüken çatışmalara (halihazırda oldukça sıcak bir cephe olan iki nükleer güç Pakistan-Hindistan arasındaki çatışma, Libya’dan Sudan’a Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirliklerinin rekabetinin çatışmaya dönüşmesi durumu gibi) çekme ihtimali ile bir güvenlik şemsiyesi değil güvenlik tehdididir.
Üstelik Hakan Fidan’ın açıklamalarından bu ittifakın Kafkaslar için de bir model olarak düşünüldüğü anlaşılmaktadır. Türkiye, Azerbaycan ve Gürcistan arasındaki işbirliğinin Rusya’ya karşı askeri bir pakta doğru ilerletilmesi, Ermenistan’ın Azerbaycan’la “kalıcı barış anlaşması” vesilesiyle bu emperyalist yanlısı eksene dâhil edilmesi NATO zirvesinin stratejik sonuçlarından biri olarak görülmelidir. Kafkaslar’daki emperyalist projelerin Turancı milliyetçi retorikle paketlenmesine karşı emekçi halkımız uyanık olmalı, yıllarca Turan koridoru adıyla savunulan Zengezur koridorunun nasıl resmen “Trump yolu”na dönüştüğünü hatırlayarak ders çıkarmalıdır. Üçlü ittifak için İslam nasıl bir örtü ise Kafkaslar ve Orta Asya’daki emperyalist projeler için de Türkçülük ve Turancılık öyledir. Devrimci İşçi Partisi, Kafkaslarda, Türkistan’da, Batı Asya’da, emperyalizme ve Siyonizme hizmet eden mezhepçiliğin, siyasal İslamcılığın, Türkçülüğün ve Turancılığın karşısında dünya tarihinde bugüne kadar işçi ve emekçilerin ortak çıkarlarını savunmakta en tutarlı uluslararası örgüt olan Komintern’in bütün ülkelerin işçileri ve ezilen ulusları birleşme çağrısının takipçisi ve temsilcisidir.
İstibdad basınının üçlü ittifakın İsrail’i hedef aldığını ima eden yayınları temelsizdir. İsrail’in rahatsızlığı varsa bu, Batı Asya’da ABD’nin ayrıcalıklı vekili olma konumuna ortak gelmesindendir. Üçlü ittifakın hiçbir unsuru İsrail’e düşman değildir. Bu ülkeler uzun dönemli Amerikan müttefikleri ve vekilleridir. Bu ülkeler Siyonist katiller Gazze’de soykırım yaparken onu caydıracak tek bir somut adım atmayan tam tersine ticarete tam gaz devam edenlerdir. İran’dan, Lübnan’dan, Yemen’den, Siyonizme vurulan askeri darbelere karşı ellerindeki istihbarat imkânları ve ev sahipliği yaptıkları ABD üsleri aracılığıyla, İsrail’e kalkan olanlardır. İsrail’le düşmanlık içinde değil, rekabet halinde olan güçlerin bir araya gelmesinin yaratacağı bir rahatsızlık olabilir. Öte yandan İsrail, savaştığı güçlere karşı yeni cephelerin açılmasından memnuniyet duyacaktır.. İsrail’in rakipleri İsrail’in düşmanına karşı birleşiyorsa haliyle bu memnuniyet rahatsızlıktan çok daha fazladır.
İsrail’in bu ittifaktan bir güvenlik tehdidi algılamasının temeli yoktur. Siyonizm için güvenlik teminatı Türkiye’nin NATO üyeliğidir. Trump, önümüzdeki dönemde bu teminatı Suudi Arabistan ve Pakistan’ın İbrahimi anlaşmalara dâhil edilmesiyle perçinlemeyi hedeflemektedir. Devrimci İşçi Partisi, üçlü ittifakı Siyonizmin çıkarlarıyla örtüşen bir girişim olarak tanımlamaktadır ve “Türkiye NATO’dan çıksın” ve “İsrail’e tam ambargo” şiarlarıyla mücadeleye devam etmektedir.
Her üç ülkenin de kendi ayrı ittifakları vardır. Örneğin Türkiye NATO üyesidir; Suudi Arabistan Mısır, Bahreyn ve Birleşik Arap Emirlikleri ile birlikte Arap Dörtlüsü üyesidir; Pakistan’ın ise ABD ile olduğu kadar Çin’le de tarihe uzanan köklü ittifak ilişkileri bulunmaktadır. Ortak Savunma Anlaşması’nın ülkelerin müstakil dış politika anlayışlarına bir eşgüdüm getirmekten ziyade ortak bir tehdit algısına yönelmesi eşyanın tabiatı gereğidir. Bu anlamda ne Türkiye Yunanistan’la yaşadığı gerilime diğer ülkeleri açık taraf yapabilir, ne Suudi Arabistan Katar’la olan siyasi ve askerî rekabetinde Türkiye’yi yanına katabilir, ne de Pakistan, Hindistan’la olan sınır çatışmalarında Türkiye ve Suudi Arabistan’dan ortak bir askeri operasyon yapmasını bekleyebilir. Başka bir ifadeyle söz konusu Ortak Savunma Anlaşması ne Yunanistan’ı ne Katar’ı ne de Hindistan’ı caydırabilecek bir rol oynar. Öte yandan her üç ülke de farklı düzeylerde İran’la çatışma içindedir. ABD ve İsrail’in İran’a yönelik terör saldırılarında Suudi Arabistan (ABD’nin saldırı üssü olması özelliği ile) İran’ın misillemelerine yoğun şekilde hedef olmuştur. Türkiye Kürecik Üssü’nden sağladığı aktif ve sıcak istihbarat desteğiyle savaşın parçası haline gelmiştir. İran’dan atıldığı söylenen dört füze NATO hava savunma unsurları tarafından havada imha edilmiştir. Pakistan’ın da İran’ın doğusundaki Belucistan sorunu etrafında yaşadığı sınır çatışmaları söz konusudur. Her iki taraf da “ayrılıkçı” grupları hedef aldığını söylese de 2024’te yaşanan kriz ciddi bir savaş ihtimalini gündeme getirmiştir. Dolayısıyla üç ülkenin İran’la askeri çatışması geleceğe dair senaryo değil, hâlihazırdaki bir gerçekliktir.
İran’ın resmî açıklamalarda bu ittifakı kendilerine karşı bir girişim olarak görmediklerini söylemesi bir diplomatik taktik hamledir. İran’ın gerçek tutumunu anlamak için sadece diplomatik açıklamalara değil, anlaşmanın ertesi günü İran’ın en yakın müttefiki Yemen’deki Husilerin Suudi petrol tekeli Aramco rafinerisini İHA’larla vurmasına bakmak gerekir. Husiler’in askeri tepkisi, İran’a karşı kurulan ittifaka bir tepki ve bu ittifakın gerçek kapasitesini sınamaya yönelik ilk deneme olarak değerlendirilmelidir. Ortak Savunma Anlaşması’nın bir anda üç ülkeyi İran’a karşı ilan edilmiş bir savaşa sokması beklenemez. Ancak Suudi Arabistan’ın çiçeği burnunda askeri ortaklarını, ABD, İsrail ve müttefiklerine karşı Kızıldeniz girişini tutan Husilere karşı harekete geçirmek istediği biliniyor. Türkiye Dışişleri Bakanı Hakan Fidan da bunu teyit etti ve Türkiye’nin Suudi Arabistan’ın oluşturmaya çalıştığı uluslararası deniz gücüne katılacağının açık sinyalini verdi. Yemen’de Husilere karşı haksız savaşa son! Yemen’de emperyalizmin, Siyonizmin ve Suudi yayılmacılığının vekili olmaya hayır!
Kızıldeniz’de seyrüsefer güvenliğinin sağlanması dünyanın tüm kapitalistleri ve Siyonistlerle üçlü ittifak üyelerini buluşturan ortak misyon olarak öne çıkıyor. Bu misyon ittifakın savunmacı değil saldırgan bir içerik taşıdığını da teyit ediyor. Zira Kızıldeniz’de (spesifik olarak Babülmendep Boğazı için) seyrüsefer güvenliğinin ortadan kalkmasının sebebi Husilerin bu bölgede “korsanlık” yapması değildir; tam tersine Husiler İsrail’in Gazze’deki soykırımcı korsanlığını caydırmak üzere ellerindeki askeri gücü Filistin halkının ve insanlığın hizmetine sunmuşlardır. Husilerin eylemi savunmacıdır. Bu eylemi kırmaya çalışan her güç (ABD donanması bunu denemiş ancak kalıcı bir başarıya ulaşamamıştır) emperyalist Siyonist korsanlığa hizmet eden bir saldırganlığı temsil edecektir. Ortak Savunma Anlaşması, Husilerle Babülmendep boğazında girilecek bir çatışmayı Hürmüz Boğazı’na taşırmanın ve üç ülkeyi İran’la savaşa çekmenin bir vesilesi olabilir. Bu yönüyle de üçlü ittifak emperyalizmin çıkarlarıyla örtüşen, halkların çıkarlarıyla çelişen, barışçı değil savaş kışkırtıcısı bir karakter göstermektedir.
Devrimci İşçi Partisi, Gazze’de yaşanan Siyonist soykırım gerçeği ortadayken, İran, Lübnan ve Yemen emperyalizmin ve Siyonizmin saldırısı altındayken, Batılı katillerle aynı mevziye girenlerin kanlı ve işbirlikçi eylemlerini İslami kisve altına sokmasını şiddetle kınar ve üçlü ittifakın “Mekke ittifakı” olarak adlandırılmasını reddeder. Ortak Savunma Anlaşması’ndaki “savunma” ifadesi nasıl saldırgan içeriğin örtüsü ise “Mekke ittifakı” tanımlaması da öyledir. Bu tanımlama ile ima edilen “İslam ittifakı” ile yapılanlar birbiriyle örtüşmemektedir. Mekke her mezhepten ve meşrepten tüm İslam dünyasının kutsal Hac yeridir.
Devrimci İşçi Partisi, yıllardır “İsrail yıkılsın, krallar sultanlar altında kalsın” sloganıyla emperyalizme ve Siyonizme karşı savaşın işbirlikçi rejimlere karşı mücadeleden ayrılamayacağını savunmuş, her türlü mezhepçiliği ve tekfirciliği lanetlemiştir; her dilden, milletten, inançtan Batı Asya halklarının emperyalizme ve Siyonizme karşı ortak kavgasını inşa etmeyi önüne koyar. Halklar için güvenlik ve barış emperyalizmin ve işbirlikçilerinin yenilgisinde, İsrail’in yıkılmasındadır!