Suriye’de çözüm için emperyalist ve sömürgeci mutabakatlar yırtılsın! İşçiler ve ezilen halklar emperyalizme ve sömürgeciliğe karşı birleşsin!
Türkiye’de iktidarın sözcüleri Suriye’de 10 Mart mutabakatının hayata geçirilmesi için sürenin dolduğunu söylüyor ve askeri seçeneklerin masada olduğunu vurgulayarak PYD üzerindeki baskıyı arttırıyor. Bir süredir Öcalan açılımı dolayısıyla iktidar cephesinin kullandığı dil değişmeye ve sert tehditkâr söylemler ön plana çıkmaya başlıyor. Suriye’de barış beklentisi yerini savaş korkusuna bırakıyor. Ancak geriye dönüp bakıldığında Suriye’de aslında barışın hiçbir zaman gündemde olmadığı görülüyor. 10 Mart mutabakatı barışın değil emperyalizmin ve sömürgeciliğin çıkarlarının bir gereği olarak gündeme gelmişti ve şimdi de bu mutabakatın geleceğini yine bu çıkarlar belirleyecek.
10 Mart mutabakatı neydi? Süresi doldu mu?
Suriye’de Şam’da iktidarı elinde tutan Heyet Tahrir el-Şam (Şam’ın Kurtuluşu Heyeti) ile Fırat nehrinin doğusundaki bölgeleri kontrol eden Suriye Demokratik Güçleri (PKK çizgisindeki PYD’nin başını çektiği Kürt ve Arap koalisyonu) arasında geçtiğimiz yıl 10 Mart’ta 8 maddelik bir mutabakat imzalandı. Bu mutabakatla taraflar arasında ateşkes ilan edilmiş, etnik ve mezhepsel grupların haklarının güvence altına alınmasına dair maddelerin yanı sıra SDG’ye bağlı “askerî ve silahlı kurumların Suriye devletine entegre edilmesi” konusunda anlaşma sağlanmıştı. Mutabakatta açık bir süre sınırlaması olmamakla birlikte sekizinci son madde, birtakım komisyonların sene sonuna kadar mutabakatın hayata geçirilmesi için çalışmasını öngörüyordu. Süre doldu derken kastedilen buydu.
10 Mart’a giden kanlı süreç: Tekfirci mezhepçi çeteler Alevileri katlediyor
10 Mart’taki anlaşmanın hangi koşullarda ve nasıl gerçekleştiğini hatırlamak gerekir. 9 Aralık’ta HTŞ İdlib’den çıkıp 6 gün içinde Şam’a girmiş ve Esad rejimini devirmişti. Bu hızlı başarının İngiliz ve Amerikan gizli servisleri ile NATO üyesi Türkiye’nin aktif bir iş birliği ve desteği ile gerçekleşmiş olduğu artık tüm dünya tarafından biliniyor. Tekfirci-mezhepçi katliamlara imza atmış olan, Batılı devletlerin ve Türkiye’nin de terör listesinde yer alan HTŞ ve lideri Eş-Şaraa’ya yönelik muazzam bir aklama paklama kampanyası başladı. Emperyalist efendilerinin talimatıyla takım elbise giyen Eş-Şaraa tüm dünyaya değiştiklerini anlattı. Ama değişmedikleri ve değişmeye niyetlerinin de olmadığı Suriye’de Alevilere yönelik katliama başlamalarıyla açıkça görüldü. 9 Mart tarihine gelindiğinde Batı merkezli kuruluşlar dahi son iki günde 30 ayrı katliamda 745 sivilin katledildiğini rapor ediyordu. Gerçek durum çok daha vahimdi. Eş-Şaraa ve onun tekfirci-mezhepçi katillerinin üzerindeki takım elbise kana bulanmıştı. Emperyalizmin oynadığı oyun deşifre olmuş, üzerine plan yaptıkları kukla Eş-Şaraa’nın meşruluk kazanmak bir yana bir savaş suçlusu olduğu görülmüş, ülkeyi yönetme kapasitesi sorgulanır hale gelmişti.
10 Mart mutabakatının gerçek niteliği: Kravatlı tekfircilerin kanlı takım elbiselerine kuru temizleme!
Tam bu esnada 10 Mart günü bir ABD helikopteri gidip Suriye’deki Kürtlerin temsilcisi olarak görülen PYD lideri Mazlum Abdi’yi alıp Şam’a getirdi. Zoraki bir anlaşma imzalatıldı. Bu anlaşma bir barış anlaşması değil Amerikan helikopteriyle katilleri temize çıkarma belgesiydi! 10 Mart mutabakatının maddelerinin ne şekilde ve nasıl hayata geçirileceği kesinlikle yazmıyordu. Kasten belirsiz bırakılmıştı. Çünkü amaç çözüm değildi her şey zamana bırakılabilirdi ama emperyalizmin adamı Eş-Şaraa’ya tamamen yitirdiği meşruiyetin yeniden sağlanması günler değil saatler bile bekleyemezdi. Çünkü Rusya ve Çin, Suriye’deki katliamlarla ilgili Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’ni toplantıya çağırmıştı. ABD ve İngiltere daha dün terörist listesinin başına yazdıkları kuklalarını savunabilecek durumda değildi. Mazlum Abdi’nin Şam’a gelişi ve mutabakatın 6. Maddesi ile Kürtler adına HTŞ rejimine açık siyasi destek vermesi sayesinde Alevi halkının katilleri “Esad rejimi kalıntılarına karşı ülkenin güvenliğini sağlayanlar” olarak ilan edildi. Eş-Şaraa bu destekten aldığı güçle Dürzilere ve Alevilere defalarca saldırdı ve bugün halen Alevi katliamı devam ediyor.
Türkiye’de iktidar neye itiraz ediyor ve ne istiyor?
Bu zillet anlaşması ile Mazlum Abdi, Eş-Şaraa’yı uçurumun kenarından aldı. Karşılığında da yıl boyunca PYD/SDG’nin özerkliğini koruyarak Şam’a entegre olması doğrultusunda pazarlık yaptı. ABD bölgede açıkça desteklediği PYD/SDG’nin özerkliğini korumasından yana tutum aldı. Eş-Şaraa da ülkedeki petrol bölgelerinden istediği payı alması karşılığında anlaşmaya yakın gözüküyordu. Tekfirci ve mezhepçi bir katil olan Eş-Şaraa, Alevi halkına gösterdiği gaddarlığa tam tezat oluşturacak şekilde İsrail Siyonizmine karşı dostça davrandı. Trump’ın sponsorluğunda İsrail’le anlaşmaya hazır olduğunu defalarca ilan etti. Türkiye bu tablonun asla dışında olmadı. Ama ABD ve İngiltere’nin Batı Asya’daki yeni projesinde başrolü oynamak istediği için itiraz ediyor. Türkiye’deki iktidar, 10 Mart mutabakatında PYD/SDG’nin özerkliğini korumasının, İsrail’in Suriye’deki nüfuzunun artmasının kendisini başrolden yardımcı role doğru ittiğini düşünüyor. ABD ve İsrail’in çıkarlarının İran’ın kuşatılmasından yana olduğunu biliyor ve NATO’nun 2. büyük ordusu olarak bu görev için neredeyse vazgeçilmez konumda olmanın gücünü kullanmaya çalışıyor. Öcalan da bu bağlamda ellerinde önemli bir koz işlevi görüyor. Zira nasıl ordunun nazı NATO’ya geçiyorsa Öcalan’ın nazının da PYD’ye geçeceğini düşünüyorlar.
Çözüm her inançtan ve mezhepten Türk, Kürt, Arap halklarının emperyalizme Siyonizme ve sömürgeciliğe karşı ortak mücadelesinde!
Türkiye’nin askeri güç kullanma tehditleri ABD’nin müsaadesi olmadan kolay kolay hayata geçirilemez. Dolayısıyla Türkiye’nin müdahalesi anti-emperyalist olmayacak emperyalizmin himayesinde olacaktır. Kürt halkının ezilmesini beraberinde getirecektir. Böyle bir müdahale sadece sömürgeci burjuvazinin çıkarına olabilir, ayrıca müdahale için ABD’den alınacak icazetin bedeli mutlaka ekonomik ve siyasi olarak emperyalizme bağımlılığın artması olacak ve fatura tüm Türk ve Kürt emekçilere çıkacaktır. Öte yandan Kürtler asla ABD’yi ve İsrail’i bir koruma kalkanı olarak görmemelidir. ABD işbirlikçi aparatlarını belki korur ama Kürt halkını asla… İsrail ise halkların baş düşmanıdır. İsrail Türkiye ile rekabetinde Kürt kartını kullanmaya çalışsa da Kürt halkı Gazze’deki soykırımın şu ya da bu şekilde ortağı olma zilletini asla kabul etmeyecektir. ABD ve İngiltere başta olmak üzere emperyalistlerin ve Siyonist İsrail’in tüm işbirlikçi güçleriyle birlikte denklemden çıkarılmasından başka yol yoktur. Suriye’de ve tüm Batı Asya’da çözüm bölgenin emperyalizmden ve Siyonizmden arındırılmasında ve tüm halkların ulusların ve dillerin tam eşitliği çerçevesinde bir Batı Asya Sosyalist Federasyonu’nda birleşmesindedir. Bu yolda tüm halklar emperyalistlerden, Siyonistlerden ve sömürgeci burjuvaziden bağımsız, gücünü emekçi ve yoksul halktan alan örgütlenmelere gitmek zorundadır.






