ABD’nin Küba’ya karşı Ocak ayından bu yana sürmekte olan ablukasıyla doğan konjonktür, geçtiğimiz günlerde, somut olarak 19 Haziran’da, yeni bir evresine girdi. Ama bu evreyi tanımlayan ABD emperyalizminin yeni bir hamlesi, örneğin ablukayı yeni alanlara taşıması veya diyelim Küba adasının çevresini Amerikan donanmasının gemileriyle kuşatması değil. İçeriden bir adım, en içeriden. Küba’nın içinden, hükümetin içinden, iktidarı elinde tutan Küba Komünist Partisi’nin içinden. 19 Haziran günü Küba’da en yüksek iktidar organı olan Halk İktidarı Meclisi, oybirliğiyle 176 ayrı karar tasarısını oyladı ve oybirliğiyle kabul etti. Bütün basın Küba Komünist Partisi’nin bir bütün olarak bu önlemlerin ardında olduğunu yazdı. Karar tasarılarını Başbakan Manuel Marrero Cruz sundu. Cumhurbaşkanı Miguel Díaz-Canel, bu karar tasarılarının bir bütün olarak temsil ettiği yönelişin doğruluğunu vurgulayan, aslında 2011’den beri tartışılmakta olduğu halde gecikmiş biçimde gündeme gelmiş olduğunu belirten bir konuşmayla önlemler paketine sahip çıktı. En önemlisi, Küba devrimini (1958-59) yapan kadrodan hâlâ hayatta olan 95 yaşındaki eski devlet başkanı, ABD’nin de dolaylı yoldan (yani daha genç kuşaklardan akrabaları aracılığıyla) pazarlığı yürütmekte olduğu, Mayıs sonunda hakkında bir iddianame hazırladığı Raúl Castro da bu önlemler paketine tam desteğini açıklamış bulunuyor. Yani, Küba’nın en yüksek iktidar odaklarından geldi bu yeni hamle.
Ve bu hamleyle ülkenin kapitalizme geri dönmesine giden yolu açacak yöneliş bundan sonra Küba’nın resmî politikası haline geldi.
Önlemler paketinde neler var?
Önlemler paketinin 176’sını birden, Küba Komünist Partisi’nin ünlü merkez organı Granma dâhil hiçbir yerde göremedik. Ama gerek Küba medyası, gerek Latin Amerika ve İspanya medyası başta olmak üzere dünya medyası, sanırız bu önlemlerin en önemlilerini özetlemiş bulunuyor. Şöyle söyleyelim: Çeşitli yayın organlarında yayınlanan önlemlerin içeriği o kadar sarih ve çarpıcı ki, ötekileri bilmeye ihtiyaç yok. Belki üstü örtülü daha kötüleri vardır ama açıklananlar gidişatın ne olduğunu anlatmaya yeter de artar. Bizim en çok dikkatimizi çekenleri hızla gözden geçirelim:
- *Eskiden yabancı sermaye yalnızca sosyalist kamu kesimi ile işbirliği içinde yatırım izni alabiliyordu. Artık dış yatırımcı kamu sektörü ile ortaklık kurmadan yatırım yapabilecek.
- *Eskiden bankacılık sektörü devlet bankalarının tekelindeydi. İlk kez özel banka kurulmasına izin veriliyor.
- *Devlet mülkiyetindeki varlıklar tüzel veya özel kişilere satılabilecek. Bu kişilere yurtdışında mukim (yerleşik) Kübalılar da dâhil. Bunun anlamı, aynen neoliberal bir strateji uygulayan kapitalist devletlerde olduğu gibi, kamu iktisadi teşebbüslerinin veya diğer kamu varlıklarının (kamu gayrimenkulleri, arazi, diğer varlıklar) özelleştirilmesinin önünün açılması oluyor.
- *Sosyalist ülkelerde toprak mülkiyeti hem kentlerde hem kırda sistemin önemli bir kilit unsurudur. Küba’da ilk kez emlâk alım satımı ile iştigal edecek bir emlak sektörüne izin veriliyor.
- *Kırda toprak mülkiyeti devlette kalmakla birlikte orman ürünleri, şeker kamışı, balıkçılık, tütün ekimi ve agro turizm (tarım ve kır hayatıyla iç içe sürdürülebilir turizm) özel sektöre açılacak.
- *Özel şirketler üzerindeki istihdam üst sınırı kaldırılıyor. 2010’lu yıllardan itibaren olanaklı kılınan “mikro, küçük ve orta işletmeler” (bizdeki KOBİ’lerin yanı sıra kendi hesabına kendi emeğiyle çalışan küçük burjuvaları kapsıyor) en fazla 100 işçi çalıştırabiliyordu. Kaldırılan bu sınırdır. Gücü yeten para babası, Küba’da binlerce işçi çalıştırabilecektir artık.
- *Küba vatandaşları birden fazla işletmeye sahip olabilecek, şirketlerde hisse yoluyla birden fazla firmayı kontrol edebilecek.
- *Hisse senetli şirketler kurulabilecek.
- *Patronlar özgürce işe alabilecek ve işten çıkarabilecek.
- *Dış ticarette devlet tekeli kaldırılıyor.
- *Kamu işletmeleri ticari şirket statüsüne geçecek.
- *Şimdi devlet tekeli olan şirketlerde yerli ve yabancı hisse senedi alabilecek.
- *Fiyat kontrolüne son veriliyor. Bunun yerine yoksullara özel sübvansiyonla destek sağlanacak.
Burada sayılan önlemler tam olarak uygulandığında sosyalizmin s’sinden söz etmek mümkün değil.
Önlemler paketinin ABC’si
Herkes iktisatçı değil. Olmak zorunda da değil. O yüzden okurumuza bu önlemler paketinin, sosyalist bir ekonomiye sahip olan bir ülkede kapitalist üretim tarzının yeniden tesisinin ya da bir başka sık kullanılan deyimle kapitalizmin restorasyonunun yolunu açtığı gerçeğini çok yalın biçimde anlatmaya çalışacağız.
Bugüne kadar var olmuş sosyalizmi inşa yoluna giren bütün ülkelerde (Sovyetler Birliği’nden başlayarak, Çin, Vietnam, Kuzey Kore, Yugoslavya, Arnavutluk, bir dizi Doğu ve Orta Avrupa ülkesi ve daha tartışmalı bazı vak’alar), ekonomi, büyük ölçüde Lenin döneminde Sovyetler Birliği’nde kurulan ekonomik yapının temel biçimlerine dayanagelmiştir. Sosyalizmi tanımlayan, büyüklü küçüklü sermaye birimlerinin işçi sınıfını sömürerek, yani artık değerine karşılıksız el koyarak ekonominin bütün gidişatını sermaye birikiminin isterlerine tâbi kılan sosyo-ekonomik hâkimiyeti nihayet ortadan kaldırmak olduğuna göre, sosyalist bir ekonominin ana özelliği, ne üretim araçlarının sermaye olarak kullanılmasına olanak tanıyan özel mülkiyetin, ne emek gücünü sermayeye satarak yaşayan bir ücretli işçi sınıfının var olmamasıdır. Özel sermaye olmayınca piyasa mekanizmasına dayalı bir ekonomi de anlamsızdır. Dolayısıyla, sosyalizmin belirleyici koşulu büyük üretim (yani sanayi, tarım, madencilik, ulaştırma, yüksek teknoloji vb.) ve dolaşım araçlarının (bankalar, ticaret vb.) kamunun elinde olduğu, bütün ekonomik hayatın merkezî planlama ile düzenlendiği bir ekonomidir.
Bir an soluklanalım. Burada sayamayacağımız kadar çok çeşitli somut faktörler, ülkeden ülkeye kamu mülkiyeti artı planlama ile özel mülkiyet artı piyasa arasında değişik bileşimler var olmasına yol açabilir. Önemli olan, sosyalizme geçiş içindeki her ülkede, her gelişmişlik düzeyinde aynı yapıların aynı oranda ve bileşimde var olması değildir. Önemli olan büyük sermayenin gücünün kırılmış olması, emek sömürüsünün tedricen bile olsa yasaklanmış olması, kamunun ve planlamanın piyasa üzerinde bir üstünlüğü ele geçirmiş olmasıdır.
Dolayısıyla, sosyalist bir iktidar belirli uğraklarda kamu hâkimiyetini sıkılaştırabilir, belirli uğraklarda ise kontrolü gevşetebilir. Ama her halükârda, Lenin’in “hâkim doruklar” olarak andığı ekonominin kontrol noktalarını özel sermayeye teslim etmemesi, üretim, bankacılık ve dış ticarette kontrolü elinde tutması gerekir. Bu tür taktik manevraların gerekliliğini mazeret olarak gösterip sermayeye azgınca emek sömürüsüne girme olanağı tanıyan utanmaz sözde sosyalizm savunularının gizlediği şey bu kontrolün kimde olduğu meselesidir.
Utanç dolu bir tartışma
Şimdi Küba’da 19 Haziran’da kabul edilen ekonomik önlemler paketine geri dönebiliriz. Cumhurbaşkanı Díez-Canel önlemleri savunurken bütün ötekilerin yanında masum görünen bir noktayı öne çıkarmış. Artık yoksul halkın yaşamsal ihtiyaçlarını belirli bir düzeyde karşılamak için fiyat kontrolleri yapılmayacağını, fiyatların serbest bırakılacağını, yoksullara özel olarak hedeflenmiş sübvansiyonlarla (gelir aktarımları) ile destek olunacağını söylemiş. Bunu da sosyalist ekonominin en temel ve en ünlü sorunlarından birine bağlamış: “Eşitlikçiliğin” yanlış olduğunu, herkesin ücretinin eşit tutulmaya çalışılmasının çalışma gayretini zayıflattığını, verimli çalışma için maddi teşvik önlemlerini gerektiğini, sadece manevi teşvik ile bu işlerin yürümediğini ileri sürmüş.
Keşke bunu söylememiş olsaydı. Keşke böyle söylememiş olsaydı. Che hayatta olsaydı epey büyük bir papara yerdi ondan. Che’nin sosyalizmin tarihinde birçok özel yanı vardır, biri de maddi teşvik önlemlerinin eski sınıflı toplumdan miras insan tipini yeniden ürettiğini, esas olanın “Yeni İnsan”ı yaratmak olduğunu ısrarla, kıskançça, kızgınca tekrar tekrar söylemiş ve yazmış olmasıdır. Bu konuda Fidel’i de öylesine etkilemiştir ki, bütün dünyada sosyalizme geçiş toplumlarında 1980’li yılların başlarından itibaren (Çin’de 1978’den, Yugoslavya ve Macaristan’da daha da eskiden beri) “piyasa sosyalizmi” adıyla anılan ve planlamayı içten içe çürüten yöntemler uygulanmaya başladığında, Fidel “Rectificación” (“Düzeltme”) olarak adlandırılan bir ekonomi politikasına geçmiş, herkes Mersin’e giderken, o tersine giderek Küba’da planlamanın ve kamunun rolünü güçlendirmiş, piyasanın etkisini geriye itmiştir!
Şimdi bu ülkenin devrimci kuşaktan sonra gelen ilk cumhurbaşkanı sanki çok yeni bir tartışma başlatıyormuşçasına “manevi teşvik tedbirleriyle olmuyor bu iş” diyor! Günaydın! Çok orijinal olmuş!
Mesele maddi ya da manevi değil, sosyalizm mi yoksa kapitalizm mi?
Ama emeğin teşviki konusu ne kadar önemli olursa olsun 176 kurşunluk önlemler paketinde devede kulak kalıyor.
Okurun dikkatini yukarıda sıralanan önlemlerin bir büyük ölçekli kapitalist sektör inşası için ne kadar çok tedbir alınmış olduğuna çekelim. Bütün yapacağımız yukarıdaki önlemler dizisinden, Küba’da sosyalizme geçişin ekonomik tedbirlerinin köklü olarak uygulanmaya başlandığı 1961’den bu yana var olmamış bir büyük kapitalist sektörü yaratmayı ve sağlamlaştırmayı amaçlayanları bir araya toplamak olacak.
- *Özel şirketler üzerindeki istihdam üst sınırı kaldırılıyor. 2010’lu yıllardan itibaren olanaklı kılınan “mikro, küçük ve orta boy işletmeler” (İspanyolcasıyla mypymes, yani bizdeki KOBİ’lerin yanı sıra kendi hesabına kendi emeğiyle çalışan küçük burjuvaları kapsıyor) en fazla 100 işçi çalıştırabiliyordu. Kaldırılan bu sınırdır. Gücü yeten para babası, Küba’da binlerce işçi çalıştırabilecektir artık.
- *Küba vatandaşları birden fazla işletmeye sahip olabilecek, şirketlerde hisse yoluyla birden fazla firmayı kontrol edebilecek.
- *Hisse senetli şirketler kurulabilecek.
- *Patronlar özgürce işe alabilecek ve işten çıkarabilecek.
- *Dış ticarette devlet tekeli kaldırılıyor.
- *Kamu işletmeleri ticari şirket statüsüne geçecek.
- *Yerli ve yabancı kişiler, şimdi devlet tekeli olan şirketlerde yerli ve yabancı hisse senedi alabilecek.
- *Eskiden yabancı sermaye yalnızca sosyalist kamu kesimi ile işbirliği içinde yatırım izni alabiliyordu. Artık dış yatırımcı kamu sektörü ile ortaklık kurmadan yatırım yapabilecek.
- *Eskiden bankacılık sektörü devlet bankalarının tekelindeydi. İlk kez özel banka kurulmasına izin veriliyor.
- *Devlet mülkiyetindeki varlıklar tüzel veya özel kişilere satılabilecek. Bu kişilere yurtdışında mukim (yerleşik) Kübalılar da dâhil. Bunun anlamı, aynen neoliberal bir strateji uygulayan kapitalist devletlerde kamu iktisadi teşebbüslerinin veya diğer kamu varlıklarının (kamu gayrimenkulleri, arazi, diğer varlıklar) özelleştirilmesinin önünün açılması oluyor.
Nasıl kapsamlı bir ekonomiyi kapitalistleştirme planı görüyor musunuz? Bu önlemler ve belki de medyanın önemini kavrayamadığı başkaları varken, tartışmayı “işçiyi maddi teşvikle mi daha iyi çalıştırmak mümkün olur, manevi teşvikle mi?” düzeyine çekmek, ortalığı karatmaktan başka bir anlama gelmez.
Süreç bugünden itibaren yeni bir evreye girmiştir. Şayet bu önlemler sonuna kadar uygulamaya konulabilirse Küba mutlaka kapitalist restorasyon yaşayacaktır. Şayet.