İstibdadın siyasi yargı operasyonlarında yeni perde: Ailem güvende mi?

Gerçek 6 dk okuma
İstibdadın siyasi yargı operasyonlarında yeni perde: Ailem güvende mi?

“Ailem güvende” adıyla düzenlenen, eşcinsel hareketi içinde yer alan dernek ve yayınları hedef alan, 160’dan fazla gözaltı ve 80’den fazla tutuklamanın olduğu operasyonlar, istibdadın yeni bir siyasi baskı hamlesidir. Bu operasyonların hukuki değil siyasi nitelikte olduğu, bir yoruma değil, somut olguya dayanmaktadır. Savcılar doğrudan siyasi iktidarın yargıya talimatıyla harekete geçmiştir. Bu talimat gizli saklı da verilmemiştir. Adalet Bakanı Akın Gürlek’in imzasıyla 81 ildeki 175 Ağır Ceza Cumhuriyet Başsavcılığına “ailenin, gençlerin ve toplumun genel ahlaka aykırı ve olumsuz etkileyen içerik ve oluşumlardan korunması” konulu genelgenin gönderilmesinin ardından soruşturmalar açılmış, baskınlar, gözaltılar ve tutuklamalar gerçekleştirilmiştir. Bu yargı operasyonlarının siyasi olup olmadığı tartışma konusu dahi değildir. Ancak bu soruşturmaların siyasi gerekçesi ve istibdadın bu hamleyle neyi murat ettiği tartışılabilir.

Kadın cinayetlerinin gölgesindeki “aile güvenliği”

Bu açıdan da kesin olan şudur ki iktidarın operasyonlara verdiği “Ailem güvende” başlığı, siyasi amaçlarını yansıtmamakta, bu amaçların üstünü örtmektedir. 2026 yılın ilk 8 ayında 412 kadın öldürüldü ya da şüpheli şekilde hayatını kaybetti. Öldürülen kadınların 3’te 2’si evli olduğu, birlikte olduğu, boşandığı ya da ayrıldığı erkek tarafından öldürüldü. Tüm akrabalarını ve tanıdıklarını değil, sadece babası, oğlu ve kardeşini dahil ettiğimizde öldürülen her 4 kadından 3’ünün en yakınındaki erkekler tarafından yaşamdan koparıldığını görüyoruz. Yani Türkiye’de erkek egemenliğinin hüküm sürdüğü aile kadınlar için pek çok zaman hiç de güvenli olmuyor. Eşin, annenin, kız kardeşin, kız çocuğunun yaşam hakkından azade bir “aile güvenliği” olamaz.

İstibdad yargı sopasını cilalıyor

İktidarın bu operasyonlardaki siyasi muradı, istibdadın muhalifler üzerindeki sopası rolünü oynayan ve bu sebeple halkın güvenini tamamen yitirmiş yargının imajını düzeltmektir. Bir nevi istibdadın muhaliflerine vura vura yıprattığı sopasını cilalama çabasıyla karşı karşıyayız. Halk nezdinde güçlü ve dokunulmaz görünen ünlüler, iktidar yandaşı gibi görünen şirketler, kamuoyunda adı iktidar tetikçisine çıkmış birtakım gazeteciler, nihayet Melih Gökçek gibi AKP’li eski belediye başkanları bu kapsamda soruşturmalara, gözaltılara, tutuklamalara konu oldu. Faili meçhul cinayet dosyaları da yine aynı işlevi görüyor. Tabii ki tüm bu operasyonlar istibdadın ve yarı askeri rejimin kendi içindeki hesaplaşmalarını ve güç mücadelelerini de yakından ilgilendiriyor.

Emperyalist fonlarda musluğun başını AKP’nin kendisi tutuyor

Son operasyonların yöneldiği bir dizi derneğin ve yayın organının Avrupa Birliği ve Batılı devletler tarafından fonlandığının ifşa edilmesi de öyle… Türkiye Ulusal Ajansı'nın Erasmus ve Avrupa Dayanışma Programı kayıtlarına göre 2020-2025 arasında, AKP iktidarının adeta gayri resmî gençlik ve eğitim teşkilatlanması olarak çalışan vakıflardan Tügva 1 milyon 270 bin 568 avro, Türgev ise 1 milyon 7 bin 868 avro hibe aldı. İki vakfın aldığı toplam destek 2 milyon 278 bin 436 avroya ulaştı. Eğer iktidarın emperyalist fonlarla gerçekten bir derdi olsaydı, önce kendi kapısının önünü süpürürdü. Örneğin, Devrimci İşçi Partisi, emperyalist ülkelerin ister devletler tarafından doğrudan, isterse sivil toplum örgütü maskesiyle iş gören vakıflar aracılığı ile aktardığı fonlara karşıdır. Kendi faaliyetlerinde bu tür fonları asla kullanmaz. Ama aynı zamanda sendikal hareket başta olmak üzere toplumsal hareketlerin bu emperyalist fonları kullanmasına karşı da mücadele eder. Oysa AKP, Türkiye’yi Avrupa Birliği (AB) emperyalizminin zincirine vuran partidir. Bugün Avrupa Birliği’nden ya da başka kurumlardan fon alan dernekler, AKP’nin AB ile birlikte kurduğu, suyun başını da bizzat kendisinin tuttuğu kanalları kullanmaktadır. Pek çok dernek bu fonları açık olarak, devletin bilgi ve denetimi dahilinde aldıklarını söylemektedir.

Kapitalizm varsa emekçinin ailesinde huzur da güvenlik de yok!

Bu operasyonlara halkın desteğini sağlamak üzere eklenen fuhuş, istismar, uyuşturucu gibi suç başlıklarının kaynağının cinsel değil sınıfsal olduğu, faillerinin de cinsiyetinden, cinsel tercih ve yönelimlerinden bağımsız olarak burjuvalar olduğu açıktır. Dolayısıyla bu gerçeğin üzerini örtüp, toplumun erkek egemen ön yargılarına yaslanarak, eşcinselleri düşmanlaştırıp burjuvaları temize çıkarmak tam da bu iktidarın yapacağı bir iştir. Bu şekilde istibdad cephesi, siyasi operasyonlarına karşı çıkanları hem eşcinselliği savunmakla hem de ailenin korunmasına karşı çıkmakla suçluyor. Böylece hayat pahalılığının dayanılmaz hale gelmesiyle aile fertlerini birer birer sömürü çarklarının içine çeken, işsizlikle vuran, borç batağına sokan, aileyi paramparça eden, ailenin sadece güvenliğini değil, huzurunu da yok eden kapitalist düzeni aklayıp, dikkatleri başka yere kaydırıyorlar.

Kimlik siyaseti istibdadın değirmenine su taşır! Sınıf siyaseti hürriyet kavgasını zafere taşır!

Tabii ki istibdadın karşısına kimlik siyasetiyle çıkan solun istibdadın değirmenine su taşıdığı da açık. Ekonomik krizin derinleştiği koşullarda toplumsal gerilimi iş ve aş kavgasından kimlik kavgasına çekmek istibdadın her zaman işine gelendir. Çünkü bu istibdad kimlik olarak çoğunluğa, sınıfsal olarak ise azınlığa dayanmaktadır. Bu sebeple istibdadın eşcinsellere yönelik baskılarına karşı çıkmak kimlik siyaseti yapmayı gerektirmez. Hürriyet mücadelesi, kimliklerle bin parçaya bölünmüş değil, iş ve aş kavgasında birleşen ve sınıf siyasetiyle buluşan emekçi halkın gücüyle istibdadı yenecektir.

istibdadın yargısı yargı operasyonları yargı sermayenin istibdadı siyasi gündem Ailem güvende operasyonları emperyalist fonlar kadın cinayetleri kimlik siyaseti sınıf siyaseti