Başyazı: Düzenin kendi iç hesaplaşmalarında taraf değiliz! Düzenle hesabımızı işçi sınıfı siyasetiyle göreceğiz!

Gerçek 6 dk okuma
Düzenin kendi iç hesaplaşmalarında taraf değiliz! Düzenle hesabımızı işçi sınıfı siyasetiyle göreceğiz!

Memleketin gündemi toz duman. Sis bulutu içerisinde yolunu kaybetmemek, doğru istikamete doğru ilerlemek zor ama zor olduğu kadar da hayati. Siste, fırtınada doğru yolu bulmak için sınıf pusulasına başvurmak, yani olan bitenleri sınıflar mücadelesi açısından ele almak zorundayız. 

İstibdadın muhalefete (CHP’ye ve artık özel olarak Yeni Parti’ye yönelen) yargı operasyonu biçimindeki baskıları artarak devam ediyor. “Mutlak butlan” hamlesiyle ana muhalefeti iki parçaya ayırıp Kılıçdaroğlu tarafını fiilen yanına katan istibdad, yeni partiye geçişleri caydırmak için adeta bombardımana devam ediyor. En son Üsküdar ve Etimesgut belediyelerindeki yolsuzluk adı altındaki siyasi operasyon ve tutuklamalar bunun örneğidir. İstibdadın bu saldırılarının iki boyutu var. Biri seçme ve seçilme hakkını fiilen gasbetmektir. Uzun zaman boyunca ilk denemelerini Kürt halkının seçme ve seçilme hakkını gasbederek HDP’li belediyeler üzerinden gerçekleştiren istibdad rejimi, 19 Mart’ta İBB operasyonu ile CHP’nin olası Cumhurbaşkanı adayını hapse atarak niyetinin 12 Eylül askeri diktatörlüğünün yolundan gitmek olduğunu açıkça kanıtladı. İstibdad bu gerici yolda son sürat ilerlemeye devam ediyor. Meselenin bu boyutunda işçi sınıfı ve emekçi halkın çıkarı ezilen Kürt halkıyla eşitlik ve kardeşlikten, seçme ve seçilme hakkının savunulmasından, istibdada karşı hürriyetten yanadır.

Ancak tabii ki işin bir diğer boyutu var ki o da mevcut düzenin hâkim sınıfları arasındaki mücadeledir. Sınıfsal bir perspektifle bakıldığında, bilhassa sermayenin istibdadı ile sermayenin muhalefeti arasında bir kavga söz konusudur. Yolsuzluk ve hırsızlık, tüyü bitmemiş yetimin hakkının ve emekçi halkın geleceğinin gasbedilmesidir. Ama şu anda yaşanan, istibdadın siyaseti ihalelerle ve kamu kaynaklarını talan ederek finanse etme tekelini kendi elinde tutma çabasından başka bir şey değildir. Bu açıdan bakıldığında istibdadın siyasi saldırılarını teşhir edip ona karşı çıksak da, düzen muhalefetinin temsilcilerini şahsen savunmayız, düzen muhalefeti partilerinin arkasına dizilmeyiz, haramilerin paylaşım kavgasında taraf olmayız. 

Bir de son dönemde tüm bunlara “ünlüler” operasyonları ekleniyor. Sürekli meşhur dizi ve film oyuncularını, televizyon spikerlerini, futbolcuları ve kulüp yöneticilerini, yanlarında polis memurları ya da jandarma erleriyle gözaltına alınırken izliyoruz. En son bir dönem adeta “iyilik meleği” olarak parlayan Ahbap derneği yöneticisi Haluk Levent’in tutuklanması kamuoyunda şok etkisi yarattı. Bu süreçte Rasim Ozan Kütahyalı ve Cem Küçük gibi istibdadın medyadaki ali kıran baş kesen rolünde yargı dağıtan figürlerinin tutuklanması ise kafaları iyice karıştırdı. Zaten bu operasyonların esas amacı da bu ya! Şok etkisi yaratmak ve kafaları karıştırmak. İstibdadın yargı eliyle yaptığı siyasi operasyonların halk nezdinde yarattığı güvensizliği bir büyük operasyonlar sisi altında gizlemek… Bu yüzden ünlüler seçiliyor. Duman çıkartmayan bir operasyon işe yaramaz çünkü!

İstibdadın yargısının halkla ilişkiler operasyonunun ve istibdadın iç çekişmelerinin yeni bir boyutunu ise çok daha önemle ele almak lazım. Akın Gürlek son dönemde önce Muhsin Yazıcıoğlu’nun ölümü dosyasının (2008’de şaibeli bir helikopter kazasında ölmüştü) hem de Uğur Mumcu suikastının (1993’te arabasına konan C4 patlayıcı ile katledildi ve dava faili meçhul kaldı) yeniden açıldığını duyurdu. Daha önce benzer örneklerde olduğu gibi bunun da mesajlar ilgili yerlere verildikten, hesaplaşmalar görüldükten sonra tekrar rafa kaldırılacağını biliyoruz. En yakın örnek olarak 2002’de faili meçhul cinayete kurban giden Necip Hablemitoğlu’nun dosyası da 2023 seçimlerinden önce raftan indirilmiş, bir dizi sansasyonel tutuklama yapılmış, ne hikmetse 2023 seçimlerinin birinci ve ikinci turu arasındaki sürpriz tahliyelerle tek bir tutuklu içeride bırakılmamıştı. Sürekli bu raftan indirip tekrar rafa kaldırmaların sebebi mevcut istibdadın NATO kontrgerillası üzerinde yükselmesidir. Yaşananlar adeta suç ortaklarının birbirlerine suçlarını hatırlatarak şantajda bulunmasından ibarettir.  Kötü ünlü ve suçu sabit kontrgerilla şeflerinden Mehmet Ağar’ın “bir tuğlayı çekersen duvar yıkılır” sözü düzen siyasetinin amentüsü gibidir. Biz bu operasyonlardan bir şey beklemeyiz ama madem raftan indiriliyor, üzerine gideriz, kontrgerillanın lağvedilmesi, halka kan kusturan NATO’nun kiralık katillerinden hesap sormaktan ise asla vazgeçmeyiz.

Tüm bunlar bize şunu gösteriyor. İstibdada karşı hürriyeti kazanmak için de, yolsuzluk ve hırsızlıkla çalınan geleceğimizi sermaye düzeninin temsilcilerinin elinden kurtarmak için de, halkın katili kontrgerilladan hesap sormak için de uyanık olmalıyız ve düzenin gerici güçlerinin iç kavgasında taraf olmadan kendi davamızı gütmeliyiz. Bunu gerçekleştirmek için düzen siyasetinden bağımsız işçi sınıfı siyasetini inşa etmek zorundayız. Bu, bin defa denenmiş ve her seferinde hayal kırıklığıyla sonuçlanmış düzen içi siyasetin karşısında yeni ve gerçekçi olan yola çağrıdır. Mesele tüm bu keşmekeş içinde ayrı bir yerde temiz kalmaya çalışmak değildir. İşçi sınıfı ve emekçi halkı en ağır geçim ve yaşam koşullarında, ekmek ve hürriyet için örgütleme temelinde mücadeleye girişiyorsak, gücümüzün ve enerjimizin tek bir damlasını dahi düzen içi hesaplaşmalarda heba etmememiz gerekiyor. Yeni ve gerçekçi tek yol olan bağımsız işçi sınıfı siyaseti işte bu kadar hayati ve vazgeçilmezdir. 

Başyazı Devrimci Marksist bağımsız işçi sınıfı siyaseti burjuva demokrasisi faşist rejim ezilen ulusların kendi kaderini tayin hakkı hürriyet işçilerle gelecek sınıflar mücadelesi NATO kontrgerillası yargı operasyonları sermaye düzeni faili meçhul cinayetler