Batıcısıyla, laikiyle, İslamcısıyla, yerlisiyle, millisiyle patronların yurtdışındaki 500 milyar dolarını unutma!
Gazeteci Murat Ağırel, eski Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Melih Gökçek’in oğlu ve eşi aracılığı ile ve paravan bir şirket üzerinden milyonlarca liralık servet transferi gerçekleştirdiğini ortaya çıkardı. Gökçek ailesi Almanya’nın Düsseldorf şehrinde kurdukları, hiç çalışanı gözükmeyen ve sıfır ciro yapan bir paravan şirket üzerinden 4,5 milyon Avro değerinde 18 dairelik bir bina satın alıyor ve ardından 8,5 milyon Avro karşılığında bir başka AVM’yi almak için anlaşma imzalıyor. Gazeteci Ağırel ipin ucunu çektikçe daha fazlası da geliyor. Gökçeklerin Lüksemburg’da 280 Milyon Avro’luk bir AVM’yi satın almak için görüşmeler yaptığı ortaya çıkıyor. Ailenin Ankara’da 21 odalı 10 banyolu 250 metrekare havuzlu malikanesi ve İzmir’deki 1751 metrekarelik alana kurulu 300 milyon TL’lik kaçak villayı tapu kayıtlarında “kerpiç köy evi” olarak göstermesi gibi bilgilerle haberler iyice köpürtülüyor.
Gökçeklerin serveti istibdadın değirmeninden… Yağma düzeni devam ettikten sonra bir tane yağmacıdan hesap sorulmuş neye yarar!
Bu değirmenin suyu nereden geliyor? Gökçeklerle arası açık olan, AKP Kurucusu ve eski TBMM Başkanı Bülent Arınç’ın 2015’teki meşhur açıklamasını hatırlayacak olursak Melih Gökçek, Ankara’yı parsel parsel satarak (hem de Fethullahçılara!) bu serveti elde etti. Ama iddialar 2019 yerel seçimlerinden sonra somut ve belgeli suç duyurularına dönüştü. CHP’li Mansur Yavaş’ın Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı seçilmesinin ardından teftiş kurulu aracılığıyla incelemeler yaptırdı ve Gökçek hakkında 100 ayrı suç duyurusunda bulundu. Bu dosyalar hakkında hiçbir ciddi işlem yapılmazken bir anda Murat Ağırel’in haberi üzerinden Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı resen soruşturma başlatıldığını duyurdu.
Melih Gökçek, 28 Ekim 2017’de Tayyip Erdoğan’ın isteğiyle “emir demiri keser” diyerek Ankara Büyükşehir Belediye Başkanlığı’ndan istifa etmişti. Ama Gökçek ailesi kontrol ettiği Beyaz TV üzerinden siyasetin içinde olmaya devam etti. Yaptıkları yayınlarda çoğu zaman lümpen bir dille ama alabildiğinde milliyetçi ve İslami muhafazakâr söylemlerle muhalefete saldırıp durdular. Yani istibdadın politik bir aparatı olmayı sürdürdüler. 2023’te Erdoğan tarafından milletvekili yapılan Osman Gökçek (Melih Gökçek’in oğlu) halen AKP’nin Ankara milletvekilliğini yapıyor. Eğer yolsuzlukların hesabını sormak esas dert olsaydı bugüne kadar Gökçeklerin üzerine gidilirdi. Belli ki yine istibdadın kendi iç hesaplaşmalarından biriyle karşı karşıyayız. Bu iç hesaplaşmanın sonunda birileri hapse de girebilir. Gökçek ailesi tamamen siyaset sahnesinden de silinebilir… Ama sonunda patronların yağma düzeni devam edecektir.
Patronların 500 milyar doları yurtdışında yatıyor! İktidar vergilerle zamlarla emekçi halkın sırtına biniyor!
Gökçek ailesi adeta günah keçisi ilan edilirken her meşrepten tüm patronların ve para babalarının servetlerini yurtdışında tuttukları gerçeğinin gözden kaçırılmaması gerekiyor. Yurtdışında tutulan paranın 500 milyar doları bulduğunu biz değil eski Merkez Bankası Başkanı Şahap Kavcıoğlu söylüyor. Kavcıoğlu, 2022’de Türkiye’deki şirketlerin yurtdışında kayıtlı 90 milyar dolar parası olduğunu, kayıtdışı gerçek rakamın ise 500 milyar doları bulduğunu açıklamıştı. Kim bu şirketler? Karanlık işler yapan, gölgelerde yaşayan tipler falan değil… Gözümüzün önünde olan TÜSİAD’ından MÜSİAD’ına, Batıcı-laikinden İslamcısına, yerlisinden millisine sanayiciler, bankacılar, müteahhitler, petrolcüler, ithalatçılar, ihracatçılar ve tabii ki Gökçekler gibi suyun başını tutup, deveyi hamuduyla götüren, haliyle de bunları istibdadın verdiği dokunulmazlık sayesinde yapan patron siyasetçiler! Patronların iktidarı hiç bu 500 milyar doların peşine düşer mi? Tabii ki düşmez. Onun yerine bütün krizin faturasını vergilerle, zamlarla işçinin emekçinin köylünün sırtına yüklerler!
İşçiyi sömürerek, köylüyü ezerek, memleketin yeraltı ve yerüstü kaynaklarını yağmalayarak, ülkenin varlıklarını emperyalistlere peşkeş çekerek elde edilip yurtdışına kaçırılan bu paraların hesabını ancak emekçi halk sorabilir. Ama bunun için düzen içi hesaplaşmalarda taraf olmak yerine, bağımsız bir sınıf siyaseti ile düzen siyasetinden kopmak gerekir. Ancak işçi sınıfının devrimci iktidarı emekçi halktan çalınanları geri alabilir. Yapılacak bellidir:
Bankacılık sistemi işçi denetiminde kamulaştırılacak! Tek bir devlet bankası! Dış ticarette devlet tekeli!
Yurtdışına para kaçıran, yurtdışına kaçırdığı servetleri ülkeye getirmeyen para babalarına ağır hapis cezası!