Soylu kızağa çekildi, ekibi tasfiye ediliyor: İstibdad rejimi tazeleniyor!

Soylu kızağa çekildi, ekibi tasfiye ediliyor: İstibdad rejimi tazeleniyor!

Süleyman Soylu’nun milletvekili seçildikten sonra yeni kabinede yer almaması, İçişleri Bakanlığı’na Soylu ile ihtilaflı olan eski İstanbul Valisi Ali Yerlikaya’nın getirilmesi bir tasfiye sürecinin başlayabileceğinin habercisiydi. Öyle de oldu. Önce polis örgütünde Soylu’nun yakın ekibinden olduğu söylenen kişiler tasfiye edildi. Ardından da vali ve kaymakamlar değiştirildi. 81 ilin 38’inde hem vali hem emniyet müdürü, diğer 43 ilde ise ya vali ya da emniyet müdürü değişti.

Bu tasfiyeler olurken bir dizi skandal niteliğinde haber de basına düşmeye başladı. Ankara’da 600 bin dolara gece kulübü satın alan polis müdürü, turistik beldede göçmen kaçakçılığından sabıkalı birinin atölyesinde kendine lüks yat yaptıran bir başka müdür, Karabük Valisi görevden alındıktan sonra oğlunun karıştığı bir ölümlü kaza ile ilgili kayıp kamera görüntülerinin bir anda bulunması derken garip bir süreç yaşanıyor. Soylu’nun istibdad rejiminin, baskıcı ve keyfi yönetim pratiğinin en uç örneklerini sergilediği biliniyor. Suç örgütleriyle o kadar içli dışlı olmuştu ki bir aşamada, polis teşkilatındaki başka bir klik, Sarallar suç örgütüne yapacağı operasyonu Soylu’dan gizlemişti. Sorulunca da “daha önce her bilgi verdiğimizde sızıntı oldu” diye açıklama yapmışlardı. Sedat Peker bizzat Soylu ile girdiği gayrimeşru ilişkileri ifşa etti. Soylu bu kirli ilişkilerini tek bir güvenlik makalesi bile okumadığını kendi ağzıyla söylediği, polislikle askerlikle hiçbir ilişkisi olmadığı halde medya desteğiyle yarattığı “rambo” figürü arkasına gizliyordu. Bunun için milliyetçi ve şovenist propaganda tekniklerini de sonuna kadar kullanmaktaydı.

Soylu bir aşamada kantarın topuzunu öyle kaçırdı ki şov yapmak için vatandaşların fişlendiği bir bilgisayar programını bir sosyal medya paylaşımı ile ifşa etti. Bu açıkça yasadışı idi. Nitekim polisin istihbarat başkanı da görevden alındıktan sonra söz konusu programa polisler girmekte zorlandı, bazı polis kaynaklarına göre geçmişe dönük yasadışı ve keyfi arama kayıtlarını sildikleri için programın çalışmasında kesintiler yaşanmış. Bu sebeplerle Soylu ve ekibinin tasfiyesi muhalif çevrelerde de olumlu karşılanıyor. Daha da ileri gidenler yeni İçişleri Bakanı Ali Yerlikaya’yı öve öve bitiremiyorlar. Akbelen’deki jandarma zulmü, Cumartesi annelerine yapılan gözaltılar, özel okul öğretmenlerine polisin saldırması ve daha pek çok baskı ve zulüm örneği yaşanırken, bunları dahi mazur göstermeye çalışanlar çıkabiliyor. “Aslında Ali bey de bu olanlardan rahatsız” gibi açıklamalara başvuruyorlar. Bunların hepsi boş laftan ibarettir. Soylu ve ekibinin tasfiyesi istibdad rejiminin sona ermesi, temel hak ve özgürlüklere saygılı bir polis teşkilatı kurulduğu anlamına gelmiyor. Tam tersine istibdad rejimi eskimiş, yıpranmış olan derisini atıyor. Yani tazeleniyor.

O kadar çok skandalın basına düşmesi ancak hiçbir sorumlu hakkında soruşturma ya da dava açılmaması, Soylu’nun ekibinin tasfiye edilirken aynı zamanda bir hukuki dokunulmazlık zırhı ile korunması bu gerçeği bize gösteriyor. Bu zırh sayesinde Soylu ve ekibi direnç göstermeden kenara çekiliyor. Aynı zamanda istibdad rejimi yeni kadrolarına, suç işledikleri halde en fazlasından kızağa çekilecekleri ama yargılanmayacakları yönünde cesaret vermiş oluyor. Devlet dönem dönem bu şekilde deri değiştirmelere gider. Tasfiyeler olur yeni kadrolar gelir. Devletin sınıf karakteri değişmeden baskıcı yönü ise asla değişmeyecektir. Çünkü bilimsel sosyalizmin tanımıyla devlet “hakim ve sömürücü sınıfların emekçi sınıflar üzerindeki baskı aygıtı”dır. Dolayısıyla temel hak ve özgürlüklerin savunulması ve genişletilmesi ancak örgütlü mücadeleyle mümkündür. Gerçek hürriyet ise işçi sınıfının iktidarıyla ve baskının sadece sömürücü bir azınlık üzerinde uygulanmasıyla gelecektir.

 

Bu yazı Gerçek gazetesinin Eylül 2023 tarihli 168. sayısında yayınlanmıştır.