Petrol açılımı kanunu

Gerçek 6 dk okuma
Terörsüz Türkiye

İktidarın ve devlet tarafının “terörsüz Türkiye”, Öcalan ve Kürt hareketinin “barış ve demokratik toplum” olarak adlandırdığı süreçte uzun süredir “çerçeve yasa”, “kök yasa” vb. isimlerle adlandırılan kanun teklifi meclise sunuluyor. Bu teklifin başta AKP, MHP ve DEM Parti olmak üzere daha önce mecliste kurulan komisyona katılan partiler tarafından hep birlikte sunulması amaçlanıyor. Kanun teklifinin bir genel af niteliğinde olmadığı özellikle vurgulanıyor. Her şey “silah bırakma” sürecinin ilerletilmesine ve tamamlanmasına odaklanıyor. Silah bırakılmasını MİT ve TSK gözlemleyecek. Bu kurumların sahadaki tespitleri doğrultusunda süreç ilerleyecek. Bu çerçevede kendini feshettiğini duyuran PKK’lilerin denetimli serbestlik uygulaması ile Türkiye’ye gelmelerinin hedeflendiği anlaşılıyor. Bizler enternasyonalist ilkelerimiz doğrultusunda bu sürece öncelikle Kürt ezilen halkının gözünden bakmayı görev biliyoruz. Bu bakış açısı şovenizmi reddetmenin bir gereğidir ve asla Türk işçi ve emekçileri başta olmak üzere tüm bölge halklarının aleyhine değildir.

Kürt sorununun çözümüne dair ne bir adım ne de niyet var

Ayrıntılarda değişiklikler olabilir. Zaman içinde yeni gelişmeler yaşanabilir. Ancak açık olan şudur ki mevcut girişim Kürt hareketinin “barış ve demokratik toplum” referanslarını karşılamıyor. Daha ziyade iktidar ve devlet kanadının “terörsüz Türkiye” konsepti etrafında şekilleniyor. Kürt halkının süreçten beklentisi olan “Kürt sorununun çözümü” geleceğe dahi havale edilmiş değil. Zira iktidar ve devlet kanadı çözüm doğrultusunda atılacak adımları ne planlıyor ne de tartıştırıyor. Öcalan, sürecin en başında artık Kürt sorununun fiilen çözülmüş olduğunu iddia ettiğine göre ve Kürt siyasi hareketinden bu tespite kökten bir itiraz yükseltmediğine göre, Kürt emekçi ve yoksul halkının beklentileri doğrultusunda karşı taraftan bir basıncın da gelmediği görülüyor.

Silah bırakma mı silahları sömürgeciliğin ve emperyalizmin hizmetine sunmak mı?

Oysa ister “denetimli serbestlik” ile isterse de PKK kendini feshettiği için haklarındaki “örgüt üyeliği”, “yardım”, “propaganda” vb. suçların düşürülmesiyle olsun Türkiye’ye gelecek olsanlar yabancı insanlar değillerdir, bu memleketin insanlarıdır. Bu süreçten beklentisi olan Kürt yoksul ve emekçi, halkının evlatlarıdır. Sadece “teslim olma” anlamı taşıyacak bir sürecin, sadece kişilerde değil bir bütün olarak Kürt halkında da bir karşılığı olmayacaktır. Savaştan uzaklaşma ve barışa ulaşma beklentisi dahi gerçekçi değildir. Zira silah bırakma sürecine dair önümüzde Suriye ve Rojava örnekleri bulunmaktadır. Sürecin nasıl zorla dayatıldığı, sonunda da silahların bırakılmasından ziyade yönünün tayin edilmesiyle sonuçlandığı ortadadır. Kürt silahlı güçleri Ahmet eş-Şara’nın tekfirci mezhepçi çetelerinden derlenmiş sözde bir orduya entegre edilerek, bölgede sömürgeci ve emperyalist güçlerin (İsrail’e dokunmamaya adeta yemin etmiş olan!) hakimiyetine sokulmuştur. Şimdi gündemdeki silahlar Irak’tadır. Irak adım adım İran’a karşı emperyalizmin ve işbirlikçi Arap rejimlerinin savaş alanına dönüştürülmek istenirken, PKK’nin silahlarının da bu doğrultuda yönlendirilmek isteneceği bellidir.

Başka halklara karşı Türk-Kürt ittifakına hayır! Emperyalizme, sömürgeciliğe ve Siyonizme karşı tüm halkların ittifakına evet!

Bu bağlamda hem iktidar cephesinde hem de Öcalan başta olmak üzere Kürt hareketi saflarında bir çözümden ziyade bir Türk-Kürt ittifakı kavramı öne çıkıyor. Erdoğan’ın dilinde bu yaklaşım sıklıkla Türk-Kürt-Arap ittifakına dönüşüyor. Bölgenin diğer büyük sakini olan İran halkının itina ile dışarıda bırakılması, üstelik bu halk emperyalizmin ve Siyonizmin saldırısı altındayken bunun yapılması hiç de hayırlı değil. İktidarın dilinde ittifak kavramı tarihte Türk ve Kürt askerlerinden oluşan ordularla yapılan fetihlere referanslarla dolduruluyor. Özel olarak Yavuz Sultan Selim referansları ise içeride mezhep fitnesi kışkırtırken dışarıda hedefe İran’ı koyuyor. Bu içerik, süreci en baştan sömürgeci burjuvazinin yayılmacı çıkarları temelinde bir “petrol açılımı” olarak tanımlamamızı da haklı çıkarıyor. Gözünü başta Irak Kürdistan’ı petrol ve enerji kaynaklarına dikmiş olan sömürgeci burjuvazi bu “petrol açılımı” ile ancak işbirlikçi Kürt burjuvalarına, toprak ve petrol ağalarına paylaşımdan pay teklif edebilir. Kürt yoksul halkının payına ise petrol kavgasında asker olmak yani yine savaş ve kan düşecektir. Bu kanlı fatura hiç şüphesiz Türk yoksul, işçi ve emekçilerine de ödetilecektir.

Kürt sorununun çözümünden vazgeçilemez! Sömürgeciliğe, emperyalizme, Siyonizme teslimiyet kabul edilemez!

Türk-Kürt ittifakı açıkça ulusların ve dillerin tam eşitliğine dayandırılmadan, Kürt sorunu çözülmüştür demekle Kürt sorunu çözülmüş olmaz. Türk-Kürt ittifakı sömürgeciliğe, emperyalizme ve Siyonizme karşı konumlandırmadan, dolayısıyla da Türk-Kürt ittifakı Arap ve İran halklarını da kapsayacak şekilde tanımlanmadan halklar arasındaki barış tesis edilemez. Kürtlerle barış emperyalizme, Siyonizme ve sömürgeciliğe teslimiyetin değil onlara karşı mücadelenin kaldıracı olmalıdır.

 

Bu yazı Gerçek gazetesinin Ağustos 2026 tarihli 203. sayısında yayınlanmıştır.

 

 

Kürt sorunu Petrol açılımı Kürtlerle barış ABD'yle savaş Siyonizm anayasa