Kriz ve siyasi müdahaleler: Fatura emekçilere kesiliyor!

Gerçek 4 dk okuma
Renault Mektup

Her şeyden önce işçi sınıfı olarak ülkenin içinde bulunduğu ekonomik koşulların son derece kırılgan olduğunun farkındayız. Siyaset alanında yaşanan her gelişme, en küçük açıklamalar ve alınan her karar bile ekonomiyi doğrudan etkilemekte; emekçilerin yaşamını belirleyen fiyatlar, ücretler ve piyasa dengeleri üzerinde ciddi dalgalanmalara yol açmaktadır. Son dönemde gündeme gelen “mutlak butlan” kararı da bu kırılgan yapıyı daha da derinleştirme potansiyeli taşımakta, finansal piyasalarda belirsizliği artırmaktadır. Nitekim 22 Mayıs Cuma sabahı borsada yaşanan sert düşüş, bu tür siyasi müdahalelerin ekonomik sonuçlarını açık biçimde ortaya koymuştur.

Bu tablo, kapitalist düzenin krizlerinin faturasının her seferinde işçi sınıfına kesildiğini bir kez daha göstermektedir. Ekonomideki her dalgalanma, sermaye sınıfının çıkarlarını korumaya dönük siyasal ve ekonomik kararlar, en sonunda emekçilerin sofrasına yoksulluk, işsizlik ve güvencesizlik olarak geri dönmektedir. Milyonlarca emekçi yaşam mücadelesi verirken, ülkenin kaynakları sermaye sınıfının çıkarları doğrultusunda şekillenmektedir.

Uzun süredir emekçilerin örgütlenme ve mücadele hakkının bastırılmadığı bir düzenden söz etmek giderek zorlaşmaktadır. Grevlerin “milli güvenlik” ve “kamu yararı” gerekçeleriyle yasaklanması (ertelenmesi), işçi sınıfının en temel mücadele araçlarının bile baskı altına alınabildiğini göstermektedir. Bugün bir siyasi partiye yönelik müdahale olarak tartışılan gelişmeler ise, yalnızca siyasal alanın değil, emekçilerin tüm toplumsal hak arama ve örgütlenme kanallarının da baskı altına alınabileceğini ortaya koymaktadır. Bu durum, sınıf mücadelesinin yalnızca ekonomik alanda değil, siyasal alanda da derinleştiğini göstermektedir.

Bugün Türkiye’de milyonlarca emekçi; açlık sınırının altında kalan ücretlerle, güvencesiz çalışma koşullarıyla ve her geçen gün artan hayat pahalılığıyla yaşam mücadelesi vermektedir. Emekliler en temel ihtiyaçlarını karşılayamaz hale gelirken, işçiler, memurlar, öğretmenler, hemşireler ve diğer emekçi kesimler yoksulluğun sınırında değil, doğrudan içinde yaşamaya zorlanmaktadır. Bu düzen, üretimi yaratanların değil, üretim üzerinde kontrol sahibi olan sermaye sınıfının çıkarlarını korumaktadır.

Böylesi bir ekonomik sömürü düzeni derinleşirken, siyasal alana yönelik her müdahale aynı zamanda emekçilerin yaşam koşullarını daha da ağırlaştıran sonuçlar doğurmaktadır. Belirsizlik ve kriz hali, her zaman olduğu gibi en çok işçi sınıfını vurmakta; işsizlik artmakta, ücretler erimekte ve sosyal haklar geriye gitmektedir.

Bu nedenle mesele, doğrudan işçi sınıfının yaşamını belirleyen düzen meselesidir. Emekçilerin çıkarı, demokrasiye ve temel haklara yönelik her türlü müdahaleye karşı ortak ve bağımsız bir sınıf tutumunun geliştirilmesini zorunlu kılmaktadır. Bugün yaşananlara karşı çıkmak, yarın daha ağır saldırıların önünü kesmek işçi sınıfının kendi birleşik mücadelesini kurması ve güçlendirmesi ile mümkündür.

Bursa OYAK Renault’dan bir işçi

Bu yazı Gerçek gazetesinin Haziran 2026 tarihli 201. sayısında yayınlanmıştır.

ekonomik kriz sermaye sınıfı Bursa OYAK Renault işçileri