Fabrikalardan haberler - Nisan 2023

Fabrikalardan haberler - Nisan 2023

Gazetemizin Nisan 2023 tarihli 163. sayısında fabrikalardan, tersanelerden ve işyerlerinden işçilerin yazdığı mektupları okuyucularımıza sunuyoruz.

 

Örgütlü olmanın gücü- İstanbul Tuzla’dan bir tersane işçisi

Herkese merhaba arkadaşlar, ben İstanbul’da Tuzla Tersanesinde bulunan boru montajı yapan taşeron bir firmada çalışıyorum. Taşeron firmada çalışmak, daha az ücrete daha kötü şartlarda daha fazla çalışmak demek, sosyal haklardan mahrum kalmak demek, maaşınızı düzensiz almak demek, sigorta primlerinizin daha az yatırılması demek vb. daha çok şey listeye eklenebilir, yani kısacası taşeron işçiler için bir kabus demek. Geçen günlerde YTR adlı bir taşeron firmada çalışan bir işçi arkadaşımız 3 aylık maaşını alamadığı için vince çıkarak intihar etmek istedi. Ana firmanın kendisi bu sefer işçi arkadaşımızın 3 aylık maaşını tek seferde vererek, işçi arkadaşımızı intihar etmekten vazgeçirdiler fakat ertesi gün işte işçi arkadaşımızın işten çıkış sebebini intihar girişimi diye siciline yazdıklarını söylediler. İşte "bu işçi arkadaşımızın iş hayatı bitmiştir", "kolay kolay iş bulamaz" gibi söylemler söylediler ki işçiler bir daha böyle bir eyleme kalkışmasın. Aynı gün içerisinde Yeter Gemi adlı bir taşeron firmada çalışan 14 işçi arkadaşımız bir yılı aşkın bir süredir maaşlarını düzensiz alıyorlardı, işçi arkadaşlarımız haklı olarak işten ayrılmak istediler fakat taşeron firma işçi arkadaşların Kıdem ve ihbar hakkını vermeyeceklerini söylediler. İşçi arkadaşlarımız DİSK’e bağlı Limter-İş sendikasında örgütlü oldukları için ertesi gün kapı önü direniş kararı aldılar. Bu sefer yine ana firmanın kendisi (Tuzla Tersanesi) devreye girerek işçi arkadaşlarımızın bütün haklarını vermeyi kabul etti. İşte birlik olmanın örgütlü olmanın gücü.

Eğer işçi sınıfı olarak, işyerlerimizde ayrı gayrı demeden birlik olursak, örgütlü olursak istediğimiz bütün hakları söke söke alırız. Daha sağlıklı daha güvenceli bir çalışma ortamı elde ederiz.

 

Düzen siyasetinde değil sınıf siyasetinde birleşiyoruz- İstanbul Tuzla’dan bir tersane işçisi

Düzen siyasetinde değil sınıf siyasetinde birleşiyoruz- İstanbul Tuzla’dan bir tersane işçisi

Merhaba dostlar. İşçi sınıfı olarak birçok mücadelelerden geçiyoruz. Fabrikalardaki direnişlerin, grevlerin ardı arkası kesilmiyor. Biz her zaman siyasetin işçilere yönelik yapılmasından yanayız. Biz her zaman işgal, grev, direniş diyoruz. Emeğimizden gelen gücü kullanıyoruz, fakat gel görelim ki kafamızı kamuoyuna çevirdiğimizde tam tersi gösteriliyor, ne işçilerin ekmek kavgası umurlarında ne sınıf mücadelesi. Deprem gündemden düşerken şimdi gündemde sadece seçim var. İktidar sahipleri de, muhalefet partileri de bir koltuk kavgasına girmişler çıkamıyorlar. İşçilerin verdiği büyük mücadele yine gündemde yok! İktidarın grev yasaklamaları ve işçi düşmanı politikalarını zaten yıllardır yaşıyoruz. 6’lı masa da seçim yarışına girdi fakat hala daha işçi sınıfının önünü açacak bir vaatte bulunmadı, bu halde işçi sınıfından ve emekçi halktan oy istemek nasıl bir işgüzarlık anlamak zor. CHP’li patronların işçilere davranışı diğerlerinden pek farklı değildir. İşçi sınıfı cahildir diyerek çalışma şartlarını hiç önemsemiyorlar. Bundan bizim tersanemiz de mustarip, çalışma şartları çok kötü ve patronun tek derdi para kazanmak, işçilerin ne şartlarda çalıştığı zerre umrunda değil. Emekçi halkın düzen siyasetine, sermaye sahiplerine verecek oyu yoktur. İzlenmesi gereken siyaset sınıf siyasetidir. Bizim yolumuz Mata işçisinin, Bekaert işçisinin yoludur. İşçilerin birliği sermayeyi yenecektir. İşçiler sınıfı, emekçi halk güçlü bir şekilde 1 Mayıs’a yürüyor.

 

Sınıf mücadelesi bizim yolumuz, dayanışma bizim gücümüzdür- Gebze’den bir kafe işçisi

Sınıf mücadelesi bizim yolumuz, dayanışma bizim gücümüzdür- Gebze’den bir kafe işçisi

Sevgili yoldaşlarım,

Sizlere buradan Gebze'deki kafe işçisi arkadaşınız olarak selam gönderiyorum. Bu bahar doğa canlanırken, biz işçiler de mücadelemizi canlandırıyoruz. Bu mücadelemiz sokaklarda, işyerlerinde büyüyor ve her geçen gün daha da güçleniyor. Patronların baskısı ve sömürüsüne karşı mücadele ediyor ve her geçen gün çalışma koşullarımızı ve haklarımızı savunmak için biraraya geliyoruz.

Bizler, hayatımızın her alanında mücadele etmek zorundayız. Bu mücadelemiz, verdiğimiz ekmek mücadelesinin, işyerlerimizde aldığımız hakları savunmanın ötesinde, tüm dünyanın adalet, eşitlik ve özgürlük için mücadele etmesi gerektiği gerçeğini yansıtıyor.

Bugün ise hepimiz için önemli olan bir seçim gündemi var. Seçimler, biz işçiler için hayatımızın her alanını etkileyecek kadar önemli bir rol oynuyor. Lakin bizleri temsil edecek olanlar, bizlerin çıkarlarını asla düşünmüyor. Onlar işçiye, emekçiye, köylüye, yoksul halka, kadınlara ve gençliğe karşı sermayenin, para babalarının ve müteahhitlerin yanında. Bu seçimlerde biz işçiler ve emekçiler söz sahibi olmadıkça, bizim taleplerimiz, haklarımız ve çıkarlarımız masada olmadıkça buradan medet ummak boş bir hülyadan ibaret.

Lakin, sahip olduğumuz haklar ve çalışma koşullarımız, binlerce işçinin bir araya gelerek mücadele etmesiyle kazanıldı. Bu yüzden bugün seçimden de önemli olan şey, biz işçilerin ve emekçilerin bir arada mücadele etmesidir. Sınıf mücadelesi, sermayenin baskısına ve sömürüsüne karşı durmanın yegâne yoludur. Bugün önemli olan Mata Otomotiv direnişidir, MKS grevi ve niceleridir. Sınıf mücadelesi bizim yolumuz, dayanışma bizim gücümüzdür.

Dostlar, güzel günler görmek için birbirimize kenetlenerek, dayanışma içinde, sınıf mücadelesinde yürüyelim. Hayatın her alanında mücadele etmek zorunda olduğumuz doğru, ancak biz işçiler ve emekçiler olarak, ne denli bir mücadeleye omuz verdiğimizi sürekli hatırlayalım. Bizim mücadelemiz, tüm ezilenlerin mücadelesidir. Yaşasın işçi sınıfının birliği! Yaşasın örgütlü mücadelemiz!

 

Herkes sınıfını bilmeli!- Bursa’dan bir gıda işçisi

Tüm emekçi kardeşlerim ve yoldaşlarım ben çocukluk yaşlarımdan bu yana milliyetçilikle yetiştirilen biriyim. Lakin şahsıma ve şahsım gibi kişilere milliyetçilik adı altında öğretilen vatanseverlik değil tam aksine emperyalizmin vatanı işgal planı olmuştur. Beni tanıyan herkes şunu sormaktadır: Sen nasıl bunu anladın? Cevabını burada sizlere de vermek isterim. 1996 yılında orta okul çağlarımda milli güvenlik derslerimize giren öğretmenimiz sayesinde ülkü ocaklarına üye olmuştum. Türk İslam birliği diyerek öğrettikleri misyonun aslında güce biat etmek, emperyalizme boyun eğmek, sermaye sınıfını ve onların destekçilerini korumak olduğunu sonra gördüm. Bugün AKP-MHP-BBP gibi siyasi partilerin sözde vatan millet bayrak ezan derken el altından tam aksini yaptıklarını düşünen, sorgulayan her insan görebilir.

Herşey Türkiye için ilk günkü aşkla derken aslında ilk defa yalan söylemiyorlardı. Çünkü gerçekten herşeyleri Türkiye’yi parçalamak işçi ve emekçi sınıfını köle yapmaktı. İlk günkü aşkla derken gerçekten ilk yola çıktıkları günkü gibi fütursuzca halka işçiye emekçiye zulmetmeye devam ettiler. Lafa gelince vatan bölünmez diyenler iş gerçeğe bindiğinde sen muhalifsin diyerek ayrımcılığa başladılar. Haksızlığa karşı durana düşman oldular, emeği sömürülenler, iş, aş isteyenler, hürriyet isteyenler hak aradığında terörist diyerek ülkemizi bir şekilde bölmeyi başardılar. Oysa herşey alenen açık. Tarihi biraz bilen herkes şunu çok iyi anlar ki halkına, işçisine, köylüsüne savaş açan hiçbir devlet hiçbir hükümet başaramadı başaramayacak da. Çünkü biz devletleri omuzumuzda taşıyan yeri geldiğinde hükümetleri koltuklarından edebilen yegâne gücüz, üretimden gelen gücümüz ile şahları çarları padişahları tahtından eden bir sınıfız.

Bizler açken onlar saraylarında sefa sürüyor ise, bizler evimize gidemez iken onlar tatile gidiyor ise bizler canımızı ortaya koyup çalışırken onlar sermayelerini bile koymayıp vergimiz ile iş yapıyor ise bu düzen yıkılmalıdır. Bu sistem yok olmalıdır. Biz emekçiler bize sahip çıkarsak bu düzen değişir, biz birbirimize sahip çıkar isek bu saltanat yıkılır. Covid19 salgınında bizler ölümü göze alıp çalışırken bizim oylarımız ile tahta çıkanlar bizler için kıllarını bile kıpırdatmadılar. Bizim oylarımız ile tahta çıkanlar sermayeye sınırsız kaynak sağlayıp vergi affı, pandemi desteği vb. kaynak sağlarken bize ekmek verdiklerini söylediler bunun için şükretmemizi istediler. Halbuki o ekmek bile bizden çaldıklarıyla bizlere verildi bir de lütuf yapmış gibi küstahça konuşuldu. Pandemi döneminde Migros gibi büyük marketler ve benzeri firmalar şubelerinde birçok ürün yok satarken utanmadan sıkılmadan zarar ediyoruz diyerek devletten istihdam desteği vergi affı vb. destekler aldılar. Ya sen emekçi kardeşim sen ne aldın. Sadece ölüm aldık. Buradan bütün yoldaşlarıma sesleniyorum HERKES SINIFINI BİLSİN ARTIK! BEN SÖMÜREN DEĞİL SÖMÜRÜLENİM! BURJUVA DEĞİL PROLETERİM! BENİM YERİM PATRONLARIN SİYASETİ OLAMAZ İŞÇİ SINIF SİYASETİ OLMALIDIR!

 

Bu yazılar Gerçek gazetesinin Nisan 2023 tarihli 163. sayısında yayınlanmıştır.