Kocaeli Dilovası’nda, üçü çocuk yaşta altı kadın, toplam yedi işçinin yanarak hayatını kaybettiği Ravive Kozmetik katliamının ikinci duruşması, 20-21 Mayıs 2026 tarihlerinde Kandıra’daki Kocaeli Ceza İnfaz Kurumları Kampüsü’nde görüldü. Mahkemeden tutuklu yargılanmakta olan üç sanığa çıkan tahliye kararları acılı ailelerin ve davanın takipçisi emekçi halkın yarasına tuz bastı.
İkinci duruşmanın birinci gününde, hayatını kaybeden işçilerin yakınlarına destek vermek amacıyla Birleşik Metal-İş, Nakliyat-İş, Petrol-İş sendikalarından ve siyasi partilerden temsilciler bir araya gelerek basın açıklamaları gerçekleştirdi. Ancak iki gün süren duruşmanın sonunda, katliamın sorumlularından yalnızca birine ev hapsi olmak üzere, yurt dışı çıkış yasağı ve adli kontrol gibi şartlarla ödül verircesine tahliye kararı verildi.
İşçilerin avukatlarının talepleri reddedildi
Duruşmada söz alan işçi avukatları, katliamın baş sorumlularından olan ve tutuklu bulunan Ali Osman Akat hakkında “olası kast” kapsamında suç duyurusunda bulunulmasını ve ek savunma istenmesini talep etti. Fakat bu önemli talepler mahkeme heyeti tarafından reddedildi. Avukatlar ayrıca, bu davanın Türkiye işçi sınıfı açısından taşıdığı tarihi öneme vurgu yaparak, duruşmaların neredeyse dağ başı diye tabir edilebilecek Kandıra'daki cezaevi yerleşkesinden alınarak Gebze’ye taşınmasını talep etti. 21 Mayıs’taki duruşmanın sonunda dava 21 Temmuz 2026 tarihine ertelendi.
Ölümcül ihmaller, sanıklar arası şüpheli para transferleri, sanıklara tahliye!
İşçi avukatları ve katledilen işçilerin aileleri, suçluların yaşanan katliamı ciddiye almayan tavırlarına mahkemenin tepkisiz kalmasını ve sanıklara ödül gibi verilen bu tahliye kararlarını asla kabul etmediklerini dile getirdi. Mahkeme tarafından her bir detayıyla acilen incelenmesi gereken ve birçoğu ayyuka çıkmış, incelenmeyi bekleyen rüşvet çarkları, faillerin hesaplarındaki yüklü para transferleri ve İSG firmasının ölümcül ihmalleri ortadayken duruşmaların seyri yargının taraflılığını bir kez daha ispatlamıştır.
Bizler Türkiye işçi sınıfı olarak Dilovası işçi katliamının sorumlularının en ağır cezaları almasını sağlamak için bu davanın takipçisi olmak zorundayız. Soma’yı ve Hendek’i unutmamalı; işçilerin adeta bir can pazarında, ucuz emek gücü olarak harcanmasına karşı durmalıyız. Patronlara hizmet eden yargı kendi tiyatrosunu çeviredursun, bizler bu keyfiliği teşhir etmeye devam edecek ve çalışırken öldürülen tüm kardeşlerimizin hesabını kendimiz soracağız.