Ben, Dilovası’nda Birleşik Metal-İş’in örgütlü olduğu Dostel Makina fabrikasında çalışan bir metal işçisiyim. İstibdad rejimi güç kaybettikçe ve tek başına eskisi gibi seçim kazanamadıkça, 12 Eylül darbecilerinin yolundan giderek 21 Mayıs'ta CHP’ye darbe yapmış ve Kemal Kılıçdaroğlu’nu CHP’ye kayyum olarak atamıştır. İstibdad, muhalefeti kendi dizayn ederek kimin seçimlere katılacağını, kimin katılamayacağını, kimin hapis yatıp kimin yatmayacağını eline geçirdiği yargı ile belirler duruma gelmiştir.
2023 Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde istibdada karşı Kemal Kılıçdaroğlu’na oy vermeyenleri hainlikle suçlayıp kurtuluşumuzun Kemal Kılıçdaroğlu olduğunu düşünenler, bunların içinde sol ve hatta sosyalist hareketlerin çoğu da vardı, bugün Kılıçdaroğlu’nu "Hain Kemal" diye protesto ediyor.
CHP Genel Başkanı Özgür Özel, 2024 yerel seçimlerinde hezimete uğramış ve halktan güvensizlik oyu almış istibdadın üstüne gitmek, onu erken seçime zorlamak yerine normalleşme/yumuşama süreciyle Erdoğan’la flörtleşmeye başlamıştı. Bu, Özgür Özel’in özel tercihi değildi; Mehmet Şimşek’in işçi düşmanı Orta Vadeli Programı’nın seçim gölgesi olmadan uygulanmasını isteyen tekelci büyük burjuvazinin tercihiydi. İngiliz Mehmet’in işçi düşmanı OVP’sine o gün zeval gelmesin diye normalleşmeye, yumuşamaya çalışan Özgür Özel’e bugün “Özgür gelecek, özgür Türkiye!” diye arka çıkılıyor.
İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı CHP’li Cemil Tugay, İzmir’de belediye işçilerinin grevinde grev kırıcılığı yaparken ne Kemal Kılıçdaroğlu’ndan ne de Özgür Özel’den bir tepki vardı. İzmir’de yaşanan grev kırıcılığına kör, sağır, dilsiz olmuşlardı. Geçmişte “Kılıçdaroğlu bizi kurtaracak” deniliyordu; şimdi ise aynı sözler Özel için söyleniyor…
Bütün bu olan bitene bir işçi gözüyle baktığımda, düzen siyasetinden uzaklaşarak işçi sınıfının siyasetini ve işçilerin sesini yükseltmek gerektiğini düşünüyorum. İstibdadın CHP’ye yaptığı darbeden sonra herkes haktan, hukuktan, anayasadan bahseder oldu; ancak işçi için hak, hukuk, anayasa söz konusu olduğunda düzen siyasetinin tüm renkleri adeta üç maymunu oynuyor. Örneğin, istibdad bu anayasanın darbe anayasası olduğunu ve değişmesi gerektiğini söylüyor; ancak “darbe anayasası” dedikleri bu anayasayı bile uygulamıyor. Bu anayasaya göre grev kırıcılık suçtur; fakat Smart Solar patronu grev kırıcılık yaparken anayasanın kırıntısı dahi uygulanmıyorken istibdad, bir gece aldığı kararlarla Green Transfo Energy, GE Grid Solutions, Bekaert… gibi grevleri yasaklarken düzen siyasetinden çıt çıkmıyor.
Ya da 2014’te meydana gelen Soma Maden Katliamı’nda, kamu görevlilerinin yargılandığı dava düşürülüp katliamda dahli bulunan kamu görevlileri cezalandırılmadan dosya kapatılırken, Soma Katliamı davasında bugün yargılanan hiçbir sanık tutuklu değildir. Buna karşın, davanın avukatlarından Selçuk Kozağaçlı ve Can Atalay ise çeşitli bahanelerle tutukludur.
Memleketin dört bir yanı maden alanı ilan edilmiş; emperyalist burjuvalara memleketin yer altı ayrı, yer üstünde biz işçilerin canı ayrı peşkeş çekilmiştir. Erzincan İliç’teki maden katliamında, 10 milyon metreküp siyanürlü toprağın altında kalarak hayatını kaybeden 9 işçinin hesabı hâlâ sorulmuş değil. ÇED raporunu imzalayanlar yargılanmıyor, SSR Mining adlı Amerikalı şirket ise pılını pırtını toplayıp hiçbir ceza almadan gitti.
Düzen siyasetinde “Adalet olmazsa yatırımcı gelmez” diyorlar ya; tam tersi, adaletin olmadığı yerde yerli ve yabancı patronların iştahı daha da kabarıyor. İşçinin grevine yasak getirildikçe, iş cinayetlerinde cezasızlık sürdükçe, patronlar canı istediği gibi işten çıkardıkça ve örgütlenen işçilerin sendikal davalarını uzattıkça, mahkemeler de bu davaları sürüncemede bıraktıkça, patronların iştahı daha da kabarıyor.
Biz işçiler, emekçiler olarak ne zaman düzen siyasetinden kopup işçi sınıfı olarak örgütlü bir şekilde mücadele ettiğimizde, işte o zaman hakkımızı da alıyoruz; işlemeyen adaleti de anayasayı da işler hale getiriyoruz. Grev kırıcılığı yapan Smart patronunu da bir gecede grev yasağı getiren istibdada karşı Green Transfo Energy, GE Grid Solutions, Bekaert’te fiili greve giderek istibdadı da dize getirebiliyoruz.
Geçen yıl, istibdadın bir vekilinin şirketi olan Fernas Madencilik’te çalışan maden işçileri hakları için Ankara’ya yürüdüklerinde de haklarını aldılar. Bu yıl ise Doruk maden işçileri, verilmeyen alacakları için Ankara’ya yürüyerek istibdadın bakanlarını ip gibi dizip haklarını söke söke alabildiler. Migros depo işçileri, Polonez işçileri direnişe geçtiğinde de haklarını aldılar.
Memleketin dört bir yanını sarmış olan sömürgeci burjuvazinin maden şirketlerine karşı köylüler, doğasına ve toprağına sahip çıkarak tüm engellemelere rağmen kazanımlar elde ediyor. Bir gecede Bilgi Üniversitesi’ni kapatan istibdada karşı öğrenciler, okullarına sahip çıkarak mücadeleyle üniversitelerini geri alıyor.
Zor olan örgütsüz hayatı yaşamak, zor olan düzen siyasetinden medet ummaktır. Biz işçi sınıfı olarak sınıfla birlikte hareket ettiğimizde, düzen siyasetinden uzaklaşıp kendimizden gelen gücü kullandığımızda adaleti de sağlıyoruz; görmeyen gözlere mücadelemizi gösteriyoruz, duymayan kulaklara sesimizi duyuruyoruz, bilmeyenlere de işçi sınıfının ne olduğunu öğretiyoruz. Bu memlekete de dünyaya da hürriyet işçilerle gelecek.
Bu yazı Gerçek gazetesinin Haziran 2026 tarihli 201. sayısında yayınlanmıştır.