Merhaba yoldaşlar. Bir yabancı sermaye işyeri olan fabrikamızda durumlar sıkıntılı ilerliyor. Bizim patron sendikasızlaşmak için, kâr oranlarının daha yüksek olacağı bir yere kaçmak için hamleler yapacak gibi duruyor. Biz de sendikalı olduktan sonraki kazanımlarımıza sahip çıkmak, krizi bahane edip bizden haklarımızdan “fedakarlık” bekleyen patrona karşı birliğimizi korumak, bir yandan da işyerimiz taşınırsa sendikasız, güvencesiz fabrikalar cenneti ülkemizde gelecek yıllarımızı kara kara düşünerek aylarımızı geçiriyoruz. Fabrikalarda eğitimlerimizde defalarca gündeme aldığımız bir konu var. Mücadeleci sendikaların örgütlü olduğu, iyi haklara sahip olduğumuz fabrikalarımız kurtarılmış bölgeler değil. Bizim işimiz iyi, maaşımız görece yüksek olduğunda, bizim çocuklarımız okula tok gidebildiğinde, biz ev sahibi olabildiğimizde tüm sorunlar çözülmüyor, dünya daha güzel bir yer olmuyor. İşçi sınıfı bir sınıf olarak kazanır, bir sınıf olarak kaybeder. Bir fabrikada kazanım sağladığımızda evet, tüm sınıfa mal olur fakat kapitalist sistem devam ettiği sürece her bir kazanım sürekli risk altındadır. Aynı bizim fabrikada şu an yaşadığımız gibi. Sermaye imkanı varsa ucuz alternatiflere doğru yelken açma eğiliminde. Açlık ücretleri ve sefalet normalleşmişken bizim yoksulluk sınırının altındaki bu görece yüksek ücretimiz hak etmediğimiz kadar fazlaymış gibi görünüyor. Yoldaşlar, biz emekçilerin sahip olduğumuz hakları korumak için de gelecekte kazanacağımız zaferlere ulaşmak için de tek yolu sınıfını bilmek ve örgütlenmektir. Sınıf kardeşlerimizin acısına da zaferine de ortak olmalı, tek yürek, tek yumruk hareket etmeliyiz. Biz işçiler bizleri bölen, ayrıştıran yapay ayrımlara kanmamalıyız. Birleşen işçiler yenilmezler! İşçiler birleşin ayrı gayrı yok!
Dilovası Copreci’den bir işçi kadın
Bu yazı Gerçek gazetesinin Haziran 2026 tarihli 201. sayısında yayınlanmıştır.