DİP Merkez Komitesi Bildirisi: İstibdadın dayattığı sefalete, zillete, çürümeye karşı düzen siyasetinden kopma zamanı! Birleşik işçi cephesi ve bağımsız sosyalist odak için çağrı!

Gerçek 5 dk okuma
DİP Merkez Komitesi Bildirisi:  İstibdadın dayattığı sefalete, zillete, çürümeye karşı düzen siyasetinden kopma zamanı! Birleşik işçi cephesi ve bağımsız sosyalist odak için çağrı!

Yarı askerî karakterdeki istibdad rejimi hayat pahalılığı ve işsizlikle boğuşan emekçi halka fon vurgunu vesilesiyle yeni faturalar çıkarıyor. İstibdadın kolları ve kanatları altında serpilip büyüyen soygun düzeni bir buzdağı ise devasa boyutlardaki fon vurgunu bu buzdağının sadece su üstündeki kısmıdır. İstibdad, dış siyasette de “üçlü ittifak” ile Türkiye’yi emperyalizmin ve Siyonizmin Suudi Arabistan eliyle Yemen’e karşı yürüttüğü vekâlet savaşına dahil etmeye çalışıyor. İslam dünyasını mezhepçi temellerde bölen, Müslüman emekçi ve yoksul halkların katillerinin çıkarlarına hizmet eden bir girişimin “Mekke” adıyla anılmasını reddediyoruz ve bu yapıyı “üçlü ittifak” olarak adlandırıyoruz. Öte yandan, bu ittifak görüntüde üçlü ise de, 32 resmi üyesi olan NATO’nun ve NATO’nun gayriresmî üyesi İsrail’in oluşturduğu emperyalist terörist ittifaka iliştirilmiş olduğu unutulmamalıdır.

Kürt sorununun çözümünü dışlayan ve sömürgeci burjuvazinin yayılmacı çıkarlarına odaklanan “petrol açılımı”, özüne uygun biçimde barış yerine savaşı, ekonomik refah yerine sefaleti, eşitlik ve kardeşlik yerine aşağılanmayı ve diz çöktürmeyi, hürriyet yerine emperyalist zincirlerin sıkılaşmasını, demokratikleşme yerine daha da baskıcı bir yönetimi beraberinde getiriyor. İstibdadın emekçi halka ekonomide yaşattığı sefaleti, uluslararası alanda reva gördüğü zilleti, petrol açılımının dayatmalarını, geleneksel basının ve sosyal medyanın sansürle, yasaklamalarla, engellemelerle, gözaltılarla, tutuklamalarla ve nihayet kayyımlarla susturulduğu sistematik bir baskı yönetimi tamamlıyor. Yarı askerî istibdad rejimi, atası 12 Eylül askeri diktatörlüğünden devraldığı yöntemlerle, seçme ve seçilme hakkını sistematik olarak gasp etmekte, ana muhalefet partisine fiilen kayyım atayıp bölerek, milletvekilleri ve belediye başkanlarını rüşvet ve tehditle devşirerek düzen siyasetini baştan sona dizayn ediyor.

Tüm bunların üzerine ülkenin gündemine sokulan daha doğru bir ifadeyle “dayatılan” yeni Anayasa süreci, “sivil”, “demokratik”, “çağdaş” vb. sıfatlarla paketleniyor. Özünde yeni Anayasa girişimi, tekelci büyük burjuvazinin, işçi sınıfının mücadelesinin kazanımlarını da içeren sendikal ve siyasal hürriyeti güvence altına alan, kamu çıkarına öncelik veren maddelerden arındırılmış bir ekonomik Anayasa özlemini gerçekleştirmeyi ve sömürgeci burjuvazinin yayılmacı emelleri için ihtiyaç duyduğu şekilde, laikliğin içini siyasal İslamcı ve mezhepçi bir içerikle boşaltmayı hedefleyen gerici bir hamledir. İstibdadın, bu gerici hamleyi emekçi halka, ezilen Kürt halkına, Alevilere, kadınlara ve gelecek kaygısı içindeki gençliğe dayatmak için en büyük kozu, 12 Eylül diktatörlüğünün 1982 Anayasa referandumunda yaptığı gibi tüm halkı “daha kötüsü olamaz” ruh durumuna sokmaktır. 

İstibdadın emekçi halka sefaleti dayattığı, gençliği emperyalist ve sömürgeci haksız savaşların cephelerine sürmeye hazırlandığı yol, bir çöküş ve çürüme istikametindedir. Bu karşı devrimci istikametin sonu uçurumdur. Çare, ne istibdadın çıkar kavgasına tutuşmuş iç kliklerinde ne de çöken ve çürüyen düzene dikiş tutturmaya çalışan düzen siyasetindedir. Emekçi halkın geniş kesimleri, fon vurgunu vesilesiyle yıllarca oy verdikleri AKP ve MHP’den ümidini kesmektedir. CHP’nin bölünme sürecinin ardından bir yandan Kılıçdaroğlu’nun istibdada biatı, diğer yandan Yeni Parti’nin eski ve köhnemiş düzen muhalefetini sürdürmesi ile düzen muhalefeti umudun değil, hayal kırıklığının odağı haline gelmiştir.  

Umutsuzluk ve hayal kırıklığı, düzen siyasetinin emekçi halkı içine sürüklediği bir kısır döngünün sonucudur. Yıllardır destek verdikleri iktidar partilerinden ümidini kesen kitleler, düzen muhalefetinin sefaletine bakarak yeniden geriye dönmekteler. Düzen muhalefetinden hayal kırıklığına uğrayan kesimler ise sandık günü yaklaştıkça istibdadın baskısı karşısında kendilerine bırakılmış “tek seçenek” etrafında toplanmaktadır. Bu karşı devrimci kısır döngüyü kırmak düzen siyasetinin dışına çıkarak sınıf siyasetini bir seçenek haline getirmekle mümkün olacaktır.

Yarı askerî karakterdeki istibdad rejimi emekçi halka tüm bu dayatmaları yaparken, kendisini ne kadar sert ve kudretli göstermeye çalışırsa çalışsın, kendi içinde büyük çelişkiler yaşıyor, çıkar ve ikbal kavgasına tutuşan kliklerin kavgalarıyla sarsılıyor. Düzen muhalefeti, içine düştüğü sefalet ile sadece mevcut düzeni değiştirme kabiliyet ve niyetinde olmadığını kanıtlamakla kalmıyor; aynı zamanda esas rolü olan bu düzeni ayakta tutma görevini dahi yerine getirmekten aciz bir konuma doğru sürükleniyor. Düzen siyasetinin partilerinden, yarı askerî rejimin asker/sivil kliklerinden, emperyalist ve Siyonist himayeden bağımsız bir devrimci sınıf siyaseti, bu koşullarda en gerçekçi seçenek olarak öne çıkıyor.

Ekonomik krizin faturasını patronlara ödetecek, NATO’suyla AB’siyle Gümrük Birliği’yle, “üçlü ittifakı”yla emperyalizm ve Siyonizm cephesinden kesin olarak kopacak, Türkün ve Kürdün eşitliğini sağlayarak, mezhepçiliği gömerek işçilerin birliğini ve halkların kardeşliğini ihya edecek, kadınların eşit ve hür olduğu, gençliğin sermayenin köleleri, emperyalizmin askerleri olarak değil emekçi halkın umudu ve gücü olarak yükseleceği bir geleceği inşa edecek olan siyasetin adıdır sınıf siyaseti. On yıllardır, hatta neredeyse bir asırdır defalarca denenen ve sonu hüsran olan düzen siyasetinin seçenekleri köhnemiştir ve bu siyasetten medet ummak gerici bir ütopyanın peşinden sürüklenmektir. Yeni ve gerçekçi olan sınıf siyasetidir. Bu siyasetin gücü şu ya da bu partinin tabanında, şu ya da bu kimlikten, kökenden, inançtan insan topluluklarında aranamaz. Karşı devrimci dalgayı kıracak devrimci sınıf siyasetinin ihtiyacı olan güç, bugüne kadar hangi partiyi desteklemiş olursa olsun, hangi kimlikten, kökenden, inançtan, memleketten gelirse gelsin, halihazırda hep birlikte memleketi sırtında taşımakta olan işçi sınıfıdır. Köylüsüyle, küçük esnafıyla, mühendisi, mimarı, avukatı, kamu emekçisiyle, emekçi kadınlarıyla emekçi halktır.   

Devrimci İşçi Partisi yeni ve gerçekçi tek siyaset olan sınıf siyasetini inşa etmek için, devrimci kadrolarıyla ve gençlikle, öncü işçilerle ve emekçi halk öncüleriyle, tüm gücü ve birikimiyle mücadele etmektedir. Aynı zamanda işçi hareketi içinde sınıf mücadeleci temelde sendika, konfederasyon ayrımı olmaksızın bir birleşik işçi cephesinin inşasını savunmaktadır. Düzen siyasetinin emekçi halkı, seçimden seçime içine sürüklediği kısır döngüyü kırmak amacıyla bağımsız bir sosyalist odak oluşturmak üzere sosyalist güçlere çağrısını yinelemektedir. Sınıf siyaseti yeni ve gerçekçi olan tek siyasettir. Birleşik işçi cephesi ekonomik krizin faturasını krizin sorumlusu olan kapitalistlere ödetmenin tek yoludur. Düzen siyasetinden koparak bağımsız sosyalist odakta birleşmek, tarihin ve koşulların göreve çağırdığı bu memleketin sosyalistleri için bir tercih değil bir zorunluluktur.

DİP Merkez Komitesi birleşik işçi cephesi düzen siyaseti