Türkiye yargı operasyonlarıyla sarsılıyor: Yarı askerî rejimin iç çelişkileri ve sınıf siyasetinin önemi

Gerçek 12 dk okuma
operasyonlar

Türkiye siyaseti içinde yargının öne çıktığı bir dönem yaşıyoruz. İsmi, hâkim ve savcı sıfatıyla muhalefete yönelik siyasi davalarla (CHP İstanbul İl Başkanı Canan Kaftancıoğlu, CHP Milletvekili Enis Berberoğlu, HDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş ve HDP Milletvekili Sırrı Süreyya Önder, Adalet Bakanı olmadan önceki süreçte ise İstanbul Büyükşehir Belediyesi ve Ekrem İmamoğlu davaları bunlardan öne çıkanlar) özdeşleşen Akın Gürlek’in, Adalet Bakanı yapılmasıyla hızlanan bir süreç söz konusu. Bu yeni süreçte gündeme gelen davalar yine siyasi içerikli olmakla birlikte, doğrudan muhalefeti hedef almayan, tam tersine iktidar cephesinin içine uzanan, yarı askerî rejimin güç dengelerini sarsan soruşturmalar ve tutuklamalar da gündemde. Akın Gürlek bu yargı aktivitesi içerisinde muhalefete karşı siyasi davaların yürütücüsü olma imajını da büyük ölçüde değiştirmiş, sadece iktidar nezdinde değil, muhalif kesime dahi sirayet eden bir biçimde bir “temiz eller savcısı” imajı edinmeye başlamıştır.

Muhalefete egemen olan ve bizim her zaman eleştirdiğimiz “tek adam rejimi” tezi, bu imaj tazelemesinde iktidar cephesine büyük yarar sağlıyor. İstibdad medyasının “Erdoğan iyi çevresi kötü” tezi ile muhalefetin “tek adam rejimi” tezi her şeyin merkezine Erdoğan’ı koymakta ortaklaşıyor. Oysa mevcut istibdad rejimini (baskıcı keyfi yönetim) tek merkezli değil parçalı bir yapı olarak görürseniz, tablo değişir. Bir tek adam rejimi yok. Yarı askerî karakterli, sivil ve askerî farklı güç odaklarının dengesi üzerine kurulmuş bir yapı var.

Dört farklı grupta yargı operasyonları: Muhalefeti bastırma, yarı askerî rejim içinde güç mücadelesi, imaj operasyonları, hasar yönetimi

Mevcut yargı aktivizmi tek bir merkezden yürütülmekte ise de her operasyon farklı siyasi saikleri içinde barındırıyor. Bu bağlamda dört ayrı kategoriden bahsedilebilir. Bunlardan ilki Esenyurt Belediyesi’nden başlayarak İBB ile devam eden, butlan davası ile doğrudan CHP’yi bölen ve muhalefeti bastırmaya, dizayn etmeye yönelen çeşitli operasyonlar. Bir diğer grup, muhalefet aleyhindeki baskıcı ve keyfi uygulamaların aracı olurken iktidara yakın kişi ve kurumları ise kayıran ve koruyan bir yargı imajını düzeltmeye yönelik, özellikle iktidarın kendi tabanındaki güven erozyonunu gidermeyi amaçlayan, mutlaka içinde “tuzu kuru” ünlülerin, magazin figürlerinin iliştirildiği operasyonlar. Bu tür operasyonlarda muhalefeti halkın geniş kesimlerinin zengin ve yoz bir hayatla özdeşleştirdiği kişi ve grupları savunur pozisyona itmek, böylece iktidara yönelen sınıfsal öfkenin muhalefete yönelmesini sağlamak gibi bir amaç da söz konusu. Eşcinsel derneklerine yönelik operasyonlarda da istibdad erkek egemenliğinin ve cinsiyet ayrımcılığının rüzgârıyla yelkenlerini doldurmaya çalışmıştı.

Diğer bir grupta yarı askerî rejimin iç çekişmesinde belirli güç odaklarının kendilerine mali ve siyasi güç devşirdikleri alanları hedef alan operasyonlar var. Hakan Fidan ve Mehmet Ağar isimlerinin sıklıkla geçtiği Can Holding ve Habertürk soruşturmaları bu kapsamdaki operasyonların ilk örnekleriydi. Yakın zamanda raftan indirilen faili meçhul cinayet dosyalarında da böyle bir yön var. Uğur Mumcu hariç (Mumcu cinayeti denince akla gelen ilk ismin Mumcu’nun eşine tuğlayı çekersem duvar yıkılır” diyen Mehmet Ağar olduğunu unutmamalıyız) hepsinde ortak bir “FETÖ” teması olmakla birlikte, Hablemitoğlu davası Özel Harpçi Levent Göktaş’ı, Kozinoğlu davası da emekli Albay Hasan Atilla Uğur’u hedef alarak geçmişte Ergenekon davasında adı geçmiş olan isimler üzerinden askeri güç odaklarına yönelik de mesajlar içeriyordu. Muhsin Yazıcıoğlu dosyası ise henüz sadece cemaat bağlantılı isimlere yöneliyor. Kozinoğlu davası bağlamında Hakan Fidan ve Doğu Perinçek’in vaktiyle Kozinoğlu ile yaşamış olduğu ihtilafların gündeme taşınması da önemli. Bugünlerde Fethullahçıların özellikle köpürttüğü iddialar önümüzdeki süreçte yarı askerî rejim içindeki çekişmelerde de rol oynayabilir. (Özellikle geçmişteki politik cinayetlerle ilgili Fethullahçılarla Ergenekoncular nasıl yan yana anılır diye şaşıranlar, NATO kontrgerillasının ne olduğunu asla anlamamış olanlardır!) Bir anda Kozinoğlu davasının yarı askerî rejimin en NATO’cu unsurlarının elinde bir silaha dönüştürülmesi dahi mümkündür.

Son günlerde gündeme taşınan yasadışı şekilde yapılmış vatandaşlık işlemlerinin iptal edilmesi de doğrudan Süleyman Soylu dönemini akıllara getiriyor. Merkez Hakem Kurulu (MHK) operasyonu ise “temiz futbol” şiarıyla son derece prestijli bir yargı hamlesi olarak “imaj düzeltme” operasyonları grubuna dahil edilebilirse de, operasyonun hedef aldığı MHK Başkanı Ferhat Gündoğdu’nun askerî kariyeri, gözaltına alınan diğer isimlerin beşli çete olarak bilinen gruplarla (özellikle Limak sahibi ve eski Federasyon Başkanı Nihat Özdemir) ilişkileri, Mehmet Ağar grubunun futboldaki etkin ve yoğun varlığı, bu meseleyi de yarı askerî rejimin iç mücadelesi bağlamında izlemeyi gerektiriyor.

En son fon skandalı etrafında yürütülen soruşturmayı ise ayrıca ele almak gerekiyor. Bu soruşturma diğer tüm gruplardan ayrılıyor. Çünkü fon soruşturmasında inisiyatif iktidarın içinden değil, dışarıdan geldi. Fon skandalına giden sürecin tetiğine basan, geçtiğimiz Haziran ayında emperyalist finans-kapitalin önde gelen kurumlarından Morgan Stanley (MSCI) idi. SPK’nın piyasaya yönelik düzenlemeleri de daha sonra fonların tasfiyesi ve dolandırıcılık suçlamasıyla başlatılan operasyonlar da bir savunma mekanizması olarak devreye sokuldu. Yani “sonuna kadar gidilsin” sloganı altında aslında bir hasar yönetimi yapılıyor. Sanıkların işlediği suçların halkta yarattığı infiale rağmen, bu soruşturmalarda istibdadın ne kadar nazik ve ölçülü gittiği, dolandırıcılara ters kelepçe takmadan, başlarını eğip araçlara sokmadan, kişi haklarına ve masumiyet karinesine özen göstererek yürüttüğü gözden kaçmıyor.

Yarı askerî rejimin krizi ve güç odaklarının faturayı birbirine ödetme çabası

En sonunda esas meseleye geliyoruz. Sadece muhalefeti değil, aynı zamanda yarı askerî rejim içindeki güç ilişkilerini de dizayn etmeye yönelen bu sert ve agresif yargı aktivizminin arka planında ne var? İstibdad rejimi güçlü ve muktedir görüntüsünün arkasında derin krizlerle sarsılıyor. Yarı askerî rejimi analiz ederken, sivil kanadının ekonomiyi ve bayındırlık işlerini üstlendiği, dış politika ve güvenlik meselelerinin ise rejimin askerî kanadının uhdesine bırakıldığını vurguluyoruz. Bu bağlamda ekonomideki kriz dinamikleri sivil kanadın altındaki zemini son derece kırılgan hale getirirken, “terörsüz Türkiye” bağlamında atılan adımlar rejimin dayandığı askeri yapıda milliyetçi tepkileri kışkırtarak istikrarsızlık yaratıyor.

Yarı askerî rejimi bir arada tutan ana omurga burjuvazinin sınıfsal çıkarlarına dayanıyor. İçeride işçi sınıfının bastırılması ve kamu kaynaklarının sermayenin istekleri doğrultusunda talan edilmesi, dışarıda ise sömürgeci burjuvaziyi enerji havzalarına ulaştıracak yayılmacı politikalar (militarizm ve terörsüz Türkiye süreci bu politikaların iki ayağı olarak değerlendirilmelidir) yarı askerî rejimi bir arada tutuyor. Ne var ki, ekonomik kriz karşısında emekçi halkın taşmak üzere olan öfkesi, dış politikada ise emperyalizmin çizdiği sınırların dışına çıkamamanın getirdiği kırılganlıklar var. Bugün bir arada olan güçler, olası bir krizde faturayı karşısındakine ödetmek üzere hazırlık yapıyor. Yargı operasyonları ile izlediğimiz daha ziyade Erdoğan’ın önderliğinde sivil kanadın hamleleri. Öte yandan Devlet Bahçeli’nin “bayram değil seyran değil” iken mafya gruplarını barıştırması, Sedat Peker’e ülkeye dönüş sinyalleri çakılması, yurtdışına kaçtı denen Çakıcıların yeniden boy göstermeye başlaması, başkalarının da hazırlık içinde olduğuna işaret ediyor. Zira yarı askerî rejimin analizinde, mafya kılığına bürünmüş paramiliter yapıların da askerî kanadın bir unsuru olarak değerlendirilmesi gerektiğini her zaman söylüyoruz. Olası bir “sosyal patlamada” sokakları ve kitleleri kontrol etmek ya da manipüle etmek için girişilen hamleler devam edecektir. Süleymancılara ve Furkan Vakfı’na yönelik operasyonları da bu bağlamda İslamcı tabanı konsolide etmek üzere bir başka grupta ele almak mümkün olabilir.

Yeni Anayasa için meclis aritmetiği uygun ama yarı askerî rejimin çelişkileri el vermiyor

Bu tablo, mutlak güç sahibi tek adam rejimi gibi hayali bir tanımlamanın aksine çok parçalı ve istikrarsızlıklarla dolu bir yarı askerî rejim tablosudur. Bu tablo içerisinde Cumhurbaşkanı Başdanışmanı Mehmet Uçum çıkıp, en önemli gündem dediği “Yeni Anayasa”nın, bir sonraki yasama dönemine kaldığını söylemek zorunda kalıyor. Oysa görünürde bugünkü Meclis aritmetiği referanduma bile gerek kalmaksızın istedikleri Anayasa’yı geçirebilecekleri bir yapıya kavuşmuştu. “Terörsüz Türkiye” bağlamında Meclis’ten 467 kabul oyu ile geçirilen çerçeve yasa adeta bir prova olarak görülebilirdi. Demek ki sorun zincirli Meclis’teki aritmetikte değil, silahlı siyasetteki güç dengelerinde. Demek ki istibdadın yaklaşan seçimlerde hem Cumhurbaşkanlığını alacak hem de Meclis aritmetiğini domine edecek bir sonuç için, hem muhalefeti parçalayıp felç etmesi (muhalefeti bastırma operasyonları) hem de yarı askerî rejimdeki dengeleri yerli yerine oturtması (Hablemitoğlu cinayeti dosyasının 2023 Cumhurbaşkanlığı seçimlerinin iki turu arasında rafa kaldırılıp tüm tutuklu sanıkların serbest bırakıldığını hatırlayalım!) lazım.

Bu şekilde ülkedeki yarı askerî rejim gerçekliğini ortaya koyduğunuzda, ülkenin Meclis’teki resmi sandalye dağılımına göre değil, sivil ve askerî güç odaklarının gayriresmî, hatta illegal güç dengelerine bağlı olarak yönetildiğini kavrarsınız. Seçimlerin manipülasyonu dendiğinde akla hep oy çalmak gelir, ama bu manipülasyon esas olarak istibdadın, elindeki tüm aygıtları kullanarak doğrudan muhalefeti dizayn etmesiyle gerçekleşiyor. Kılıçdaroğlu ve Akşener’in performansları umarız bu konuda öğretici olmuştur. Bugün de düzen muhalefeti, yarı askerî rejiminin iç çelişkilerinde taraf olarak kâh Erdoğan’la normalleşme yoluna giderek kâh MHP’yle flört ederek, kâh kılıç çeken teğmenleri kahramanlaştırarak, kâh savunma sanayii fuarlarında “biz devlet partisiyiz” şovları yaparak yol almaya çalışmaktadır. Sınıfsal temellerde ve doğru bir siyasi analiz bizi bağımsız sınıf siyasetinin hayati önemine getirir.

Bu toz duman içinde bağımsız işçi sınıfı siyaseti bir hayat memat meselesi

İşçi sınıfına ve emekçi halka dayanan bağımsız bir sınıf siyaseti işçi sınıfının haklarını savunan, Amerikancı düzen muhalefetinden ayrı duran, büyük sermayeye, emperyalizme ve Siyonizme karşı uzlaşmaz mücadele eden, istibdada karşı hürriyet kavgası bayrağını en önde tutan, militarizme karşı çıkan, Kürt sorununda eşitlik ve kardeşlik temelinde bir çözümü hedefleyen, laikliği savunan ve mezhepçiliğin her türlüsünü lanetleyen, sömürgeci burjuvazinin yayılmacı politikalarını teşhir ve reddeden bir siyasettir. Mevcut karmaşa içinde doğru yolu bize bu siyaset gösterecektir.

Bağımsız sınıf siyaseti tüm davalara işçi sınıfının ve toplumun tüm ezilen kesimlerinin çıkarları doğrultusunda, istibdadın aktörlerine hiçbir güç ve güven atfetmeden gerçeği aydınlatmak üzere yaklaşır. İşçi sınıfı ve emekçi halkın bağımsız örgütleriyle dahil olmadığı hiçbir soruşturmaya güven duymaz. Muhalefeti bastırmaya yönelik operasyonların -düzen muhalefetine politik bir destek vermeksizin- karşısında durur. Yarı askerî rejimin iç kavgasına yönelik olan davalarda hakikati talep eder ama arka plandaki saikleri teşhir etmeye devam eder. İmaj operasyonlarına prim vermez. Hasar yönetimine karşı ise emekçi halkın gerçekten “sonuna kadar gidilsin” talebinin peşinde olur. Düzen siyasetinin operasyonlarının yarattığı toz duman içinde 10 Ekim katliamından Dilovası işçi katliamına, her gün yenisi yaşanan iş cinayetlerinden kadın cinayetlerine, sendikal hak ihlallerinden, grev yasaklarından, işten atmalardan hapiste tutulan sendikacılara ve hürriyet için mücadele eden insanlara kadar emekçi halkın gerçek davalarının unutulmasına izin vermez.

Bu yazı Gerçek gazetesinin Ekim 2026 tarihli 205. sayısında yayınlanmıştır.

düzen siyaseti bağımsız sınıf siyaseti AKP içinde çatlak yarı askeri rejim yargı operasyonları istibdad rejimi NATO kontrgerillası Akın Gürlek Mehmet Ağar