2010’ların daha başında, Akdeniz havzasını bir devrim havzası haline getirecek ilk kıvılcımlardan biri, İspanya’nın başkenti Madrid’in Puerta del Sol meydanında çakılmıştı. Bu meydana çadırlar kuran kitleler, Indignados (Öfkeliler) adıyla anılan bir hareket haline gelerek İspanyol siyasetine damgasını vurmuştu. Dahası, Mısır devrimindeki Tahrir Meydanı’ndan Gezi ile başlayan halk isyanında Taksim Meydanı’na, 2010’ların ilk yarısındaki birçok devrimci atılımın temel biçimlerinden biri olacak meydan hareketlerinde de önemli bir halka olmuştu.
2011-12’deki eylemlerin umutlu günlerinden ve haftalarından bu yana İspanya siyaseti çok değişti. Indignados hareketinin bağrından kopan Podemos gibi siyasî örgütler, halkın ümitlerine karşılık veremedi; ülke siyasetinde ön-faşist Vox partisi büyük bir yükseliş yaşadı. Bu dönemde emekçi halkın ekmeği de gitgide küçüldü. Özellikle büyük ya da turistik şehirlerde bu küçülen ekmeği belirleyen faktörlerin başında, evlerin önemli bir kısmının turizm sektöründe kullanmasının da etkisiyle astronomik biçimde artan kiralar geliyor. Birçok emekçi mahallesinde dahi kiralar alıp başını giderken, bu mahallelerde başını sokacağı bir ev kiralamış olan halk, evsizlik tehdidiyle karşı karşıya kalıyor.
Bu durumun en çarpıcı örneklerinden birisi Eylül ayı içerisinde yaşandı. Madrid’in Retiro mahallesinde, 71 yıldır yaşadığı evinden bir sedyede zorla tahliye edilen 87 yaşındaki Maricarmen Abascal’in vakası, bir anlamda İspanya genelinde emekçi halkın yaşadığı konut sorununun sembolü haline geldi. Bu tahliyeye karşı başlayan protestolar, Puerta del Sol meydanına kurulan çadırlar ve açılan dev “Ni una Maricarmen más” (bir Maricarmen daha olmayacak) pankartları ile bir kitle hareketine dönüştü. Madrid’in meydanları tekrar çadırlara bürünürken, Barselona’dan Endülüs bölgesine kadar ülkenin farklı bölgelerinde de kitle eylemleri başladı. Hükümet, Maricarmen’in evine tekrar kavuşacağını ve hızla yasal düzenlemelere gideceğini açıklasa da henüz halkın öfkesini dindirebilmiş değil. Meydanlar hâlâ, “ya yasa değişecek ya hükümet gidecek” sloganlarıyla çınlıyor. Bu büyük hareketin bir saman alevi gibi dağılıp gitmemesi için ise, işçi sınıfı örgütlerinin, fabrika işgalleri ve grevler başta olmak üzere işçi sınıfının yöntemleriyle devreye girmesi şart.
Madrid’de başlayan bu büyük hareket, hemen hemen hepimizin başına bela olan konut sorunu karşısında biz emekçilere örnek olmalı. Aynı bizim gibi her ay kirayı nasıl ödeyeceğini düşünen İspanya’daki sınıf kardeşlerimiz, sadece dert yanmayı, internette şikâyette bulunmayı bir kenara bırakıp harekete geçti ve birkaç gün içinde hükümeti yasal düzenleme yapacağını açıklamak zorunda bıraktı. Fakat bunu yaparken, şimdiye kadar “kiracılar sendikası” gibi örgütler kurmuş olmalarının avantajını yaşadılar. Bir kez daha görüyoruz ki, ayın sonunu getirebilmek için de çoluğumuzun çocuğunun rızkının enflasyon karşısında eriyip gitmemesi için de örgütlülüğe ihtiyacımız var.