Brezilya işçi hareketi faşizmi püskürttü
Brezilya’daki Cumhurbaşkanlığı seçimlerinin 25 Ekim günü gerçekleşen ikinci turunda İşçi Partisi’nin (PT) Lula olarak bilinen lideri, faşist aday Flávio Bolsonaro’yu %3,5’lik bir farkla alt etti. 4 Ekim’deki ilk turda Flávio Bolsonaro, yine az bir farkla da olsa seçimi önde bitirmiş, diğer sağcı adayların bazılarının da seçmenlerini ikinci turda Bolsonaro'ya yönlendirmeleri beklendiği için Lula’nın nihai yenilgisine neredeyse kesin gözüyle bakılmıştı. Ancak iki tur arasında ülkenin en büyük işçi sendikası konfederasyonu CUT başta olmak üzere girişilen kitle seferberliği, özellikle ülkenin yoksul kuzey bölgelerinde ilk turda sandığa gitmeyen seçmeni ikinci turda seferber ederek faşist adayı yenmeyi başardı. Bir o kadar önemlisi de, sokakları on binleriyle zapt eden Brezilya’nın emekçi halkı, bu devasa gösterilerde seçimin sonucu ne olursa olsun, işçi düşmanı faşist teröre kolay kolay pabuç bırakmayacağını gösterdi.
Flávio Bolsonaro, şu anda darbe girişiminden dolayı hapiste olan eski Cumhurbaşkanı Jair Bolsonaro’nun oğlu. Baba Bolsonaro, dört yıl önce seçim yenilgisini kabul etmeyerek ABD’deki 6 Ocak kalkışmasının bir kopyasını Brezilya’da düzenletmiş, taraftarları hükümet binalarını basmaya çalıştığı sırada kendisi Florida’da yemek yerken görüntülenmişti. Oğlu Flávio da aynı şekilde seçim sonuçlarını kabul etmedi. Ancak PT, 2022’den dersini almış olacak ki, seçimden bir gün sonra, hakkında yürütülen kara para soruşturması kapsamında Yüksek Mahkeme yargıcı Alexandre de Moraes pasaportuna el koyulduğunu açıkladı ancak Flávio da kaçak yollarla Amerika’ya geçti. Faşist ABD Başkanı Donald Trump, belli ki Latin Amerika’daki bu önemli müttefik baba-oğulu hepten kaybetmek istemiyor.
İlk turda oy kullanmayanların, özellikle halk seferberliği sonrası ikinci turda PT’ye oy vermeye ikna olduğunu yazdık. Bu, ikinci turdan önce yaşanan seferberlik halinin başarısını olduğu kadar, işçi sınıfının PT’ye güvensizliğini de gösteriyor. İki tur arasında fark yaratacak kadar bir kesimin eli PT’ye ilk turda oy vermeye varmamış, ancak bu kesim faşizmin ayak seslerini duyunca sınıf içgüdüsüyle hareket etmiştir. Bu güvensizliğin baş sebebi de PT’nin yolsuzluk ve boş vaatlerle dolu geçmişidir.
Lula, Cumhurbaşkanı olduğu ilk iki dönemdeki (2003-2010) başarısını patronları ürkütmeden işçi sınıfına ve yoksullara sosyal yardımlarda bulunmaya borçluydu. Bu politika ise ancak kapitalizmin görece genişlediği, ekonominin tıkırında olduğu bir dönemde uygulanabilirdi. 2008’den bu yana ise Brezilya ekonomisi gayet kırılgan bir seyir izliyor. Lula’nın Bolsonaro’ya karşı zafer kazandığı 2022 yılından beri de işçi ve emekçi haklarında kısmi ve önemli iyileşmeler olduysa da ekonominin bütün işleyişinde değişen çok bir şey yok. Üçüncü Büyük Depresyon koşullarında işçi ve emekçiler lehine büyük atılımlar, patron sınıfıyla kıyasıya bir bilek güreşi olmadan yapılamaz. Örneğin, Bolsonaro faşizminin en büyük destekçisi, 2018 yılından beri büyük emlak şirketleri ve ülkenin güneyinde uluslararası tedarik yapan büyük toprak sahipleri oldu. İşçi sınıfı gerek faşizmin kökünü kurutmak gerekse de kent yoksullarını ve topraksız köylüleri saflarında tutmak için bilhassa bu iki odakla keskin bir mücadele vermek zorunda. Lula, geçmişte bu tarz mücadelelerden kaçındı. Aynı hattı (ve ihaneti) yinelediği takdirde Brezilya işçi sınıfı ve bu sınıfın bağrındaki sosyalistler mücadeleye hazır olmalıdır. Daha da önemlisi, Bolsonaro faşizmi sandıkta yenilgiye uğramıştır ama ortadan kalkmamıştır; onu toplumsal ve siyasal olarak yenilgiye uğratacak güç işçi sınıfının bağımsız örgütlü sınıf siyasetinde ortaya çıkacaktır.