Kürt Marksistleri ile Türk Marksistleri arasında diyalog: Amed Marksizm Günleri
Geçtiğimiz hafta sonu (9-10-11 Ekim) Diyarbakır’da Rojên Marksîzmê Li Amedê (Amed Marksizm Günleri) dördüncü kez toplandı. Konu “Marksîzm-Dewlet-Kurdistan” (Marksizm-Devlet-Kürdistan) olarak belirlenmişti. Toplantının bir özelliği Kürdistan’ın diğer parçalarından, Başur’dan (yani Kürt Federe Yönetimi bölgesinden), Rojava’dan (yani Suriye Kürdistanı’ndan) ve (daha zor koşullarda çevrimiçi olarak) Rojhilat’tan (İran Kürdistanı’ndan) katılımcıları da ağırlamasıydı. Toplantıya esas olarak Kürdistan Komünist Partisi’nin (KKP) ve Kürdistan Emekçiler (“Zahmetkeşler”) Partisi’nin dört parçadan temsilcileri ile bir dizi Kürt aydını katıldı. Salonda KKP’nin uzun yıllar boyu mücadele vermiş kadroları dışında Amed’in çeşitli eğilimlerde Kürt gençleri de yer aldı.
Türk Marksistleri arasında Devrimci İşçi Partisi (DİP) başı çekiyordu. Parti Genel Başkanı Sungur Savran ve Devrimci Marksizm dergisi ve Gerçek gazetesinin sorumlu yazı işleri müdürü avukat Şiar Rişvanoğlu’nun yanı sıra partinin bazı Kürt militanları da toplantı için Diyarbakır’a gelen heyet içinde bulunuyordu. Heyet oturumlar dışında da Amed’de toplanmış olan Kürt Marksistleri ile yoğun bir temas ve iletişim içine girdi, daha önceden dostluklar kurdu, iki parti arasında daha önceden var olan iletişim ve dostluğu derinleştirdi.
DİP’in dışında, BirGün gazetesi yayın yönetmeni İbrahim Varlı, Sosyalist Meclisler Federasyonu sözcüsü, İzmir’den “Saatleri Ayarlama Enstitüsü”, ayrıca “Laborans” adlı bir Marksist araştırmalar grubunun yanı sıra birkaç aydın da çeşitli oturumlarda konuşmacı olarak yer aldı ve görüşlerini dile getirdi.
Dem Parti İstanbul Milletvekili Özgül Saki de konuşmacılar arasındaydı. Hem konuşması sonrasında hem de son oturumun “serbest kürsü” tarzındaki görüşmeleri sırasında kendisine partisinin yaklaşımı konusunda sorulan çok sayıda soruya yanıtlar verdi.
Marksistler ve devlet
Toplantının konusunun hassasiyeti herkesin bilincinde olduğu bir noktaydı. Düzenleyici kurul oturumları genelden özele, soyuttan somuta doğru bir hareket temelinde planlamıştı. Hasan Özkan’ın yönettiği ilk oturumda devletin Marksist analizi ve tarihteki biçimleri tartışıldı. Bu oturumda ilk sırada söz alan Kürdistan Federe Yönetimi bölgesinden Kawa Mahmoud Marksist teorinin devlet konusundaki görüşlerinin dikkatli bir özetini yaptı, Marx, Engels, Lenin, Gramsci gibi büyük teorisyenlerin dışında Ernest Mandel, Perry Anderson, Nicos Poulantzas gibi düşünürlerin görüşlerini de ele aldı.
İkinci sırada konuşan Saatleri Ayarlama Enstitüsü’nden Gültekin Akarcalı, devlet teorisini Marx’ın Kapital’e ilişkin tamamlanmamış planının bütünü içindeki yerini temel alarak teorileştirmek gerektiği fikrinden hareketle erken Sovyet döneminde hukuk ve devlet alanında çalışmış Evgeni Paşukanis’e yaslanarak ama onu ileri taşıyarak bir analiz sundu. Ancak bunun dünya pazarı çerçevesinde ulus-devletin taşıdığı önemi de içeren bir biçimde tamamlanması gerektiğini dile getirdi.
KKP’nin Kürdistan Federe Yönetimi bölgesinde örgütlenmiş olan kanadının temsilcisi Hîwa Mohamed Marksizmi savunmanın önemini vurguladı, ulusların kendi kaderini tayin hakkı ilkesinin Marksizmin ne denli önemli bir unsuru olduğunun üzerinde durdu.
BirGün gazetesi yayın yönetmeni İbrahim Varlı ise Kürt sorununun önemi ve Marksizmin ezilen uluslara ilişkin ilkeleri konusunda şaşırtıcı derecede vurgulu bir konuşma yaptı.
İlk gün öğleden sonra, Neçirvan Yakut’un başkanlığında yapılan ikinci oturumda ilk konuşmacı, Sosyalist Meclisler Federasyonu (SMF) temsilcisi Ender Ataş’tı. Ataş sabahki konuşmalara paralel biçimde devletin tarihte nasıl ortaya çıktığını, hangi ihtiyaçlara cevap verdiğini, sosyalist devrim sonrasında iktidara geçen işçi ve emekçilerin nasıl bir devlete ihtiyaç duyacaklarını anlattı.
Partiya İnsan ü Azadî (PİA) sözcüsü Ahmet Kaya, ulusların kendi kaderini tayin hakkının bazı savunucularının iş Kürt halkına gelince bunun uygun olmayacağı yolundaki görüşlerinin anlamsızlığını teşhir etti.
Batı Asya Kuzey Afrika (BAKA) Federasyonu üyesi bir Kürdistan
Devrimci İşçi Partisi adına konuşan Sungur Savran ise, Lenin’in dünya devriminin önderliğini üstlendiği 1914-1924 arasını kapsayan on yılda geliştirdiği ve dünya devrimine yepyeni bir stratejik ve programatik bakış getiren yaklaşımı sergiledikten sonra büyük devrimcinin emperyalizmin ezici gücü ve ezilen sömürge ve yarı-sömürge ulusların yoksulluğu dolayısıyla bağımsız bir devletin kurulmasının bile yoksul halkları kurtarmaya yetmeyeceği, dolayısıyla sosyalist devrim yaşayan ülkelerle bağımsızlığını elde etmiş eski sömürgelerin bir federasyon içinde birleşmesi gerektiği yolundaki görüşünün Kürdistan için de geçerli olduğunu ileri sürdü. Ulaştığı sonuç, Kürdistan’ın kendi devletini kurmanın yanı sıra Batı Asya Kuzey Afrika Federasyonu için mücadele etmesinin gerekliliğiydi.
Berfin Kübra Ceyhan’ın yönettiği üçüncü oturumun ilk konuşmacısı İsmet Konak Sovyetler Birliği’nin kuruluşu sürecinde Büyük Rus hâkim ulusu karşısında gerek Slav gerek (Türki-Müslüman halklar da dâhil) Slav olmayan halkların yaşadığı süreci, Bolşevik Parti ve devlet yönetimi içinde bu konudaki mücadeleleri anlattı.
Kürtler neden devletleşemedi?
İkinci konuşmacı Türkiye coğrafyası Kürdistan Komünist Partisi Genel Başkanı Sinan Çiftyürek idi. Çiftyürek’in konusu yalın bir soru olarak özetleniyordu: Kürtler neden devletleşemedi? Çiftyürek 1960-1970 arasında Afrika’da tam 34 devlet kurulmuş olduğuna dikkat çekerek bu sorunun, cevabı mutlaka aranması gereken bir soru olduğunu vurguladı. Üstelik son dönemde Rojava’da HTŞ lehine yaşanan gelişmelerle birlikte konunun yeniden derin dondurucuya kaldırılma yolunda olduğuna işaret etti; benzeri bir tehlikenin Federe Yönetim için de geçerli olduğunu vurguladı. Çiftyürek’in Amed Marksizm Günleri’ne ilişkin olarak bazı çevrelerin gösterdiği tepki konusunda söyledikleri de çok anlamlıydı. Toplantının temasının “Marksizm-Devlet-Kürdistan” olarak ilan edilmesinin ardından bir dizi çevrenin “Marx, Lenin falan nereden çıktı şimdi, bitmişti bunlar” biçiminde şikâyet ettiğini açıkladı. Yapılan toplantının hangi hassasiyetlere dokunduğu da böylece anlaşılmış oldu.
Konferansın ikinci günü dördüncü oturumda konu “Kürdistan’da Özerklik-Federasyon- Bağımsızlık Adımları” idi.
Sevda Kaplan moderatörlüğünde yapılan oturumun ilk konuşmacısı akademisyen Arzu Yılmaz özerklik ve federasyon üzerine daha çok teorik bir çerçeve oluşturan bir sunum gerçekleştirdi. Post-Marksist bir yorumla somut bir formül önermekten ziyade, (zira sınıfların ve ulus devletin aşındığını iddia etti ve asıl egemenliğin teknoloji tekellerine ait olduğundan söz etti) hangi formülün Kürtlerin bugünkü durumuna çözüm olabileceğine ilişkin sorular sormakla yetindi.
İkinci konuşmacı KKP Rojava Genel Sekreteri Necmeddin Molla Amr ise; Rojava’nın kazanımlarına referans yaptı, ancak bunların bugün korunamadığını, Şara ve köktendinciler ile yapılan anlaşmanın ana dil başta olmak üzere birçok kazanımı geri noktalara götürdüğünü belirtti ve özellikle mücadelenin Kürdistan’ın dört parçasında birlikte ve eşgüdümlü yürütülmesinin gerekliliğinden söz etti.
Üçüncü konuşmacı Partîya Zehmekêşanê Kurdistan/Kürdistan Emekçiler Partisi Politbüro üyesi Hemreş Ehmed ise Kürdistan mücadelesinin bugün çok önemli bir dönemeçte olduğunu söyleyerek Rojava’da bugün gelinen noktayı son derece sert bir dille eleştirdi. Kürt dilinin dahi önünde engel olduğunu belirterek bundan sonra Kürtlerin mevzileri korumak için büyük mücadele vermesi gerektiğini belirtti.
Ulusların eşitliği, dillerin eşitliği
Son konuşmacı dilbilimci ve yazar Şerefxan Cizîrî ise özellikle ana dilin her alanda sahiplenilmesi gerekliliğini belirterek Kürdistan’daki mücadelenin birliğine vurgu yaptı. Çözümün federasyon ya da özerklik veya tam bağımsızlık olabileceğini, ancak bunun için her parçada birlikte olmanın zorunlu olduğunu ve elde edilen kazanımların mutlaka korunması gerektiğini dile getirdi. Bunun için de Kürt halkının her koşulda kendi öz gücüne dayanmasının şart olduğunu ifade etti.
“Sosyalist Devlete bakış. 19. ve 20. Yüzyıl sosyalist devletleri” başlıklı beşinci oturumda ise moderatör Merdan Şadi idi.
İlk konuşmacı “Laborans” grubunun temsilcisi B. Aydın Doruk, Paris Komünü ve Sovyet deneyimi üzerine bir sunum yaptı. Özellikle Rus Devrimi sonrasındaki sürecin “sosyalist” olarak değil, “devrim sonrası toplumlar” olarak değerlendirilmesi gerektiğini belirterek bu örnekte bürokrasinin devrimin kazanımlarını adım adım nasıl ortadan kaldırıldığını örnekleri ile anlattı.
İkinci konuşmacı DEM Parti İstanbul Milletvekili Özgül Saki ise Paris Komünü ve Sovyet deneyimlerinin bütün olumluluklarına rağmen eksik ve hatalı yönlerinin bulunduğunu, özellikle “kadın” boyutu ile “ezilen halkların” hakları konusunda süreç içerisinde öngörülenden çok farklı bir noktaya gelindiğini ve bunda bütün sorumluluğun yöneticilerde olduğunu, bireysel hırs ve çıkarların toplumsal amaçların önüne geçtiğini ifade etti.
“Saatleri Ayarlama Enstitüsü” temsilcisi Tahir Ozan Marx’tan Lenin’e Marksizmin devlete bakışını aktardı ve Paris Komünü’nden Sovyet Devrimi’ne kadar işçi sınıfının kendisi başta olmak üzere bütün sınıfları ortadan kaldırmak için devrimi yapmış olduğuna ve devletin sönümlendirilme hedefinin anlamına ve önemine değindi. Komün deneyiminin “milis”lerin oluşturulamaması ve “devrimci zor”un doğru kullanılamaması nedeni ile, Sovyet deneyiminin ise bürokrasinin zaman içerisinde Lenin’in ve Bolşeviklerin ilkelerinden adım adım uzaklaşması nedeniyle başarısızlığa uğramış olduğunu örnekleri ile aktardı.
Son olarak Komelaya Zahmetkêşan a Kurdistanê-Rojhilat / Doğu Kürdistan Emekçiler Derneği temsilcisi Amjad Hosseinpenahi ise geçmiş sosyalist devlet deneyimlerinin ulusal sorundaki açmazlarının nedenlerinin iyi irdelenmesi gerektiği, önümüzdeki süreçte yer alacak tüm girişimlerde bunlardan ders çıkarılmasının zorunlu olduğu, bunun yanı sıra Kürtler için hangi modelin daha yararlı olacağının ancak sınıf ve mülkiyet eksenli bir bakış açısı ile belli olabileceğini açıkladı.
Konferansın son oturumu Şerefxan Cizîrî’nin moderatörlüğünde “Marksizm’e göre devlet nedir? Kürtler için devlet neyi ifade eder?” başlığı altında yapıldı. Söz alan çok sayıda katılımcı hem Marksizmin devlet anlayışı üzerine hem de özerklikten bağımsız devlete Kürtler için en doğru çözümün hangisi olabileceğine ilişkin görüşlerini ve yorumlarını dile getirdiler.
“Filistin-Kürdistan ekseni”
Bu oturumda söz alan Şiar Rişvanoğlu yoldaşımız ise “ulus devlet”ten kaçışın aslında bir anlamda sınıf mücadelesinden kaçış olduğunu vurgulayarak, Kürdistan meselesinin bir sınıf ve dolayısıyla devrim meselesi olduğunu belirtti. Lenin’in UKKTH ilkesinin hâlâ en geçerli ve etkili ilke olduğunu, dünyadan ve tarihten Bask, Katalonya, İrlanda, Güney Afrika gibi örnekleri hatırlatarak uzlaşma ile, taviz ile alınan kazanımların hiçbirisinin gerçek ve kalıcı kazanımlar olmadığını, gerçek kazanımların ancak devrimci ve tavizsiz mücadeleler sonucu elde edilebildiğini anlattı. Özellikle Batı Asya Kuzey Afrika bölgesinde emperyalizme ve Siyonizme karşı mücadelenin ancak bir üst federasyonun parçası olan güçlü ulus devletler ile mümkün olabileceğini, Kürtlerin böyle bir modele ihtiyacı olduğunu ifade etti.
Sungur Savran ise, tartışmanın tam da Filistin üzerine odaklandığı bir anda söz aldı. Ardı ardına birçok konuşmacının Filistin hareketine mitralyöz halinde “Kürtleri emperyalizmle işbirliği ile suçluyor, kendisi en gerici Arap yönetimleriyle ve (Arafat-Mahmud Abbas geleneğini kast ederek) emperyalizmle işbirliği yapıyor” eleştirileri ardından KKP Başkanı Sinan Çiftyürek atmosferi kısmen yumuşatan şeyler söyledikten sonra söz aldı. Savran, Filistin hareketi hakkında sözü edilen tutarsızlıkların El Fetih ve başka hareketler için geçerli olabileceğini, oysa Filistin Halk Kurtuluş Cephesi’nin (FHKC) bu konularda tutarlı bir anti-emperyalist politika izlediğini, bu hareket ile Kürt (ve Türk) devrimcileri arasında 1968 devrimci kabarışı günlerine kadar geri giden bir stratejik ittifak olduğunu, bölgenin özellikleri dolayısıyla iki ezilen ulusun mücadele birliği yapması gerektiğini, bu yüzden emperyalizme karşı bir yeni devrimci cephe açmak için Batı Asya’da bir Filistin-Kürdistan ekseni kurmak gerektiğini söyledi.
Amed Marksizm günleri Kürt ve Türk Marksistleri arasında sağlıklı bir diyalogun ilk taşını yerleştirmiş oldu. Bu yılki toplantıda katılım her iki gününde de daha önceki toplantılardan daha kalabalıktı. Ayrıca sayıca çok yüksek olmamakla birlikte gençliğin varlığı da eski yıllara göre hatırı sayılır ölçüde yükselmişti. Marksizmin dünyada ve bölgemizde yerden yere vurulduğu böyle bir dönemde, sürdürülebildiği takdirde, böyle bir diyalogun büyük yararlar getireceğini göreceğiz.