OYAK Renault "2026 Revizyon Dönemi Çalışma Düzeni" kapsamında paylaştığı programa göre, 25 Temmuz - 20 Ağustos tarihleri arasında üretimi durduracak. Planlı duruş sürecinde çalışanlar yıllık izinlerini kullanırken, fabrikadaki üretim hatlarında bakım, revizyon ve teknik iyileştirme çalışmaları gerçekleştirilecek.
Uzun yıllardır bizlere aynı söylem dile getirilmektedir: “Üretim artarsa hepimiz kazanacağız.” Peki, gerçekten durum böyle midir? Üretim rekorları kırılmakta, ihracat artmakta ve şirket büyümektedir. Ancak işçinin eline geçen gelir her geçen gün azalmaktadır. Bu da sorunun üretim eksikliğinde değil, üretilen değerin nasıl paylaşıldığında olduğunu açıkça göstermektedir.
Bizler yalnızca ücret karşılığında çalışan bireyler değiliz. Biz, emeğimizle toplumsal zenginliği üreten bir sınıfız. Fabrikaları çalıştıran da biziz, makineleri işlevsel kılan da biziz. Sermaye tek başına üretim gerçekleştiremez. En modern makinelerle donatılmış bir fabrikada dahi, işçi olmaksızın üretim süreci mümkün değildir.
Günümüzde vergi yükü en kolay şekilde emekçiler üzerinden tahsil edilmektedir. Bordrolu çalışanların vergisi, maaşları henüz kendilerine ulaşmadan kesilmektedir. Vergi kaçırma imkânı bulunmayan kesim büyük ölçüde ücretlilerdir. Ayrıca yıl içinde vergi dilimlerinin yükselmesiyle birlikte, fazla mesai ve ek emek karşılığında elde edilen gelir de giderek azalmaktadır. Aynı işi yapan, hatta daha fazla üreten çalışanların gelirinin vergi kesintileri nedeniyle azalması, mevcut sistemin adalet sorununu ortaya koymaktadır. Vergi adaleti, en kolay denetlenebilir kesimden orantısız şekilde yük alınması anlamına gelmemelidir. Vergi sistemi, emeği koruyacak ve yaşam maliyetlerini gözeterek düzenlenmelidir. Zira sabit gelirle geçinen bir çalışanın ekonomik koşullar karşısında alım gücü zaten zayıflamaktadır; artan vergi yükü bu durumu daha da ağırlaştırmaktadır.
Sermaye ise her dönemde kendisini koruyacak mekanizmalar geliştirmektedir. Kârlar arttığında bu durum başarı olarak tanımlanmakta, ekonomik daralma dönemlerinde ise yük yine emekçilere yansıtılmaktadır. Bu yaklaşım, emeği bir maliyet unsuru olarak gören bir anlayışın ürünüdür. Oysaki sermaye sınıfı, işçi sınıfı olmadan var olamaz.
Bizlere düşen görev birbirimizle rekabet içinde olmak değil, aynı sınıfın mensupları olduğumuzu idrak etmektir. Gücümüz bireysel varlığımızdan değil, ortak emeğimizden gelmektedir. Haklarımızı bilmeden, dayanışmayı güçlendirmeden ve örgütlü bir yapı oluşturmadan mevcut düzenin değişmesi mümkün değildir.
Unutulmamalıdır ki tarih boyunca hiçbir hak kendiliğinden verilmemiştir. Sekiz saatlik iş günü, hafta tatili ve sendikal haklar işçi sınıfının mücadelesiyle kazanılmıştır. Bugün de ihtiyaç duyulan şey sadece öfke değil; bilinç, dayanışma ve emeğin hakkını savunacak ortak bir iradedir. Bu ülkenin üretim gücü sermaye değil, emeğin kendisidir. Biz üretmeden ne ekonomik çarklar döner ne de toplumsal düzen sürdürülebilir.
Bursa OYAK Renault’dan bir işçi
Bu yazı Gerçek gazetesinin Eylül 2026 tarihli 204. sayısında yayınlanmıştır.