Yemen’de Suudi Arabistan ve Amerikan/İsrail işbirlikçisi Körfez ülkelerinin vekili güçlerle savaşan ve Kızıldeniz kıyıları başta olmak üzere önemli bir kesimini kontrolü altında tutan Ensarullah hareketi (Husiler) Gazze soykırımına karşı İsrail’e yaptığı füze saldırılarıyla, Kızıldeniz’de İsrail’e giden gemilere askeri olarak müdahale etmesiyle ve kapitalist ülkelerin ticaretine sekte vurmasıyla, ABD ve İsrail’in İran’a saldırıları sırasında İran’ın yanında yer almasıyla, hem İsrail’in hem de bir bütün olarak Batı emperyalizminin hedefinde. Ensarullah son dönemde Kızıldeniz kıyılarını tamamen kontrol altına alınca, sadece onlarla en ön cephede savaşan Suudi Arabistan değil, aynı zamanda emperyalist ve Siyonist cephe de büyük bir telaşa ve öfkeye kapıldı. Suudi Arabistan’ın Ensarullah’ı Mekke’ye saldırmakla suçlaması tam da böyle bir süreçte oldu. Gerekçe olarak Yemen’den Mekke’ye gönderilen dronlar gösterildi. Ensarullah ise Mekke’yi değil Suudi petrol şirketi Aramco’yu hedef aldıklarını ve söz konusu tesislerin Mekke’nin çok uzağında olduğunu söyledi.
Suudi Arabistan Kralı’nın memuru olan müftünün çağrısıyla ABD ve İsrail’in yanında cihat olur mu?
Suudi Arabistan’ın “Mekke’ye saldırı yapılıyor” iddiası bir provokasyondur. Bu provokasyon Suudi Arabistan Başmüftüsü Salih el-Fevzan’ın Husileri tekfir ederek, yani mezhepçilik yaparak, İslam dışı ve katli vacip ilan ederek yaptığı cihat çağrısı ile devam etmektedir. Suudi Arabistan’ın Amerikan ve İsrail işbirlikçisi krallık rejimi, Pakistan ve Türkiye ile imzaladıkları üçlü anlaşmayı devreye sokarak üç ülkenin Husilere karşı Yemen’de birlikte savaşmasını istiyor. Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’ın Husileri suçlaması, askeri yardım sözü vermesi ve Genelkurmay Başkanı’nın apar topar Suudi Arabistan’a gönderilmesi Mekke’nin savunulması için değil, bölgedeki en önemli Amerikan ve İsrail işbirlikçisi rejime destek vermek içindir. Kime karşı? İsrail’i vuran, Amerikan gemilerine geçit vermeyen, soykırıma karşı savaşan Yemenlilere karşı. İsrail medyasının İsrail’in ABD ile birlikte Suudi Arabistan’a istihbarat desteği verdiğini açıkladığı bir dönemde, geçmişte Kabe’nin örtüsü Kisve’yi Jeffrey Epstein’e hediye edenlerin “Mekke”nin kutsal anlamını suistimal ederek İsrail’le birlikte hizalanmaya örtü yapması utanç vericidir ve reddedilmelidir.
Türkiye’yi yönetenler Suudi Arabistan Kralı’na değil bu ülkenin halkına karşı sorumludur!
İttifak anlaşmasının tam metni hâlen bilinmemektedir. Anlaşma TBMM’de usulüne uygun şekilde oylanarak kabul edilmemiştir, dolayısıyla da resmen ve fiilen yürürlükte değildir. Tüm bunlar ortadayken Suudi Arabistan’a askeri yardım sözü vermek yasadışı bir tutumdur!
Bugün Mekke’ye bir saldırı yoktur ama Kudüs ve Mescid-i Aksa Siyonizmin postalları altında her gün çiğnenmektedir. Bu gerçek ortada dururken, İsrail’i sadece sözle kınayıp Yemen’e karşı askeri hazırlıklara girişmek tamamen tutarsızlıktır.
Türkiye’nin gündemi İsrail ve ABD ile savaşanlarla uğraşmak olamaz, Türkiye’nin acil gündemi, bu halka yönelik en ağır güvenlik tehdidi olduğunu kanıtlayan NATO’dan çıkmak, emperyalist/Siyonist savaşlarda rol alan İncirlik ve Kürecik üslerini kapatmak, NATO’nun uzantısı konumundaki üçlü ittifak anlaşmasını da yırtıp atmaktır.
Devrimci İşçi Partisi olacakları öngörmüştü: “Mekke ittifakı” değil NATO’nun uzantısı CENTO’nun mirasçısı
Devrimci İşçi Partisi üçlü ittifakın NATO’nun uzantısı ve geçmişte ABD ve İngiltere’nin himayesinde Batı Asya’da kurulan CENTO’nun mirasçısı olduğunu söyleyerek ve bugünleri öngörerek ittifakın “Mekke ittifakı” olarak adlandırılmasına karşı çıkmıştı:
“Devrimci İşçi Partisi, Gazze’de yaşanan Siyonist soykırım gerçeği ortadayken, İran, Lübnan ve Yemen emperyalizmin ve Siyonizmin saldırısı altındayken, Batılı katillerle aynı mevziye girenlerin kanlı ve işbirlikçi eylemlerini İslami kisve altına sokmasını şiddetle kınar ve üçlü ittifakın “Mekke ittifakı” olarak adlandırılmasını reddeder. Ortak Savunma Anlaşması’ndaki “savunma” ifadesi nasıl saldırgan içeriğin örtüsü ise “Mekke ittifakı” tanımlaması da öyledir. Bu tanımlama ile ima edilen “İslam ittifakı” ile yapılanlar birbiriyle örtüşmemektedir. Mekke her mezhepten ve meşrepten tüm İslam dünyasının kutsal Hac yeridir.”
Bu yazı Gerçek gazetesinin Ekim 2026 tarihli 205. sayısında yayınlanmıştır.