Almanya’da hızlanan askerî harcama ve ordunun büyütülmesi sürecine karşı halkın tepkisi artarak ve çeşitlenerek devam ediyor. Her sene bir önceki rekoru kırarak giderek artan vicdani ret taleplerinin üstüne bu sene öğrencilerin “okul grevi” eylemleri de eklendi. Bu eylemlere katılım Eylül ayında 45 bini geçmiş durumda. Almanya’nın dört bir yanından öğrencilerin katıldığı bu eylemleri tetikleyen en önemli unsur, 2026 yılında yürürlüğe giren yasayla uygulanan zorunlu askerlik bilgilendirme formları ve askerliğe uygunluğu belirlemek amacıyla yapılan sağlık yoklamaları. Bazı gençlerin gönüllü olarak asker adayı olmayı reddetmelerine rağmen zorunlu sağlık yoklamasına alınması, Almanya’da zorunlu askerliğin adım adım geri getirileceğine yönelik korkuları artırdı ve gençler tepkilerini kitlesel eylemlerle belirttiler.
Almanya’da zorunlu askerlik 2011 yılında kaldırıldı ve ordunun büyüklüğü 186.700 kişiye çekildi. Son yıllarda artan savaş çığırtkanlığına, ABD’den NATO ülkelerine yönelen askeri genişleme zorlamaları da eklenince, geçtiğimiz senelerde Almanya yeniden orduyu büyütme sürecine girdi. Bu şekilde, Alman emperyalizminin, ABD emperyalizminin himayesine tamamen muhtaç olmadan, başta Rusya’ya karşı yürütülecek olası bir savaş olmak üzere, daha bağımsız bir biçimde emperyalist saldırganlığını sürdürebilmesi hedefleniyor. Halk desteği son anketlerde %13’lere kadar gerileyen Almanya Şansölyesi Friedrich Merz, asker sayısını 2030’lu yıllarda 260 bin aktif ve 200 bin yedek olacak şekilde artırmayı planlıyor. Şimdilik zorunlu askerliğin geri getirilmesi için resmi bir adım atılmış olmasa da, gönüllü askerlik uygulaması ile istenen sayılara ulaşılamazsa bu seçeneğin de düşünüleceği açıkça dile getiriliyor.
Rekor kıran vicdani ret başvuruları ve okul grevlerinin yanında, Almanya ve diğer AB ülkelerinde “Rusya düşmanımız değil” mesajlarının sosyal medyada paylaşılmasıyla başka bir kampanya da başlamış durumda. Emperyalizmin savaş açlığı daha net anlaşıldıkça, gençler başta olmak üzere Batı halkları içinde yavaş yavaş bir tepkinin geliştiğini görüyoruz. İşçi sınıfı partilerinin güçsüz olduğu yerlerde bu tepkinin farklı kanallara akıyor olması, bu gerçeği değiştirmez. Avrupa’da sol adını taşıyan birçok partinin savaş çığırtkanlığına destek verdiği şartlarda bu kafa karışıklığı anlaşılabilir. Görevimiz bu gelişmeleri işçi sınıfının kurtuluş programı doğrultusunda değerlendirmek ve gençlere ana düşmanın içeride olduğunu göstermektir.