Küresel iklim krizini yaratan ve derinleştiren kapitalizm insanlık için bir tehdittir!
İklim krizi insanlığı yok oluşa kadar götürebilecek çok büyük ve önemli bir sorun. Yıkıcı ve olumsuz etkilerini her geçen gün daha fazla yaşamaya başladığımız bu sorunla mücadele etmek için çok geç kalmadan kolları sıvamak zorundayız. İklim krizi dünya çapında bir sorun olduğu ölçüde dünya genelinde başta gençlik olmak üzere insanlığın gündeminde önemli bir yer tutuyor.
Petrol ve Doğalgaz gibi sera gazlarının atmosfere salınması küresel iklim krizinin en önemli sebepleri arasında yer alıyor. Bu sera gazlarının salımını kontrol altına almak ve belirli bir seviyenin altında tutmak konusunda temelde birbirinden ayrılan iki farklı yaklaşım var. Bir yanda Birleşmiş Milletler (BM) ve onun etrafında gelişen İklim Değişikliği Konferansı ve onunla ilişkili yaklaşımlar diğer yanda ise iklim krizini mevcut üretim tarzı olan kapitalizmin yarattığı ve derinleştirdiğini ortaya koyan yaklaşım var.
Kapitalizmi ve küresel kirleticileri aklama organizasyonu: COP
Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Konferansı, iklim değişikliğiyle mücadele ve karar almada en önemli uluslararası toplantı olarak gösteriliyor. İşte bu konferans, son yıllarda atmosferdeki sera gazı miktarının azalmasından değil daha fazla salınmasından kâr elde eden Azerbaycan, Birleşik Arap Emirlikleri ve İngiltere gibi ülkelerin ev sahipliğinde gerçekleşiyordu. Bu yılki toplantısı COP 31 de 9-20 Kasım 2026 tarihlerinde Antalya’da gerçekleşecek. Ev sahibi Türkiye olsa da COP31 iklim zirvesinde resmi müzakereleri Avustralya yönetecek.
Bundan önceki İklim Konferanslarında tartışmalar iklim krizinin varlığı veya yokluğu üzerinden değil ama alınacak tedbirler ve bu tedbirlerin faturasının kime kesileceği üzerine yürüyor. Yürüyor diyoruz ama aslında yürüyen bir şey yok! Emperyalistler, faturayı hep beraber kirlettik hep beraber ödeyelim diyerek gelişmekte olan ülkelere ve iklim değişikliğinde payları emperyalistelerle kıyaslanınca neredeyse sıfır olan üçüncü dünya ülkelerine kesmek istiyorlar. Bu ülkeler de doğal olarak kirleten sizsiniz bedeli neden biz ödüyoruz diyerek ayak diriyorlar. Toptan sistem olarak kapitalizmi ve uluslararası tekelleri hedef alan yok! Tüm bu kirliliğin esas sebebini konuşan da yok! Ama her yıl büyük büyük organizasyonlar yapıp hedefler belirlemeye, insanlığa sanki bir planları varmış, bu sistem içinde kriz çözülebilirmiş gibi yapmaya devam ediyorlar.
İklim kriziyle değil kendilerini fonlamakla ilgileniyorlar
COP31, resmi olarak “Uygulama COP’u” olarak tanımlanıyor. Yani bugüne kadar verilen taahhütlerle fiili uygulama arasındaki farkı somut mekanizmalarla kapatmak gibi bir iddiası var. Burada atıf yapılan 2015 yılında kabul edilen Paris Anlaşması uyarınca küresel sıcaklık artışını sanayi öncesi döneme kıyasla 2 °C'nin belirgin biçimde altında tutmak, mümkünse 1,5 °C ile sınırlamak hedefi ve bunun için yapılacaklar.
Anlaşma yapılalı 10 yılı geçmiş, ama hedefe ulaşmak için somut neredeyse hiçbir şey yapılmamış. Bu zirveden sonra da yapılması mümkün değil. Bunu tüm katılımcılar gibi ev sahibi Türkiye’de biliyor. Peki öyleyse bu toplantıdan beklenti nedir? Cevabı Akbank Genel Müdürü Kaan Gür veriyor: Türkiye'nin COP31 ev sahipliğini kalıcı bir iklim finansmanı fırsatına dönüştürmeliyiz.
Daha önceki COP toplantılarında yeşil enerjinin desteklenmesi, fosil yakıt projelerine destek verilmemesi kararı alınmıştı ancak Amerika Birleşik Devletleri ters istikamette bastırınca Dünya Bankası geri adım atıp; gelişmekte olan ülkelerdeki fosil gaz projelerini “uygun görülen durumlarda” desteklemeye devam edeceğini duyurdu. Çünkü ABD 7 Ocak 2026’da COP’u mümkün kılan çerçeve anlaşmadan çekildi. Yani dünyanın en önemli emperyalist gücü olmadan ve ona rağmen hem finansmanın hem de taahhütlerin küresel ölçekte yerine getirilmesi gerekiyor.
İklim krizini mevcut üretim tarzı olan kapitalizmin yarattığı ve derinleştirdiğini ortaya koyan yaklaşıma ihtiyaç var
Peki Amerikan emperyalizmi kalktığı masaya geri dönse, daha önceki yönetimde olduğu gibi “yeşil enerjiye” destek olacak politikalara öncelik verse sorun çözülür mü? Cevap; tabii ki hayır! Çünkü esas mesele şu ya da bu ülkenin şu ya da bu liderin seçimleri ve tercihleri meselesi değil. Sorun dünya ölçeğinde üretimin ve bölüşümün kapitalist sistem üzerinden yürüyor olması. Kapitalist üretim sisteminde insanlığın çıkarları değil şirketlerin karı önemlidir. İhtiyaç kadar değil mümkün olduğunca çok üretmek, dayanıklı uzun ömürlü değil kısa sürede yenisiyle değiştirilecek ürünler üretmek, bir sorun olduğunda kolayca onarılacak değil yenisiyle değiştirilecek ürünler üretmek, belirli ve merkezi bir planlama dahilinde üretmek yerine piyasa anarşisi temelinde kâr getirenden daha fazla üretmek, ihtiyaçtan fazlası üretildiğinde ihtiyacı olup parası olmayanlara dağıtmak yerine stoklamak hatta gerekirse ürünleri imha etmek; işte kapitalizm böyle çalışıyor. Bu dünya çapında bir sitem olduğunda da dünya çapında bir krize sebep oluyor. Sebep olduğu krizi çözmek yerine ondan kâr elde etmek için krizi daha da derinleştiriyor.
Kârdan vazgeçmeden, merkezi planlama olmadan yani kapitalizmi karşımıza almadan çözüm olmaz!
1900’lerin başından itibaren küresel olarak gerçekleşen iklim değişikliği yüzyıllar hatta bin yıllarla kıyaslanamayacak kadar hızlı ve büyük. Bu olumsuz değişimin etkilerini aşırı sıcak ve soğuklar, anormal yağışlar ve kuraklıklar ile tropikal fırtınalar şeklinde yaşıyoruz. Eğer ciddi anlamda müdahale edip gerekli önlemleri almazsak bedelini tüm insanlık hatta yeryüzünü yaşayan tüm canlılar ödeyecek. Bu yüzden mutlak suretle sera gazı salımını kontrol altına almak ve önemli ölçüde düşürmek zorundayız. Peki bu mümkün mü?
Tüm bu olumsuz tablo içerisinde en önemli ve umut verici olan şey bu sorunun cevabının evet olması. Gerçekten de sera gazlarının salımı küresel ısınmayı teşvik etmeyecek seviyelere çekmek de mevcut hasarı onarmak da mümkün. Bunun gerçekleşmesinin önünde tek bir engel var; kapitalizm. Üretimin ihtiyaç için değil kâr için yapıldığı, kâr etmenin bir tercih değil zorunluluk olduğu kapitalist sistemde gerekli tedbirlerin alınması mümkün olamaz.
Çünkü kapitalizmde üretim yöntemini ve miktarını dünya çapında insanlığın ihtiyaçları doğrultusunda düzenlemek söz konusu bile olamaz. Öyleyse küresel ısınmaya karşı mücadele etmek istiyorsak kapitalizme karşı mücadele etmek zorundayız. Bunun ilk adımı olarak COP dahil Birleşmiş Milletlerin yolundan kopmak, emperyalizm ve kapitalizmden medet ummak yerine bunlara karşı mücadele etmek ve üretimin insanlığın ihtiyaçları doğrultusunda bir planlanması için yani sosyalizm inşası için mücadele etmeliyiz.