Boyutu 900 milyar liraya yaklaşan, cumhuriyet tarihinin en büyük dolandırıcılık soruşturmalarından biri olarak kayıtlara geçen fon skandalı, haliyle iktidarı da zora sokmuş durumda. Soruşturma kapsamında adı geçen isimlerin hemen hepsi bir şekilde AKP ile bağlantılı çıkıyor. Erdoğan’ın bir dönem Sosyal Politikalar Bakanı olarak atadığı, son olarak da AKP’de sosyal politikalardan sorumlu Genel Başkan Yardımcılığı görevinde olan Fatma Betül Sayan Kaya bu isimler içinde en fazla öne çıkanı. Ama lüks yatıyla yurtdışına kaçmaya çalışırken yakalanan şüphelinin geçmişte AKP Gençlik Kollarında aktif olarak çalıştığı da, Cumhurbaşkanı başdanışmanının, görevde olduğu sırada Tera Yatırım’a bağımsız yönetim kurulu üyesi olarak atandığı da ortaya çıkıyor. Soruşturmanın her tarafından milletvekilleriyle, bakanlarla ilişkiler basına yansıyor. Tablo böyle olunca AKP’liler de “Reis talimat verdi, sonuna kadar gidilecek” diyerek rüzgârı kendi arkalarına almaya çalışıyorlar. Ama bu propaganda yeni sorular doğuruyor. Hele ki fon skandalının patlamasına neden olan ilk gelişme, Haziran ayında emperyalist finans kuruluşu Morgan Stanley’in (MSCI) uyarısı ve tehdidi olunca, tüm adımların ondan sonra atıldığı, öncesinde ise hiçbir şeyin yapılmadığı ortaya çıkınca, tablo başka bir hal alıyor. MSCI hamlesi olmasaydı, bırakın sonuna kadar gitmeyi, soruşturmaya başlanacak mıydı?
İstibdadın kalkanı dolandırıcıları nasıl korumuş?
Fon dolandırıcılığı Sermaye Piyasası Kurulu’nun (SPK) sıkı denetimi altındaki bir alanda gerçekleşti. Yani, bu dolandırıcılık gizli saklı yapılmadı. İstibdadın (baskıcı ve keyfi yönetimin) kalkanı altında gerçekleşti. Çünkü ancak bir istibdad rejiminde, denetleyici kurumların var olduğu, sürekli kayıt altındaki bir yapıda bu kadar kapsamlı bir dolandırıcılık gerçekleştirilebilir. Fonlarda yer alan hisseler spekülasyonla şişirilirken, SPK’nın bunu tespit etmemesi mümkün değildir. Hadi gözden kaçırıldı diyelim, bu fonlardaki spekülasyon yıllar önce piyasa aktörleri tarafından görülmeye başlanmış, hatta eski MASAK başkan yardımcısı Ramazan Başak bu zamana kadar defalarca Vergi Denetim Kurulu’na, CİMER’e başvurmuş, savcılığa suç duyurusunda bulunmuş, kamuoyunu uyarmaya çalışmış ama hiçbir sonuç alamadığı gibi fon dolandırıcılığının merkezi olan Tera Holding Yönetim Kurulu Başkanı Emre Tezmen’in şikâyeti üzerine iki defa gözaltına alınmış.
Fon dolandırıcılığı ayyuka çıktığı aşamada geriye dönüp tüm işlemleri kontrol etme, kimlerin bu fonlar kapsamında hangi işlemleri yaptığını tespit etmek mümkündü. Zira Türkiye sermaye piyasalarındaki hisse senetleri ve benzeri yatırım araçlarının elektronik ortamda kaydileştirilmesini (fiziksel hisse senedi vb. araçların elektronik ortamda kayıtlı hâle getirilmesini), saklanmasını ve hak sahiplerinin izlenmesini sağlayan bir Merkezi Kayıt Kuruluşu var. Peki, bu kuruluşun yönetim kurulunda kim yer alıyor: Emre Tezmen!
Sonuna kadar gidecekler kim? Sonuna kadar gidilecekler kim? Kimi kime şikâyet ediyoruz?
Sermaye Piyasası Kurulu iktidarın denetimi altında olan bir kurumdur. Tüm yönetim kurulu atamaları doğrudan Cumhurbaşkanlığı tarafından yapılmaktadır. Adalet Bakanı Akın Gürlek’in eşi Elif Gülşah Gürlek’in SPK’ya atandığı tarih de 11 Kasım 2024’tür. Bu soruşturma sonuna kadar götürülecekse yalnızca fon ve şirket yöneticilerinin soruşturulması yetmez. Tüm bu yıllar boyunca, -ta ki emperyalist finans kuruluşları kırmızı kartı gösterinceye kadar-, bu dolandırıcılığın her an katlanarak ve büyüyerek gerçekleştiği dönem için SPK’nın bu dönemde yaptığı ve yapmadığı tüm gözetim ve denetimler incelenmeli, sorumluluğu ve ihmali olanlar ortaya çıkarılmalı ve yargılanmalıdır.
Sonuna kadar gidilmesi için bağımsız araştırma ve soruşturma komisyonu!
Bu sebeple söylendiği gibi “sonu nereye giderse gitsin” talimatı gerçekse, bunun gereği derhal sendikalardan, demokratik kitle örgütlerinden, üniversitelerden temsilcilerin yer aldığı tam yetkili bir bağımsız araştırma ve soruşturma komisyonu kurulmasıdır. Meclis araştırma komisyonu kurulması mümkündür, ama 15 Temmuz komisyonunun hiçbir şeyi aydınlatmadan faaliyetini sonlandırmış olması bu tür bir komisyonun yeterli olmayacağını göstermektedir.
Bu yazı Gerçek gazetesinin Ekim 2026 tarihli 205. sayısında yayınlanmıştır.