Balfour’dan Trump’a Filistin halkının asırlık direnişi devam ediyor!
2 Kasım 1917’de Britanya İmparatorluğu’nun Dışişleri Bakanı Arthur Balfour, Filistin’de bir Yahudi ulusal yurdu kurulmasına destek vereceklerini ilan ettiğinde ne Filistin toprakları Britanya’ya aitti ne de Filistin halkına ne istediği sorulmuştu. Bir emperyalist devlet, başka bir halkın yurdu üzerinde hüküm veriyordu. Aradan 109 yıl geçti. Bugün ABD emperyalizmi, Trump’ın sözde barış planıyla Filistin halkının geleceğini yine bu halkın iradesi dışında belirlemeye kalkışıyor.
Balfour Deklarasyonu, tek başına bir diplomatik girişim değildi. Bir yıl öncesinde Sykes-Picot Anlaşması’yla Osmanlı’nın Arap topraklarını paylaşmaya girişen Britanya ve Fransa, Filistin’i de emperyalist paylaşımın konusu haline getirmişti. İngiliz Mandası, Siyonist yerleşimciliğin önünü açtı. 1937’de Peel Komisyonu, 1947’de Birleşmiş Milletler Taksim Planı, Filistin halkının iradesini hiçe sayarak ülkesinin bölünmesini gündeme getirdi. 1948’de Siyonist güçlerin gerçekleştirdiği Nekbe, yüz binlerce Filistinlinin topraklarından sürülmesiyle sonuçlandı.
Emekçi halklar boyun eğmedi
Ancak Filistin halkı hiçbir zaman bu dayatmalara boyun eğmedi. 1936’da başlayan büyük genel grev ve vergi boykotu, İngiliz sömürgeciliğine ve Siyonist yerleşimciliğe karşı üç yıl süren bir ayaklanmaya dönüştü. Nekbe’nin ardından mülteci kamplarında ve sürgünde örgütlenen Filistinliler, ulusal kurtuluş mücadelesini yeniden yükselttiler. 1987’de Birinci İntifada, 2000’de İkinci İntifada, işgalin karşısına kitlesel halk direnişini çıkardı.
Üstelik emperyalizmin müdahaleleri Filistin’le sınırlı kalmadı. 1953’te İran’da Musaddık hükümetinin devrilmesi, 1956’da Mısır’a yönelik Süveyş saldırısı, 1982’de Lübnan’ın İsrail tarafından işgali, 2003’te ABD’nin Irak’ı işgali, 2015’ten itibaren Yemen’e karşı yürütülen savaş, Batı Asya’yı emperyalist çıkarlar doğrultusunda biçimlendirme girişimlerinin farklı halkalarıydı. Fakat bu müdahaleler de hep mücadelelerle karşılaştı.
Emperyalist zillete karşı direnişin yanında ol!
Bugün Balfour’un mirasını devralan emperyalist güç ABD’dir. Trump, 2017’de Kudüs’ü İsrail’in başkenti olarak tanıyarak, 2018’de ABD Büyükelçiliğini Kudüs’e taşıyarak Filistin halkının tarihsel haklarını bir kez daha hiçe saydı. 2020’de ilan ettiği sözde Yüzyılın Anlaşması ile işgalin yarattığı fiili durumu siyasî bir çözüme dönüştürmeye girişti. İbrahimî Anlaşmalar ise bazı Arap devletlerinin İsrail’le normalleşmesini Filistin’in kurtuluşunun önüne koyan bölgesel düzenin önemli araçlarından biri oldu.
Şimdi Trump, Gazze’yi kendi başkanlığındaki bir Barış Kurulu’nun uluslararası denetimine bırakmayı, Filistinlilerin yönetim yetkilerini sınırlandırmayı ve direniş örgütlerini silahsızlandırmayı öngören yeni bir planla karşımızda. Üstelik bu kurulda, Irak’ın işgalindeki rolüyle tanınan eski Britanya Başbakanı Tony Blair de bulunuyor. Bir asır önce Balfour’un temsil ettiği Britanya emperyalizmi, şimdi Trump’ın başkanlığındaki bir kurul aracılığıyla yeniden Filistin’in geleceğine müdahil oluyor.
Filistin’in kurtuluşu, bölge halklarının ortak mücadelesinden ve işçi sınıfının dünya ölçeğindeki dayanışmasından geçiyor. Filistin bir asırdır direniyor. Bize düşen de emperyalizmin ve Siyonizm’in karşısında Filistin direnişinin yanında yer almaktır.
Bu yazı Gerçek gazetesinin Kasım 2026 tarihli 206. sayısında yayınlanmıştır.