Metal fabrikalarından haberler - Haziran 2021

Systemair HSK

Gazetemizin Haziran 2021 tarihli 141. sayısında metal fabrikalarından ve direnişlerden işçilerin yazdığı mektupları okuyucularımıza sunuyoruz. 

 

Örgütlenmenin bir bedeli var, peki ya örgütsüzlüğün bedeli?- Dilovası Systemair HSK’dan bir işçi

Yoldaşlar merhaba. Geçtiğimiz hafta fabrikamızda acı bir iş kazası yaşadık. Sendikalıların ücretsiz izne çıkarılmasının ardından üretimde yaşanan yoğun taşeronlaşma, bir işçi arkadaşımızın parmaklarını kaybetmesine sebep oldu. Makina bölümünde taşeron olarak çalışan arkadaşlarımızdan biri operatör olmamasına rağmen, uzun süredir bakımsız olduğu bilinen bir kesim aletinde çalışırken elini makinaya kaptırdı. Apar topar hastaneye kaldırıldı ve yönetim kazayı hasır altı etmeye çalıştı. Ameliyatının başarılı geçtiğini öğrenmemiz bizi bir nebze teselli etse de öfkemizi kesinlikle dindirmedi. O arkadaşımız hiçbir zaman elini eskisi gibi kullanamayacak. Makinaya bakım yapılmaması ve makinada güvenlik korumasının olmaması bu vahim kazanın tek sebebi değildi. Sendikalaşmanın ardından yaşanan yoğun taşeronlaşma, arkadaşlarımızı hem iş güvencesinden yoksun bıraktı hem de kelle koltukta çalışır hale getirdi. Taşeron şirketlerin patronları yevmiyecileri haftalarca yoğun mesaiye bırakıyor, bu da yetmezmiş gibi sürekli bölümlerini değiştirerek onları deneyimsiz oldukları işlerde çalışmaya zorluyor. Anayasal hakkımızı çiğneyen fabrika patronlarını zengin ettiğimiz yetmiyormuş gibi taşeron patronlar da bu sömürü düzeninden pay kapıyor, kana bulanmış paralarını hep birlikte cebe indiriyor.

Kazanın yaşandığı Mayıs ayı aynı zamanda fabrikamızda zam ayıydı. Geçtiğimiz sene para yok diyerek zamları aylarca geciktiren yönetim bu sene zamları geciktirmedi. Yine geçtiğimiz sene asgari ücretle kafa kafaya giden maaşlar bu sene asgari ücretin bir hayli üstüne çıktı. Aynı yönetim, maaşları asgari ücrete dayanan sendikalılara ise %5’lik bir zam yaparak onları açlığa mahkûm etmeye devam etti. Amaçları yeni girenlerin gözünü boyamak, mücadele eden eski işçileri ise açlıkla yıldırmak. Görüyorsunuz dostlar, sendikanın korkusu bile patronlara neler yaptırıyor? Demek ki para yok diyen yönetim korkudan dizleri titreyince nasıl da kesenin ağzını açıyormuş! Yaptıkları üç kuruş zam bu sene beş kuruş oldu diye işledikleri suçlar yanlarına kar kalacak, her şey tatlıya bağlanacak sanıyorlar. Zaten vergi dilimine girdikçe sönen maaşlarımız her ay büyüyen enflasyon canavarına eziliyor, zamlar buhar olup gidiyor. Kaldı ki fabrikamızda verilen mücadele hiçbir zaman maaş zammından ibaret değildi, şimdi de değil. %5’lik zam oranı ve mesai yasağıyla açlığa mahkûm edilen arkadaşlarımız zamanında sendikal mücadele vermeseydi, fabrikaya yeni giren işçiler bu zam oranlarını göremeyecekti. İşçileri içeride sendikalı-sendikasız, kadrolu-taşeron olarak bölmek isteyen HSK patronlarının asıl amacı işçilerin birliğini engellemek, sendikalaşmanın önüne geçmek. Gerekirse sendika girmesin diye tüm harcamaları göze almış durumdalar. Çünkü onlar da biliyor ki sendikalaşmak sadece maaş zammı demek değil. Aynı zamanda iş güvencesi, fabrikada işçilerin söz hakkı, zorbalığa ve baskılara karşı tek yumruk olabilmek demek. İnsanca bir ücretin yanı sıra insanca muamele demek. İşte bu yüzden onurlu mücadelemiz ekmeğimizi büyütmenin yanında hürriyetimizi de kazanmanın mücadelesidir aynı zamanda. Onların korkuları birlik olursak yapabileceklerimizin teminatıdır, yeter ki gücümüzün farkında olalım.

 

Haklarımıza göz dikenlere örgütlü mücadelemizle cevap vereceğiz!- Tuzla Chen Solar’dan bir işçi

Tuzla Chen Solar’dan bir işçi

Merhaba yoldaşlar, bilindiği gibi biz işçi emekçi sınıfı olarak her gün birçok zorlukla uğraş içindeyiz. Bu uğraşların içinde en belirgin olanı da geçim derdi. Bizler aldığımız maaşla geçinemiyor bu sebepten dolayı fazladan mesaiye kalmak zorunda kalıyoruz. Kimimiz her gün en az 16 saat mesai yapıyoruz, ömrümüzün çoğunu fabrika ortamında geçiriyoruz. Kar, kış, sabah, akşam demeden özellikle bu salgın döneminde sürekli canla başla çalıştık. Kimimiz sağlığından kimimiz de canından oldu. Bir günlük ücretimiz kesilmesin diye. Ne yazık ki emeğimizin karşılığını alamıyoruz. Patron sermayesine sermaye katarken, cebine giren para kat kat artarken en sonunda bizim en büyük hakkımız olan senelik iznimize göz diktiler. Bizler 1 sene boyunca sürekli her türlü fedakarlığı gösterip fabrikaya gelip çalışıyoruz ve bu süreç içerisinde bir nebze olsun tatil yapmak, sevdiklerimizle ailemizle vakit geçirmek için yıllık iznimizi gitmek istediğimiz tarihlerde kullanmak istiyoruz. Bu bizim en doğal hakkımız ama bu bile tamamen patronun inisiyatifine bırakılmış, bizim değil. Sermaye sahibi bizi isteği tarihte yıllık izne çıkarmaya çalışıyor ama burada yine sınıf mücadelemiz ve örgütlülüğümüz sayesinde bazı arkadaşlarımız gitmek istediği tarihte yıllık iznini kullandı. Biz birlik olursak kazanır birlik olursak başarırız, sendika olmasa bunu yapmamız çok zor belki de imkânsız olacaktı. Sendika biz işçiler hakkını daha iyi savunsun diye emeğimizin karşılığını daha iyi alalım diye var. Biz işçiler olarak hiçbir hakkın bize gökten zembille inmediğini her hakkın mücadele edilerek kazanıldığının bilincindeyiz. Bundan sonra da bu bilinçle hakkımızı söke söke almak için örgütlü bir şekilde mücadele edeceğiz. Yaşasın işçi dayanışması yaşasın örgütlü mücadelemiz!

 

Ya örgütlü mücadele ya aşağılanma ve sömürü!- Gebze’den bir metal işçisi kadın 

Gebze’den bir metal işçisi kadın

Merhaba yoldaşlar

Gebze’de kadın emekçilerin ağırlıklı olduğu fabrikamız bu ay yoğun gündemlerle çalkalanıyor. Zorunlu diye dayatılan mesailer, kötü iş koşulları ve olmayan iş güvenliği, yaşadığımız sağlık sorunları, üzerimizdeki amir baskısı fabrikada çalışan neredeyse tüm işçilerin sabrını taşma noktasına getirdi. Molalarda, bantta çalışırken, kendi aramızda konuştuğumuzda en çok geçen laf, “Burası gemi iyice azıya aldı.” oluyor. Çünkü bizim yaşadığımız sorunların ağırlığı ve yakıcılığı her geçen gün artarken, patronun istekleri ve dayatmaları da çoklaşıyor.

Gerekli denemeleri yapmadan üretime koydukları yeni makinalarla üreteceğimiz ürün sayısının taahhüdünü daha makina tasarlanmadan verip müşteriyle anlaştılar. Şimdi makina ile alakalı çıkan sorunların faturasını bize kesiyorlar. Makinalar arıza verdiği için ikide bir üretimde aksaklık oluyor. Daha doğrusu patron ve amir için aksaklık, bizim içinse sardığımız tel her düğüm olduğunda elimizi, parmağımızı makinanın içine çekme tehlikesi. Makinayı düzeltecekleri yerde, adet çıkmadığı için zorla bizi mesaiye çağırıyorlar. Yaptığımız iş fiziksel olarak çok ağır ve tehlikeli olduğu için, bizi hep aynı makinanın başına oturttukları ve hiç dinlendirmedikleri için, maaşımız çok az olmasına rağmen bu mesailere kalacak mecalimiz olmuyor. Geçen hafta otuz kişinin çalıştığı fabrikada, 14 kişi mesaiye gelmedi. Kimimiz bahane uydurdu, kimimiz ise gerçekten eli kolu tutmadığı, hali olmadığı için raporluydu. Pazartesi ilk iş bu konuda fırça yedik ve mesailerin zorunlu olduğu yalanını dinledik.

Aynı konuşmada bir de artık düğünlere ve kalabalık etkinliklere giderken amirimize haber vermemiz gerektiğini söylediler. Bu arada başımızın etini korona önlemleri diye yiyenler, aynı zamanda bizi sıkış tıkış bir bantta çalıştırıyorlar, on beş dakikalık molaya çıkıyoruz döndüğümüzde kısacık banda bir makina daha sokuşturmuş oluyorlar. Çalışırken o kadar yakın oturuyoruz ki arkamızdaki arkadaşımızın sardığı tel sırtımıza değebiliyor. Bize kalabalık yerlere giderken amirinize haber verin diyen insan kaynakları ise geçen ay korona testi olduktan sonra sonucu çıkmadan fabrikaya gelmiş ve fabrikadayken testi pozitif çıktığı için koştur koştur eve gitmişti. Sonra da bana kim bulaştırdı diye insanları sorguya çekmişti, iş çıkışı direkt eve gitmiyor musunuz siz diye azarlamıştı. Fabrikada bize önlem almıyormuşuz, virüsü biz getiriyormuşuz gibi davranıyorlar. Sanki biz işçiler cahiliz, maske takmıyoruz, elimizi yıkamıyoruz da virüs o yüzden yayılıyor... Oysa tam kapanma dönemlerinde dahi evde kalamayan, fabrikada yüzlerce kişi çalışmaya devam ederken aşılanmayan bizleriz. Patronların kârlarına kâr katmak için canımız burnumuzda çalışmaya devam ediyoruz, bir yandan da aşağılanıyoruz. 

Diğer yandan son dönemde üzerimizdeki baskının bu denli artması bizi eskisinden daha çok yakınlaştırdı. Aynı sorunları yaşadığımızın, aynı derecede aşağılandığımızın farkına vardık ve daha çok bir arada hareket etmeye başladık. Artık herkes dönüp birbirine ne yapacağız diye soruyor. Bu sorunun cevabı belli: örgütleneceğiz! Emeklerimizin karşılığını kendimiz alacağız. Bunun için sendikalı olacağız ve mücadele edeceğiz!

 

Örgütlü olursak her şeyin üstesinden gelebiliriz- Tuzla HT Solar’dan bir işçi

Tuzla HT Solar’dan bir işçi

Merhaba arkadaşlar, HT Solar’da yaklaşık 4 yılı aşkındır çalışmaktayım. O günden bugüne çok şey değişti. İlk çalışmaya başladığımda bu fabrikadan bir şey olmaz dediler, kimse birbirini doğru dürüst tanımazken sendikamıza üye olup birbirimize kenetlendik. Dedim ya o günden bugüne çok şey değişti. İlk sözleşmeyi saymazsak ikinci sözleşmeyi devrim niteliğinde yaptık. Hem de o dönem MESS’in kötü bir sözleşme yapmasına rağmen bunu başardık. Şimdi önümüzde yeni bir sözleşme dönemi yaklaşıyor ve şunu unutmamalıyız: biz bir olursak ve sendikamızın arkasında durursak üstesinden gelemeyeceğimiz hiçbir şey yok. Önümüzdeki sözleşmede de bunu başaracağımıza inanıyoruz. Önümüzde MESS sözleşmesi var umarım geçen dönemki gibi sonu hüsranla biten bir sözleşme olmaz. MESS’e karşı verilecek mücadele hepimizin mücadelesidir. Biz HT Solar çalışanları olarak elimizden gelen ne varsa her türlü desteğe hazırız. Buradan bütün fabrikalarda çalışan emekçi arkadaşlara sesleniyoruz. Örgütlü ve sendikalı olun o zaman sermayeyi ve sermaye yandaşı hükümeti diz çökertiriz. Örgütlü ol sendikalı ol güzel günler sizinle olsun.

 

Kârlarını büyüten patronların büyüme sancılarını biz çekmeyeceğiz!- Gebze’den bir metal işçisi

Gebze’den bir metal işçisi

Merhaba dostlar. Gebze’de bulunan ve 2017 yılından bu yana üretim yapan bir güneş paneli fabrikasında çalışmaktayım. Patronumuz pandemi döneminde işçilerin işten atıldığı, ücretsiz izin dayatmasına maruz bırakıldığı, maaşların hem geç hem de eksik yatırıldığı ve hep kendisinin kazandığı bir ortamda kârlarını büyüttü. Şu an ise Dilovası’nda ikinci fabrikasını kurmaktadır.

Fabrikada başlıca sorunumuz son dört ay boyunca maaşlarımızın geç yatırılıyor olması, bir iki günlük bir gecikme değil iki haftayı bulan bir gecikmeden söz ediyoruz. İşçilerin mutfağının yangın yerine döndüğü, maaşların kredi kartlarına hapsolduğu, enflasyonun ücretlerimizi buhar haline getirdiği bu dönemde maaşlarımızın neden geç yatırıldığını sorduğumuzda bize verilen cevap şu: “büyüme döneminin sancıları”. Ortada bir büyüme olduğu doğrudur fakat bu büyüme işçilerin alın teriyle gerçekleşen bir büyümedir.

Gelgelelim sorun sadece bununla da bitmiyor; 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Gününe özel olarak kadın işçilere 100 lira fazladan ücret yatırıldı ancak diğer ay ise 100 lira kesinti yapıldı. Fabrika genelinde 15 gün boyunca yatırılmayan maaşlar üzerine kendi aramızda konuşup tepkimizi yönetime ilettikten sonra bize 200 lira fazladan ücret ödeneceği söylendi ve ödendi, ancak bir ay sonra ise 200 lira maaşımızdan geri kesildi. İşçinin resmen alaya alındığı bir ortamda gerçekleşiyor büyüme sancıları. Büyüyen patron, sancıyı çekenler biz işçileriz.

Ancak birçok arkadaşımızla birlikte bu sancıların nasıl son bulacağını biliyor ve gardımızı buna göre alıyoruz. Sancıların son bulması fabrikada kendi içimizde yaratacağımız bir örgütlülüğün sendikal örgütlülüğe ulaşmasına bağlıdır. Bir yandan enflasyonla boğuşurken diğer yandan kredi kartlarına yetişmeye çalışırken, patronlar kârlarını büyütürken bizlerin hayatta kalmak için sancımızı dindirmenin tek yolu sendikamıza üye olmak, patronu toplu sözleşme masasına oturtmaktır.

 

Sözleşmede emeğimizin hakkını almak istiyoruz!- Bursa Tofaş’tan bir işçi

Bursa Tofaş’tan bir işçi

Tofaş’ta, yıllık izin tarihleri her yıl olduğu gibi devlet sırrı gibi saklamaya devam ediyorlar. Kendi çalışanını bu konularda hiç düşünmeyen bir yönetim ve ondan daha kötüsü işçilerin haklarını savunmayan, aidat almak dışında bir işe yaramayan Türk Metal sendikamız var. En azından yıllık izin tarihlerini öğrenmeye çalışıp, bilgilendirmesi gerekirken sendika temsilcilerine sorduğumuzda, “belli değil büyük ihtimalle şu tarihlerde olabilir”, gibi cevaplar alıyoruz. Tatile gidecek, memleketine gidecek çalışanlar ve aileleri var. Kurban bayramından sonra bir hafta çalışıp izne çıkarılacak söylentileri yoğun olunca, sendikaya baskı yapmak durumunda kaldık. Tüm çalışanlar bayram ile yıllık izinin birleşmesini istiyor. Madem Müslüman bir ülkeyiz neden kurban bayramını yıllık izin ile beraber yapmıyoruz. Bayram iznine çıkıp, tekrar gelip bir hafta çalıştıktan sonra iki hafta yıllık izin olabilir deniliyor. Sendika ve yönetim fabrikada söylentiler yayıp nabız ölçerek vereceğimiz tepkiye bakıyorlar. En basit konuda bile Türk Metal sendikası çözüm bulamıyor.

Diğer bir konu ise Eylül’de yapılacak olan sözleşme yaklaştığı için bu hafta işçilerin beklentilerini almak için bir anket kağıdı dağıttılar. Geçen sözleşmede olduğu gibi çalışanların istediği en önemli iki madde var. Sözleşme süresinin iki yıllık olması ve en az 1000 ile 1500 lira arası bir zam yapılması gerektiğini düşünüyoruz. İş yükü her yıl artıyor. Altı ay önce altı kişinin yaptığı işi dört kişi yapmaya başladık. Ülkenin ekonomik durumu ortada daha da kötüye doğru gidiyor. Devletin açıkladığı enflasyon verilerine artık hiç kimse inanmazken bu şartlar altında beklentilerin çok altında bir sözleşme imzalayacak olursa Türk Metal sendikası birçok üye kaybedecek. Tofaş’ta binlerce işçiyi kaybedebilir. Çünkü, artan iş yükünün karşılığını ücret olarak almak isteyen bir işçi sınıfı var!

 

Sözleşmede hakkımızı almak için mücadele edelim!- Bursa OYAK Renault’tan bir işçi

Bursa OYAK Renault’tan bir işçi

OYAK Renault'ta yıllık izin ve kurban bayramı birleştirilerek 16 Haziran ve 26 Temmuz arası toplamda 40 günlük izine çıkıyoruz. Renault yönetimi Ağustos başından sonra üretimin normale döneceğini söylüyor. Yeni bir Metal Grup Toplu Sözleşmesi süreci içerisindeyiz. Türk metal sendikası fabrika içinde üye beklenti anket kağıtlarını dağıtmaya başladılar. Dağıtılan bu anketlerin göstermelik olmamasını tamamen sözleşmeye yansıtılmasını istiyoruz. Geçen dönem yaptığımız beklenti anketinin yarısını zor alabildik. Çalışma ve yaşam koşullarımızın her geçen gün daha da ağırlaştığı, başta grev yasakları olmak üzere hak ve özgürlüklerimizin neredeyse tamamen ortadan kaldırıldığı bu dönemde, TİS süreci özel bir önem taşıyor. Sermaye sınıfı yaşadığı krizin bütün faturasını sırtımıza yüklemek isteyecektir. Eriyen ücretler, artan hayat pahalılığı, önüne geçilemeyen işsizlik, giderek kötüleşen çalışma ve yaşam koşulları ortada. Bu sözleşme sürecinde derinleşen krizin ve pandemi süreci çalışma ve yaşam koşullarımızı daha da ağırlaştırmaya başladı. Yapılacak olan sözleşme enflasyon ve artan hayat pahalılığına karşı kayıplarımızı telafi edip, üstüne koyabileceğimiz bir sözleşme olmalıdır. Metal işçileri olarak her dönemde olduğu gibi 2 yıllık sözleşme kırmızı çizgimizdir. En az 1000-1500 arası ücret artışı talep ediyoruz. Metal işçisi olarak bunu alabilecek gücümüz var. Sözleşmede sadece sendika yönetimine güvenmek olmaz. Bizim de metal işçisi olarak sözleşme masasına yumruğumuzu vurmamız gerekiyor!

 

OPPO’da her şey yasak, işçinin alın terini yemek serbest!- Tuzla OPPO fabrikasından bir işçi

Tuzla OPPO fabrikasından bir işçi

Merhaba arkadaşlar, ben Tuzla OPPO telefon fabrikasında çalışıyorum. Fabrikamız açılalı 6 ay olacak ama bir adım ileri gidebildiniz mi diye sorarsanız cevabımız hayır olur.

Bantta çalışırken adeta robot gibi çalışmamız isteniyor. Konuşmak yasak, sağa-sola dönmek yasak, arkanı dönmek yasak! Aynı anda iki kişi tuvalete bile gidemiyoruz. Ama mesele işçinin hakkını yemeye gelince her şey serbest. Hiçbirimiz kaç para maaş aldığımızı bilmiyoruz, her ay yatan para bir öncekinden farklı oluyor. Uydurma kesintilerle maaşımız asgari ücretin bile altına denk geliyor. Günlük hedefi tutturduğumuz da ise bize 10 TL vereceklerini söylüyorlar oysa ürettiğimiz bir telefonla bile maaşımızı çıkartıyoruz. Üstelik o 10 TL’yi vermek için bile bin tane şart koşuyorlar. 

Pandemi gerekçesiyle bin bir çeşit yasak var ama adeta pandemi yokmuş gibi çalışmak serbest. Servislerde dip dibe geliyoruz, içeride dip dibe çalışıyoruz. Soyunma odalarında ise neredeyse izdiham yaşanıyor. OPPO yönetimi her gün onlarca işçi alıyor ama doğru düzgün soyunma odası yapmayı akıl edemiyor. Zaten bu şartlarda fabrikada her gün yeni bir Covid vakası duymak artık bizi şaşırtmaz oldu. Yaptığımız şikayetler de karşılık bulmuyor. İçeride sözde bir İSG uzmanı var ama görebilirseniz şanslısınız!

Dostlar, sorunları saymakla bitiremeyiz ama çözüm belli. Biz birlik olursak yapamayacağımız hiçbir şey yok. Mart ayında Türk Metal sendikası yetkiyi almıştı ancak OPPO yönetimi buranın usulüne hemen alışmış olmalı ki yetkiye itiraz etti. Sessiz kalmamalı, birliğimizi güçlendirmeli, sendikaya sahip çıkmalıyız. OPPO yönetimi işçilere saldırmayı erken öğrendi biz de işçiler birlik olduğunda neler olabileceğini onlara öğretmeliyiz.

 

Bu yazılar Gerçek gazetesinin Haziran 2021 tarihli 141. sayısında yayınlanmıştır.