Dünya işçi sınıfının mevzii olarak Küba’yı savunmak
2026 yılına girer girmez ABD emperyalizmi Venezuela’ya saldırdı. Ardından Meksika ve Kolombiya gibi bir dizi Latin Amerika ülkesinin yanı sıra Küba’yı da hedef tahtasına koydu. ABD’nin Küba üzerindeki baskı ve kuşatmayı arttırması, “zaten yıllardır ambargo var” rehavetiyle ve ambargonun sıkılaştırılması basitliği ile ele alınabilecek bir gelişme değil. ABD Küba’yı yakıtsız bırakarak boğmaya ve teslim almaya çalışıyor. 3 Ocak’ta ABD’nin Venezuela’ya yönelik saldırısı ve Maduro’nun kaçırılmasının ardından, ABD’nin Venezuela petrol akışına el koyması ile birlikte Küba’nın yıllardır ayakta kalmasını sağlayan damarlardan biri kesilmiş oldu. Ardından Trump Küba’nın petrol ihtiyacını karşılayabilecek diğer ülkelerin de boğazına çökecek şekilde kuşatmasını genişletti. Trump 30 Ocak’ta Küba’ya doğrudan ya da dolaylı petrol sağlayan ülkelere karşı ek gümrük tarifeleri uygulanmasına olanak sağlayan bir kararnameye imza attı. Hedef doğrudan doğruya Küba halkının günlük yaşamıdır. ABD Küba’nın enerji damarlarını kesip hayatı felç etmeyi, sağlık gibi en temel yaşamsal hizmetlere erişimini engellemeyi, halkı karanlığa ve yokluğa mahkûm etmeyi amaçlıyor.
Trump bu şekilde Küba’nın enerji damarlarını keserken ABD’nin Hazine Bakanlığı Venezuela petrolünün Küba’ya satışına kolaylık sağlayacaklarını açıkladı. Bu açıklamada utanmazca “Küba halkını destekleme amacıyla” diyorlardı. Tabii ki bu desteğin bir şartı vardı: Venezuela petrolü Küba’daki özel sektöre satılabilecekti ama “Küba ordusu, istihbarat servisleri veya diğer devlet kurumlarıyla ilişkili herhangi bir kişi veya kuruluş ya da ABD Dışişleri Bakanlığının Küba'ya yönelik kısıtlama listesinde yer alan kuruluşlar” bu kapsamın dışında kalacaktı! Bir yandan bütün bir ülkeyi abluka ile boğ, öte yandan nefes borusunu kapitalist restorasyonun tohumu olan özel sektör üzerinden aç, devleti tamamen dışla. Bir yandan baskıyı arttır, bir ülkenin boynunu eğmeye çalış, diğer yandan içeriden siyasal ve sosyal çözülmeyi örgütlemeye yönelik bir mühendisliğe giriş. Abluka ve ambargolarla boğdukları Küba halkını “destekleme” masalıyla sunulan her hamle, Küba’yı düzenin kalıbına sokma, devrimin kazanımlarını ortadan kaldırıp işçi devletinin altını oyma hamlesidir.
Nitekim ABD’nin İran’a yönelik saldırılarının ardından Cumhuriyetçi Senatör Lindsey Graham, 3 Mart’ta katıldığı bir televizyon programında “Uluslararası terörizmin ana gemisi olan İran rejimi çökme aşamasında” dedikten sonra Küba’yı kastederek “Bu komünist diktatörlüğün de günleri sayılı” sözleriyle gerçek niyetlerini açıkça söyledi. Evet ABD emperyalizmi Latin Amerika ve Karayipler’de kendisine dikensiz bir gül bahçesi yaratmak istiyor, ama Küba’ya olan düşmanlığı Latin Amerika’da ABD ile ters düşen ülkelere duyduğu düşmanlıktan öte bir anlam taşıyor. ABD’nin Küba’ya olan düşmanlığı Küba’nın bugün başında olanlara değil, onun bir işçi devleti olmasına karşı düşmanlıktır. Bir devrimin kazanımları ile inşa edilen, bugün hâlâ her türlü zorluğa, ambargoya karşı ayakta kalmayı başaran, bütün insanlığa kapitalizmin, emperyalizmin barbarlığından farklı bir yolu gösteren bir örnek olarak işçi devletine düşmanlığıdır. Venezuela’yı kuşatırken bile nihai hedefi Küba’yı teslim almaktır.
Tam da bu nedenle Küba’yı savunmak, yalnızca Karayipler'deki bir adayı savunmak değildir, emperyalizmin saldırısı karşısında dünya işçi sınıfının kendi mevziini savunmasıdır. ABD başta olmak üzere emperyalizm Küba'yı kapitalist restorasyona zorluyor, işçi devletini ortadan kaldırmaya çalışıyorsa, Küba’ya “Yakıtını keserim, yanında duranı da ezerim” diyorsa biz de aynı netlikte cevap vermeliyiz. Küba’da yıllar içinde yaşanmış olan tüm bürokratik dejenerasyona rağmen Küba halkı işçi devletinin kazanımlarını savunuyor. Küba’da ABD baskısı ve özel sektörün işbirliği ile kapitalist restorasyona geçit vermemek üzere Küba emekçi halkının yanında olmalıyız. Küba’nın savunulması, ABD emperyalizmine karşı ikirciksiz tutum ve her mevzide emperyalizmin geriletilmesinden de geçiyor. Öyleyse Küba’yı savunmak için bugün emperyalizmin saldırılarına karşı İran’ı da savunmak gerek. Küba’yı savunmak için emperyalizmin ve Siyonizmin saldırılarına karşı Filistin halkını asla yalnız bırakmamak gerek. ABD’li senatörün bahsettiği uluslararası terörizmin ana gemisi İran ya da başka bir ülke değil, ABD’nin ve NATO’nun kendisidir. Dolayısıyla bizim de şiarımız “NATO’dan çık! NATO’yu yık!” olmalıdır. Hem Küba’yı savunmak hem de emperyalizmin dünyayı içine sürüklediği barbarlığın karşısında insanlığın kurtuluşunun yolunu açabilmek için!
Bu yazı Gerçek gazetesinin Mart 2026 tarihli 198. sayısında yayınlanmıştır.






