Maymunlara, kabilelere ve cumhuriyete dair: Fransa’da hayati bir seçime doğru

Fransa

Tam bir yıl sonra, Nisan 2027’de Fransa’nın (hatta Avrupa Birliği’nin) geleceğine damga vuracak bir seçim yaşanacak. Ülkenin “yarı-başkanlık” olarak anılan siyasi sisteminde belirleyici bir rol oynayan cumhurbaşkanının seçileceği bu seçime doğru giderken her şey tuhaf, her şey kaderin bir oyunu gibi görünüyor.

Önce bu oyunun ne olduğunu yazalım ki, okur çok ciddi bir kader anında olduğumuzu iyice anlasın. Şurada başlayalım: Yıllardır, Fransa’nın ana sınıflarının görülmemiş bir hesabın, kapanmamış bir defterin peşinde Avrupa’nın sınıf mücadeleleri merkezi heline gelmiş olduğunu hep yazdık. Fransa Avrupa’nın diğer büyük ülkelerinden (Britanya, Almanya, İtalya vb.) farklı olarak, büyük burjuvazinin neoliberal taarruz sürecinde (diyelim 1990’lı ve 2000’li yıllarda), işçi sınıfının geçmişte elde etmiş olduğu kazanımları söküp alamayan ve bu yüzden sürekli sarsıntılar ve gelgitler yaşayan ülkedir. Bu yüzdendir ki 2016’dan beri yani on yıldır, hemen her yıl, inişiyle çıkışıyla büyük sınıf mücadeleleriyle yaşamıştır. Bir bakıma patlamaya hazır bir fıçıdır. Aşağıda yazacağımız her şeyi iki ana sınıf arasındaki bu paylaşılamayan koz sorununu akıldan çıkarmadan okumak gerekir.

On yıllardır dişiyle tırnağıyla etkisini yayan, burjuvaziyi kendi çözümüne cezbedebilmek için paralanan ön-faşist parti Ulusal Derleniş (RN), artık iktidarın eşiğine gelmiş durumda. Son birkaç seçimdir ülkenin en güçlü partisi durumunda ve bütün kamuoyu yoklamaları cumhurbaşkanlığı seçiminde partinin adayının kesinlikle ikinci tura kalacağını ve muhtemelen cumhurbaşkanlığını ele geçireceğini gösteriyor. Yani Amerika’dan sonra ikinci bir Trump fırtınası da Avrupa da patlak vermek üzere. (İtalya’da 2022’de başbakan olan Giorgia Meloni bu kalibrede bir vak’a değil: O da ön-faşist ama Avrupa’nın iki belirleyici ülkesinden (Almanya ve Fransa) biri olmayan İtalya’da kendi başına bir ilerleme kaydedemeyeceği bilinciyle bugüne kadar zamana oynadı durdu.)

Bir faşistin Fransa cumhurbaşkanı olması kendi içinde tarihî bir sarsıntı olacaktır zaten. Ama kader ağlarını başka türlü örmeye yöneldi. Şayet belirli koşullar bir araya gelirse faşist adayın karşısında Fransa’nın büyük sol partileri arasında en radikali, en açık sözlüsü, en mücadelecisi olan Boyun Eğmeyen Fransa’nın (LFI) tarihî önderi Jean-Luc Mélenchon’un ikinci tura kalabileceği anlaşılıyor. Yani seçim sadece faşistler iktidara gelecek mi sorusuna cevap olmayacak, “aşırı sağ” (bizim teşhisimize göre faşist) aday ile Fransa burjuvazisinin şimdiden “aşırı sol” adını taktığı Boyun Eğmeyen Fransa partisinin önderi arasında bir boy ölçüşmeye dönüşecek!

Siyasi yelpaze: sağ

Seçimin büyük favorisi olan ön-faşist Ulusal Derleniş (RN) partisinin, partiyi destekleyen büyük kitleler nezdinde son derecede karizmatik bir etki sahibi olan kadın başkanı Marine Le Pen, yüksek olasılıkla seçime giremeyecek. Çok uzun yıllar önce partisine yasal olarak verilen ama Avrupa Parlamentosu için harcanması gereken önemli bir miktar paranın kullanımını saptırarak doğrudan partisinin ihtiyaçlarına tahsis ettiği iddiasıyla hem hapis hem de siyasetten yasaklanma cezası ile karşı karşıya. Dava şimdi temyizde ve Marine Le Pen kaybederse seçime giremeyecek.

Ne var ki, bir süre önce kendi eliyle partinin başkanlığını devrettiği (Le Pen kendisi halen meclis grubunun başkanlığını yürütüyor) veliahtı olarak anılabilecek 30’lu yaşlarının başındaki Jordan Bardella partinin adayı olursa, kamuoyu yoklamaları onun da seçimi kazanacağını, hatta en azından genç kuşakların bağrında “şef”inden bile daha büyük popülaritesi olduğunu gösteriyor. Yani Fransız yargısının büyükbaşları eğer Marine Le Pen’e cezayı (hiç olmazsa kısmen) ön-faşist partinin iktidara geçmesini engellemek için veriyorsa şimdi bir ikilemle karşı karşıyalar. Belki de bu sayede faşizmin iktidara geçmesini kolaylaştırmış olacaklar!

Faşistlerin önünde bir engel, geç gelen bir başka faşist Eric Zemmour’un aynen 2022 seçimlerinde yaptığı gibi aday olmasıdır. Bu, faşist oyların birkaç yüzdeliğinin birinci turda Zemmour’a gitmesiyle RN adayının gerekli orana ulaşamaması sonucunu yaratabilir.

Şayet faşistler iktidara geçer de programlarını Trump gibi hızla uygulamaya başlarlarsa, Fransa aynen Trump Amerikası gibi bir ırkçılık çirkefinin içine düşecek, göçmen nüfus ve Müslüman düşmanlığı arşı âlâyı bulacak, Fransız proletaryası da aynen Amerikan işçi sınıfı gibi “yerli” ve “göçmen” olarak ortasından çatlayacak, uluslararası politikada ise Le Pen Trump’tan kendi koyu Fransız milliyetçiliğine saygı görürse onunla ve Putin’le işbirliği içinde Avrupa Birliği’ni de sarsacaktır.

Faşizmin yükselmesi karşısında geleneksel Fransız sağı,  yani Cumhuriyetçi Parti (LR) ünlü General de Gaulle’den ilhamla “Golist” diye biliniyor ama artık klasik bir muhafazakâr parti haline gelmiş durumda. Parti birkaç yıl önce bölündü. Fransa’da hep “aşırı sağ” olarak anılmış olan faşizme karşı bu sağ, sol da dâhil olmak üzere, diğer partilerle “cumhuriyetçi cephe” adı altında bir karantina politikası uygulardı. Bu ilke sarsıntıya girdi. Partinin hatırı sayılır bir kesimini peşinden sürükleyen Eric Ciotti, faşistlerle ortak bir yürüyüşü savunarak kendi partisini kurdu ve en son Mart ayında yapılan belediye seçimlerinde faşistlerin de desteğiyle Fransa’nın beşinci büyük şehri Nice’in belediye başkanlığını kazandı.

Buna rağmen, şimdi hemen sözünü edeceğimiz bir faktör dolayısıyla LR belediye seçimlerinde gücünü korudu, birçok şehirde başarılı sonuçlar elde etti. Yani faşist adaya karşı düşük de olsa sağdan bir tehdit oluşturabilir.

Hemen sözünü edeceğimiz faktör cumhurbaşkanı Emmanuel Macron’un şahsında 2017’den beri cisimleşen siyasi “orta yol”un, hem Macron’un, hem kurdurttuğu hükümetlerin itibarlarını yitirmesi dolayısıyla yavaş yavaş sönümlenmekte oluşudur. Macron, 2017’den beri hem geleneksel sağdan hem artık iyice burjuvalaşmış “sosyal demokrasi” alanından çaldığı destekle Marine Le Pen’in karşısında statükonun kalesi olmuştu. Fransa’da cumhurbaşkanları iki defadan fazla seçilemiyor. Yani Macron şahsen gidici.  Onunla birlikte “orta yol” da çöküyor. (Bu çöküşün nedenlerine burada giremeyiz.) Bundan, muhtemelen daha çok sağdaki LR, ama bir miktar da Fransa’nın Sosyalist Enternasyonal adıyla anılan ama olsa olsa “sosyal kapitalist” denebilecek sözde sol partisi Sosyalist Parti yararlanacaktır.

Siyasi yelpaze: Düzen solundan devrimci sola

Solda Sosyalist Parti’nin dışında Yeşiller ve Fransız Komünist Partisi var. Bunların hepsi farklı biçimlerde düzenin sadık soludur. Fransız ve Avrupa burjuvazisinin büyük tercihlerinin dışında kolay çıkamazlar.

Geriye düzen solunun yaramaz çocuğu kalıyor. Önderi Mélenchon’un yönetiminde LFI daha iki yıl önce bu solla birlikte “Yani Halk Cephesi” olarak anılan bir ittifaka gitmişti. Bu ittifak, düzenin sınırları içinde bazı başarılı işler de yapmıştı. Ama son dönemde Sosyalist Parti, hem kendi içinde sağa yatkın birtakım odakların basıncı altında hem de, daha önemlisi, Macron’un “orta yolu”na ve onun mirasına göz koyduğu için, LFI’nin düzen içi bir parti için radikal sol olarak nitelenebilecek politikalarından uzak durmaya başladı. Bu, zamanla düşmanca bir tutuma dönüştü. Bugün tam da Fransız burjuvazisi tarihinde ilk kez LFI’ye “aşırı sol” yaftasını layık görürken, Sosyalist Parti de ona anti-Semitik damgasını vurmaya çalışıyor.

Bizim, okurumuza, Avrupa’nın her ülkesinde görülebilecek bir durum olarak bunun Mélenchon ve LFI’nin hem Filistin ve İran meselelerinde hem de Fransa’da göçmen düşmanlığına karşı tutarlı ve radikal sol bir tutum almasına karşı bir tepki olduğunu, yani aslında, “anti-Semitizm” iddiasının kendisinin Sosyalist Parti’nin Siyonizme boyun eğmesinin ürünü olduğunu vurgulamamıza gerek var mı?

Şimdi tam da bu konuyu değerlendireceğiz ama önce partiler yelpazesini tamamlayalım. LFI’nin düzen içi sol partiler arasında (ya da Marksist olmayan partiler arasında) radikal bir sol konumda olduğunu söyledik. Fransa gibi devrimci mücadelelerin çok güçlü bir tarihinin olduğu bir ülkede elbette devrimci bir sosyalist hareketler kümesi de var. Bunların tamamı Trotskist. Başta İşçi Mücadelesi (LO) adlı sınıf içinde yoğun bir örgütlenmeye sahip ama işçi kuyrukçusu denebilecek bir politik yaklaşıma tutsak, nispeten güçlü bir örgüt olmak üzere, çeşitli Trotskist uluslararası odakların çeşitli Fransa örgütleri de sınıf mücadelesine yoğun biçimde katılıyor. Ama bunların seçim politikası üzerindeki etkisi son derecede sınırlı. (21. yüzyıl başlarında durum farklıydı ama burada buna giremeyiz.) Bu yazıda bunların varlığına değinmek önemliydi. Yarın faşizme karşı mücadele fabrikalarda, mahallelerde, okullarda parladığı zaman bu örgütler mücadeleye kendi boyutlarının çok ötesinde katkılarda bulunacak. Ama 2027 yılının hayati önemdeki seçimleri açısından bunlara ait daha fazla bir bilgiye şimdilik gerek yok. Varlıklarını unutmamak kaydıyla.

Fransa’da çok özel bir durum doğuyor

Yukarıda birkaç defa Fransa’da içinde olduğumuz Mart ayı sonunda belediye seçimlerinin yapıldığına değindik ama sonuçlarına hiç değinmedik. Çünkü amacımız ince ince seçim analizi yapmak değil. Sadece cumhurbaşkanı seçimindeki yüksek olasılıkları ortaya koyduk. Faşistlerin en azından birinci turda en güçlü aday olduğunu, solda ise LFI’nin adayı Mélenchon olduğu takdirde ikinci tura geçme ihtimalinin kuvvetli olduğunu belirttik. Amacımız başkanlık seçimlerini de sadece bir merhale olarak almak ve Fransa’da büyük sınıf mücadeleleri ve büyük politik kavgalar açısından ortamın ne durumda olduğunu ortaya koymak.

Bunun için, önce özel olarak Avrupa Birliği’nde, genel olarak emperyalist ülkelerde belirleyici eğilimin ne olduğunu hatırlatalım. Bu ülkelerde siyasi durumun belirleyici faktörü, 2008’den itibaren başlayan Üçüncü Büyük Depresyon ertesinde küreselciliğin çöküşünden sonra hızla yayılan milliyetçi dalganın üzerinde işçi sınıfını “yerli” ve “göçmen” ayrımı üzerinden bölmeye yönelen faşizmin güçlenmesidir. Düzen solu, bu ülkelerin hiçbirinde sorunu bu şekilde tanımlayıp faşizmin üzerine tam da onun projesinin kalbi olan bu “sınıfı bölme” operasyonuna karşı barikatlar yükseltmeye çalışarak gitmiyor. Fransa’da Boyun Eğmeyen Fransa’nın (LFI) özelliği meseleyi tam buradan yakalamasıdır. Bunun çeşitli boyutlarını özet olarak ortaya koyalım.

  • LFI, Fransız milliyetçisi bir partidir. Programının ayırt edici yanı, general De Gaulle’ün Fransa’nın Cezayir ulusal kurtuluş mücadelesine karşı karşı-devrimci bir savaş verdiği 1954-1962 döneminde kurmuş olduğu 5. Cumhuriyet’in yerine bir 6. Cumhuriyet kurmaktır. Yani Fransa çapında bir büyük siyasi değişim. Ne var ki, bu milliyetçiliğin dinamiği gerektiğinde NATO ve AB’nin politik çerçeveleriyle çatışmayı içermektedir. Bu, en azından bugüne kadar, Avrupa’nın düzen içi solunun tamamına aykırı düşen bir meydan okumadır. Göç sorununa cepheden yaklaşan karşıt bir hareket Almanya’nın güçlü sol partisi Die Linke’den Sarah Wagenknecht önderliğinde kopan harekettir. Ama onun yaklaşımı LFI’ninkinin taban tabana karşıtıdır. Göçmenlerden uzak durmak, Almanya’nın düşük sınıf bilinçli “yerli” işçisinin geri dürtülerine oynamak!
  • Fransa’da bütün düzen solu faşistlerin göç ve “yabancı” karşıtı yaygarası karşısında sessiz kalırken, LFI öylesine çok dayanışma içinde olmuştur ki, Macron’un ilk döneminde Fransız burjuvazisinin temsilcileri “Islamo-gauche” (İslamcı sol) diye gerçek dünyada var olmayan uyduruk bir kavram yaratmışlardır. Tam da El Kaide ve IŞİD’in Fransa’da çok sarsıcı eylemlere giriştiği 2010’lu yıllarda Fransız halkı suikast, bombalama ve eylemlerden dolayı korku içindeyken geliştirilen bu kavram elbette halkın bilincinde ağır etkiler yaratma istidadı gösteriyordu.
  • Bundan üç yıl önce Haziran 2023’te Paris’in bir varoşunda Arap kökenli bir göçmen ailenin çocuğu Nail’in polis tarafından kasten öldürülmesinden sonra başlayan ve Fransa’yı ateş çemberine çeviren varoşlar isyanı sonrasında sitemizde yazıldığı gibi, Fransa’nın devrimci sosyalist solu dâhil “yerli” işçi sınıfı saflarından ve halk hareketinden kimse bu isyana el uzatmamıştır. Oysa bu isyan tam da faşistlerin eline oynayan ırkçı düzenin bir ürünüdür. LFI, burjuvazinin sözcülerince ve medyasınca “ayak takımı” olarak görülen bu gençlerin eylemine sahip çıkmıştır. Bu yüzdendir ki yoldaşımız Hasan Refik Fransa’da “Kent Yoksullarının İsyanı” başlıklı dört bölümlük yazısında “şu anda, yüzünü faşizme dönmeye hazır emekçi halkı faşistlerin elinden söküp alma başarısını (kısmi de olsa) sadece Mélenchon gösterebiliyor” yazmıştır.
  • LFI Fransa’nın azınlıklarına, göçmenlerine, sömürgelerine el uzatan çok bilinçli bir politika izlemektedir. 2017 seçimlerinden bir buçuk yıl sonra LFI “yoksul mahalleler ulusal buluşması” adını taşıyan ilk toplantısını düzenlemiştir. 2024’te Avrupa seçimlerinde “Yeni Fransa” kavramı yaygın olarak kullanılmıştır. Bu, Fransa’nın ulusal tarihiyle gurur duyan bir düzen içi parti açısından devasa bir atılımdır. Bir bakıma Fransız ulusu yeniden tanımlanmakta, emperyalist bir ulusun kendisiyle duyduğu gururdan bir ölçüde uzaklaşan ve bağımsızlaşan bir hareket başlatılmaktadır.

Bugün LFI Fransa’nın en büyük üç kentinin çevresini saran, “cités” ya da “banlieus” olarak bilinen yoksul mahallelerde en çok ilgi gören sol parti haline gelmiştir. “Yerli” işçi/”göçmen” işçi çelişkileri en çok bu mahallelerde derinden hissedilir. Konutların durumundan sokakların güvenliğine, uyuşturucudan gençlik çeteleri arası mücadelelere, sağlık kuruluşlarının ve okulların yetersizliğinden ulaşıma sayısız sorunu buralarda Fransız işçi sınıfı ve yoksulları Kuzey Afrika’nın Arap ülkelerinden ve Kara Afrika coğrafyasından gelmiş daha yeni kuşak işçilerle ve kent yoksullarıyla paylaşırlar. Bu da büyük gerilimler yaratır. Yüksek sesle çalınan yabancı bir müzikten balkonda pişirilmekte olan bir sucuğun kokusuna, her şey bir çatışma konusu olabilir. İşte LFI Fransa’nın gerçekten devrimci sosyalist örgütlerinin dahi yapmadığını ya da yapamadığını yapmakta, buralarda adım adım başarılı inşa süreçleri yaşamaktadır.

Belediye seçimlerine son bir kez değinelim. Bizim saptayabildiğimiz kadarıyla LFI’nin 7 adayı belediye başkanı seçilmiştir. Bu adayların 6’sı göçmen kökenlidir, yalnızca biri beyazdır. Altı adayın hepsi büyük kent varoşlarından siyahiler ya da Kuzey Afrikalı Araplardır. Üçü Paris’in yukarıda anlatılan kenar mahallelerindendir, üçü de ülkenin üçüncü büyük kenti Lyon’un varoşlarından. Ülkenin ikinci büyük kenti, bir Akdeniz limanı olan Marsilya’da ise büyük kent ölçeğinde seçime giren LFI adayı Sébastien Délogu ise yüzde 10 üzerinde bir oy oranına ulaşmış ama ikinci turda çekilmiştir. Kendi yoksul bölgesi Marsilya 1 ve Marsilya 2 diye bilinen bölgelerde ise oy oranı çok daha yüksektir.

İşte LFI’nin üç büyük kentin varoşlarındaki belediye başkanları:

 

Fransa 2

Bally Bagayoko, Seine-Denis (Paris bölgesi Ile-de-France’ın ikinci büyük kenti)