Metal Fabrikalarından Haberler - Ocak 2026

Metal Fabrikalarından Haberler - Ocak 2026

Dilovası Esitaş’tan bir işçi kadın: İş, aş, hürriyet için ayrı gayrı demeden örgütlü mücadeleye!

Merhaba yoldaşlar,

Ben Dilovası’nda Esitaş fabrikasında çalışan bir kadın işçiyim. Yaklaşık 1 hafta önce asgari ücret açıklandı. Aralık ayı boyunca sergilenen tiyatroyu hepimiz izledik. Milyonlara dayatılan asgari ücret açlık sınırının altında kaldı. Gerçi şimdi kalmasaydı bile, Şubat ayını görmeden kalacaktı. Biz 1 ay boyunca bize reva görülen bu ücret ile geçinmeye çalışırken, para babaları bizim emeğimizi sömürerek servetlerine servet katıyor. Çocuklarını özel okullarda okutup yedikleri önünde yemedikleri arkalarında yaşıyorlar. Bizler ise evimize götüreceğimiz bir ekmeğin hesabını yapmak zorunda kalıyoruz.

Benim fabrikam sendikalı evet, ama biz de “bizi Mart ayında yapacağımız sözleşme ilgilendirir” deyip gözümüzü kapatamayız. Sendikalı da olsa sendikasız da olsa milyonları ilgilendiren, artık karın tokluğuna çalışıyoruz bile diyemeyeceğimiz bir rakam açıklanmışken ve iktidar OVP ile tüm işçi sınıfına saldırıyorken sessizce oturamayız. Yıllardır sergilenen tiyatronun milyonlar olarak farkındayız. Bu tiyatronun izleyicisi olmayalım. Yoldaşlar, güç bizim elimizde. Ne patronlar ne de onların daimî destekçisi iktidar bize emeğimizin karşılığını vermeyecekler. İnsanca bir ücret ve yaşam istiyorsak biz alacağız. Bakın Türk-İş bu masaya oturmadı evet doğru bir tutum ama çözüm masaya oturmamak da değil. Bu tutumun gerekliliği meydanlarda olmaktır. Yaklaşık 10 gün önce Birleşik Metal-İş, Gebze Kent Meydanında miting yaptı. Binlerce işçi oradaydık, meydana sığmadık. Çok güzel bir görüntüydü. Orada hep birlikte haykırdık “Hak verilmez alınır!” diye. Gerçekten de biz alacağız. Fabrikalarımızda nasıl omuz omuza ayrı gayrı demeden çalışıyorsak meydanlarda birlik olmalıyız.

Biz işçiler, birlikte ve örgütlüysek güçlüyüz. Smart grevine bakın dostlar. 70. günü devirdiler ve kararlılıklarından, güçlerinden bir gram eksilme olmadı daha da arttı güçlendiler. Daha öncesinde de işçi sınıfının kazandığı tüm haklar bu örgütlü gücün sayesinde oldu. Önümüzde hepimizi ilgilendiren MESS savaşı var. Bizler bu savaşı kazanmak zorundayız. Açlık ücretine mahkûm edilmek istemiyorsak, gelirde ve vergide adalet istiyorsak, asıl verginin para babalarından alınmasını istiyorsak örgütlü mücadelemizi daha da büyütmek zorundayız. Nasıl ki sermaye ve iktidar el ele bizim karşımızdaysa biz de konfederasyon ayrımı yapmadan Birleşik İşçi Cephesini oluşturmalı öyle mücadele etmeliyiz. Türk-iş, Hak-iş gibi sarı sendika yöneticilerini koltuklarından kaldırıp harekete geçirecek olan işçi sınıfının gücüdür. O güç, o koltuğu da yerinden oynatır. Aynı güç meydanlarda iş, aş, hürriyet mücadelesi için savaşır ve kazanır. Çünkü güç işçi sınıfının örgütlü mücadelesindedir.

Yaşasın işçilerin birliği!

copreci

Dilovası Copreci’den metal işçisi bir kadın: İşçi sınıfı; iş, aş ve hürriyet için mücadeleye!

Merhaba yoldaşlar. Biz Copreci işçileri yeni dönem sözleşmemizin arifesindeyken 2026 yılının asgari ücreti belirlendi. Türk-İş verileriyle dört kişilik bir ailenin yoksulluk sınırı 98.188 lira. Bekar bir işçinin aylık yaşam maliyeti ise 39.123 lira olarak belirlenmiş. Biz kendi fabrikamızda dört kişilik aileye bakabileceğimiz maaşlara erişemiyoruz. Toplu sözleşmelerimizde taleplerimizi gerçek enflasyonu göz önünde bulundurarak hazırlıyoruz. Fakat patronlar ve onların temsilcileri bizlere bu rakamları çok görüyor. Türkiye’de “karın tokluğuna” bile denmeyecek bir rakam olarak 28 bin 75 liralık asgari ücret toplu sözleşme masamız kurulduğunda bizim için bir veri olarak duracak ve bizim insanca koşullarda çalışmak için vereceğimiz mücadeleyi zorlaştıracak. Bu yeni asgari ücretle milyonlarca insanın ise sofrası ekmeksiz kalmaya devam edecek. Milyonların açlığı ile sendikalı işçinin asgari ücretin üzerindeki maaşları kıyas edilip, sınıfı birbirine kırdırmak burjuvazinin kendine çok yarayan bir hamlesi. Orta Vadeli Programın (OVP) kemer sıktıran, sırtımıza binen yükü, yani Türkiye’nin krizden patronların kılına zarar gelmeden sıvışma programı, bizim toplu sözleşme masamızda yankılanıyor: “Asgari ücret budur, sizin ücret şudur. Bizim Mısır’daki dükkânda maaşlar şudur, siz de zaten kadın işçisiniz, bu kadar ücret size yeter zaten.” diyor Bunlar henüz birbiri ardına suratımıza denmedi ama masa kurulduğunda bunları duyacağız. Böylece Copreci’de kötü koşullarda, sendikasız geçen on yıllar üzerine işten kovulmak pahasına sendikalı olunmuş ve güzel sosyal haklara yeni yeni kavuşulurken, kazanılmış haklarımız bir anda risk altına girebiliyor. Bu işçi sınıfının mücadelesinin sendikalı, sendikasız, işsizler olarak topyekûn verilmesi gereken bir mücadele olduğunun çok basit bir örneği. Her bir fabrikadaki kazanım tüm işçi sınıfının hanesine artı yazılır ve bunun tam tersi de geçerlidir. Bu sebeple 21 Aralık 2025 tarihinde Gebze’de yaptığımız DİSK’in eylemine biz Birleşik Metal-İş’li fabrikaların çok kalabalık katılmasını çok anlamlı buluyorum. Bizler asgari ücretin açlık ücreti olmasına karşı, işçiye bindirilen vergi yüküne karşı, işçi sağlığı güvenliğine uygun olmayan koşullarda çalıştırılmamıza, iş cinayetlerinde öldürülmemize, MESS’in sefalet dayatmalarına, istibdadın grev yasaklarına karşı Türkiye işçi sınıfı için sokağa çıktık. 2026 yılı bizim toplu sözleşmemiz ve daha önemli olan MESS sözleşmesi ile başlamış oldu. Mücadelelerimizin kazanımla sonuçlandığı, Türkiye işçi sınıfı olarak istibdadın karşısına iş, aş ve hürriyet için birlik olarak çıktığımız bir yeni yıl diliyorum.

chen

Tuzla Chen Solar’dan bir işçi kadın: Açlık ücretine mecbur değiliz!

Merhabalar ben Chen Solar fabrikasında çalışan bir işçi kadınım. 2025’i geride bırakırken 2026’ya girmeden bütün Türkiye’yi derinden sarsan asgari ücret açıklaması yapıldı. Açlık sınırının 30.000 TL üzerinde olduğu bir ülkede hiç utanmadan 28.075 TL asgari ücret açıkladılar! Yani açlık sınırının altında!

Milyonların hayatını belirleyen asgari ücreti üç gruptan oluşan bir toplam belirledi. Peki kimdi bu üç grup? AKP iktidarı, sermaye sınıfı ve Türk-İş denen sarı sendika. Türk-İş’i de bu üçlü grubun içine sokmalarının tek sebebi biz işçi sınıfının görüşlerini de aldık demekti. Ama neyse ki biz işçiler Türk-İş’in ne kadar sermaye sınıfının yancısı olduğunu çok iyi biliyoruz.

Asgari ücret açıklanırken ekran başında bekleyen işçiler, emekçiler “Bu devirde, bu rakamlarla nasıl geçineceğiz?” diye kahrolurken, iktidar ve sermaye sınıfı milyon dolarlık evlerinde oturup keyif içinde izledi, çok iyi biliyoruz.

Milyonlarca emekçinin bir yıl boyunca evine götüreceği ekmeği belirleyen asgari ücreti belirleyenlerin arasında o emekçileri temsil edebilecek kimse yoktu! Bunu da çok iyi biliyoruz. Asgari ücret masası bir tiyatroydu. Milyonları açlık ücretine mahkûm etmek için bize bu tiyatroyu izlettiler.

Bu dünyada üreten de biziz patronun kârına kâr katan da biziz. Ne kaderimizi ne de çoluğumuzun çocuğumuzun rızkını sermaye iktidarının, patronların insafına bırakmayalım! Hepimiz çok iyi biliyoruz ki ne iktidar sınıfı ne de sermaye sınıfı hiçbir zaman geçinebileceğimiz ücretler vermeyecekler bize. O ücretleri bizler mücadeleyle, örgütlenerek söke söke kendimiz alacağız!

Bütün işçi sınıfına, emekçilere sesleniyorum: Birlikten kuvvet doğar! Kendi ücretlerimizi kendimiz belirlemek, işçi sınıfının gerçek gücünü onlara göstermek için örgütlenelim! Bütün fabrikalara sendika sokalım! Açlık ücretine mahkûm olan fabrika kalmasın! Kendi kaderimizi kendimiz çizelim! Patronların bize reva gördüğü üç kuruşa boyun eğmeyelim!

izmir mektup

İzmir’den bir metal işçisi kadın: Son günlerin en kahredici haberi: Ali Sabancı geçinemiyormuş!

Merhaba yoldaşlar, İzmir Kemalpaşa’dan tüm emekçilere selamlar. Asgari ücret açıklandığı gibi açlık sınırının altında kaldı. Patronlar keyiften ellerini, avuçlarını ovuşturuyor. Memlekette asgari ücret genel ücret hâline geldiğinden, örgütsüz fabrikalarda üç aşağı beş yukarı herkes asgari ücret aldığından bu duruma en çok patronlar keyiflendi. Patronlar zaten bildiğimiz gibi; ar damarı çatlamış olduğundan utanmazca bizlerle alay etmeye devam ediyorlar. Geçtiğimiz günlerde 960 milyon dolara yakın serveti olan Ali Sabancı, katıldığı bir CEO etkinliğinde gönlünce geçinemediğini söyledi. Ali Sabancı efendi geçinemiyormuş. Bunca yoksulluk varken, çocuklar okula aç gidiyor, insanlar artık pazar tezgahlarından artanları alıp evlerine götürüyorken, insanlar geçinmek için en zor işlerde çalışırken canlarını veriyorken bu şımarıklığın gözümüze sokulması, aklımızla alay edilmesi ağırımıza gitmeli. Bir zengin patronun zırvaları deyip de geçmemeli. Bu laflar, “ben insanların emeğini yeterince sömüremiyorum, boğazlarına giden lokmayı daha fazla kısmak istiyorum” demektir. Çünkü fotoğraftaki maden işçilerinin söylediği gibi bunların sahip olduğu servet bizden çaldıklarıdır. Şimdi daha fazlasını istiyorlar, iliğimizi, kemiğimizi sömürseler de doymazlar. Yoldaşlar, emekçi dostlar, bizlerin bu sisteme karşı örgütlü mücadele vermesi; işimiz, aşımız için olduğu kadar hürriyetimiz, onurumuz için de gereklidir. İşçiler açken, patronlar denen asalak soytarılar sınıfı huzur bulamasın, üstüne bizlerle alay edemesin istiyorsak örgütlenerek bir amaç doğrultusunda mücadele etmekten başka bir çaremiz yok. Bu bireysel olarak bir patronun serzenişi değil, kapitalist sistemin çürümüşlüğünün kokusudur. Bu çürümüş sistem işçi sınıfının yani bizim mücadelemizle yıkılmalıdır!

 

Bu yazılar Gerçek gazetesinin Ocak 2026 tarihli 196. sayısında yayınlanmıştır.